KANSER HASTASI GÜLER ZERE'YE ÖZGÜRLÜK! 0 Kommentare


Güler Zere kanser hastasıdır! Sağlık durumu gün geçtikçe kötüye gidiyor. Bu hastalığının tedavisinin sağlıklı yapılabilmesi için tahliye edilmesini istiyoruz. Bununla ilgili yapacağımız basın açıklamasına tüm duyarlı halkımızı çağırıyoruz. Tarih: 23 Haziran Salı Saat: 12.30 Yer: Ulus Meydanı (köprübaşı) / HATAY TAYAD'LI AİLELER

SİVAS KATLİAMININ 16. YILINDA DEMOKRASİ, İNSAN HAKLARI ve LAİKLİK İÇİN MÜCADELE HAFTASI 0 Kommentare


SİVAS KATLİAMININ 16. YILINDA DEMOKRASİ, İNSAN HAKLARI ve LAİKLİK İÇİN MÜCADELE HAFTASI

2 Temmuz 1993 tarihinde, Pir Sultan Abdal’ı anmak üzere Sivas’a giden 33 insanın Madımak Oteli’nde yakılarak katledilmesi, Türkiye’nin aydınlığına, çağdaşlığına, demokrasi ve laikliğe, halkların kardeşliğine, birarada yaşama kültürüne, çeşitliliğe darbe vurmayı amaçlayan hain bir plandı. 16 yıl önce Sivas’ta gerçekleşen gerici, şeriatçı, faşist katliam devletin ve güvenlik güçlerinin gözetiminde yaşandı. İnsana, aydınlığa, düşünce özgürlüğüne düşman ırkçı ve şeriatçı güçler, “Şeriat isteriz”, “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak” sloganları atarak savunmasız insanları bir otelde kıstırdılar, oteli ateşe verdiler ve tarihe karanlık bir sayfa eklediler. Madımak katliamı, demokrasi, eşitlik ve özgürlük düşmanlarının; toplumsal, inançsal ve kültürel farklılıkları yok sayıp tek tip yurttaş yaratmaya çalışan egemen zihniyetin ürünüdür. Bu zihniyet, katliamın her aşamasını planlamış, maşa olarak da 2 Temmuz öncesinde Sivas’ta konuşlandırdığı ırkçı, gerici, şeriatçı, faşist güçleri kullanmıştır. Sivas’a Yol Ulumuz Pir Sultan Abdal’ı anmaya giden aydın, yazar, sanatçı canlarımız profesyonel bir katliam planı ile ablukaya alınmış, Madımak Oteli’nin yakılmasına kadar olan tüm süreç ilmik ilmik örülmüştür. Katliamın üzerinden 16 yıl geçti. Ne Madımak’ta yakılan ateş söndü, ne “Çok şükür yurttaşlarımıza bir şey olmadı” diyen Çiller, ne “Bu kadar ölü futbol maçında bile oluyor diyen” Mesut Yılmaz unutuldu, Ne “gazanız mübarek oldu” diyen Temel Karamollaoğlu, ne Sivas katillerinin avukatlığına soyunan Şevket Kazan, ne de 8 saat boyunca savunmasız insanların bir otelde kıstırılmasına seyirci kalan DYP_SHP iktidarı unutuldu. Sivas Katliamı’nın 16. yılını geride bırakıyoruz. Geçen süre içinde çok hükümet değişti ancak “Madımak Müze Olsun” çığlığımıza yanıt gelmedi. Verdiğimiz, demokrasi, laiklik, barış, bütün bu kavramların ötesinde vicdani mücadelemiz sonucunda mevcut AKP Hükümeti Madımak Oteli’ndeki kebapçı dükkânını kapatmak zorunda kaldı ama otel hala müzeye dönüştürülmedi. Katliamın altyapısını oluşturan sosyal, psikolojik, inançsal, kültürel ve siyasal sorunlar zamana yayılarak unutturulmaya çalışılsa bile bu çabanın beyhude olduğu her 2 Temmuz yıldönümlerinde yüz binlerce insanımızın katıldığı görkemli anmalarla görülmektedir. Madımak Müze olmalıdır, olacaktır. Bu talep sadece Alevilerin talebi değildir. Bu talep çağdaşlıktan ve laiklikten yana olan tüm kesimlerin ve insanlığın vicdanına ait bir sestir. Bu talep, emperyalizme, faşizme, gericiliğe, cinsiyet ayrımcılığına, faili meçhullere, haksız gözaltılara, IMF ve Dünya Bankası politikalarına, özelleştirmelere, neoliberal politikalara karşı bağımsızlık, emek, demokrasi, barış, halkların kardeşliği, insan hakları, eşitlik, özgürlük mücadelesi veren herkesin talebidir. Bu talep, her türden sömürüyü devam ettirmek için dini ve etnik köken ayrılıklarını kullanan ırkçı ve gerici çevrelere karşı direnen herkesin talebidir. Bu talep, karanlığa karşı aydınlığı savunanların talebidir. Ve, birgün karanlıklar aydınlığa kavuşuncaya, Sivas, Maraş, Gazi, Ümraniye, 1 Mayıs katliamlarını planlayanların gerçek yüzleri ortaya çıkıncaya kadar bu Pir Sultan direnişi de bu talep de sürecektir. Ve o güne kadar;Sivas Katliamı unutulmayacak, unutturulmayacaktır. Her yıl olduğu gibi bu yılda Sivas’da Madımak Oteli’nin önünde olacağız. İstanbul'da Kadıköy Meydanı’nda buluşacağız.PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ

Adana’da Devlet Terörü 0 Kommentare

Adana’da DHF’ye yönelik baskılar artarak devam ediyor. Sözde ihbarla gece yarısı evleri basan jandarma, DHF çalışanlarını suçlu gibi gösterip çevrediki insanlara psikolojik baskı uyguladı. Jandarma, DHF sempatizanı ailelerin evlerini, yasak yayın bulundurmak iddiasıyla gece yarısı basarak arama yaptı. Baskın yapan jandarma aileleri suçlayacak bir delil bulamayınca bu sefer evleri ziyaret eden DHF çalışanlarını “illegal” kişiler olarak göstermeye çabaladı.Gece yarısı evler basıldıDün gece sabaha karşı gece 03.30 sularında jandarma tarafından sözde bir ihbar gözetilerek Adana’nın Sarıhamzalı beldesinde 4 eve yönelik baskın düzenlendi. Baskının nedeni olarak satılan kitapların alınarak yasa dışı bir örgüte yardım ve yataklık edilmesi gösterildi. 4 evdede psikolojik bir baskı oluşturmaya çalışan jandarma evde herhangi bir yasa dışı kitap bulamayınca ev halkına çeşitli isimler sorarak bu kişileri “illegalleştirmeye” çalıştı. Yine aynı beldede 4 gün önce de bir evin benzer bir bahaneyle jandarma tarafından basılmıştı. ‘Yıldırma politikası mücadelemize ket vuramayacaktır’Baskınlara ilişkin açıklama yapan Adana Demokratik Haklar Derneği, demokratik haklar mücadelesinin suç olmadığını bir kez daha yineledi. Açıklamada, demokratik haklar mücadelesinin güçlenmesi ile gerici siyasi iktidarın saltanatını sürdürmek için devlet aygıtının zor gücünü devreye sokacağı belirtilerek, şunlara değinildi: “Tekrar yineliyoruz Demokratik Haklar mücadelesi meşru bir mücadeledir yıldırılamaz, engellenemez! Meşruluğumuz cografyamızın sahsında dünya ezilen halkının bağrından kopan ve her gün büyüyüp gelişen, yeni bir dünya özleminden beslenen umut dolu bir geleceği beraberinde getirecektir. Baskı ve yıldırma politikası mücadelemize ket vuramayacaktır.”

Temiz arkadaş nitelikli dolandırıcı 0 Kommentare


Başbakan’ın “Temiz bir arkadaş” diye savunduğu RTÜK Başkanı hakkında Almanya ‘nitelikli dolandırıcılık’tan soruşturma yürütüyor. Zahid Akman’ın Alman makamlarından aldığını iddia ettiği “Ülkeye girişinde bir mahzur yoktur” yazısında tahrifat yapıldığını belgeleyen CNN Türk, dün çok çarpıcı iddialara yer verdi. Deniz Feneri e.V. Davası’nda malvarlığı dondurulan Akman’la ilgili olarak Almanya’da “nitelikli dolandırıcılık ve kara para dahil” yedi soruşturma yürütülüyor

Başbuğ’un emri yoksa, yazamaz 0 Kommentare


Sivil yargıdan ‘şimdilik’ kaçırılan Albay Çiçek’in “Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un çok yakını” olduğunu anlatan emekli komutan, “TSK’da hiçbir albay, Genelkurmay Başkanı’nın emri olmadan bu belgeyi hazırlayamaz” dedi




Taraf’ın Türkiye’nin gündemine taşıdığı “AKP ve Gülen’i Bitirme Planı”nı değerlendiren emekli bir paşa, “TSK’da hiçbir albay hatta general üstlerinden emir almadıkça böyle bir belge hazırlayamaz. Hatta bu belge Genelkurmay Başkanı’nın emri olmadan hazırlanamaz” dedi. ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’ belgesinin sahte mi gerçek mi olduğu tartışmaları üzerine liberalses.com sitesi, uzun yıllar TSK’da görev yapmış emekli bir komutanla görüştü. Sitede komutanın kimliğiyle ilgili “27 Mayıs 1960 darbesinden başlayarak tüm müdahaleleri şahsen yaşamış. 27 Mayıs ve 12 Mart’ta babası ‘Paşa’ rütbesiyle görev almış. Kendisi ise 12 Eylül 1980 darbesini ve 28 Şubat postmodern darbesini, görevde yaşamış bir isim. Bu yüzden söyledikleri oldukça kayda değer” bilgisi veriliyor. Çiçek Başbuğ’a çok yakın Paşa görüşmede “TSK’da hiçbir albay, hatta hiçbir general üstlerinden emir almadıkça böyle bir belge hazırlayamaz. Hatta bu belgeyi hazırlamak için üstlerinizin de emir vermesi yetmez. Genelkurmay karargâhında görev yapıyorsanız, bağlı olduğunuz Genelkurmay II. Başkanı’nın emri bile yetmez bu belgenin hazırlanmasına. Yani bu belge Genelkurmay Başkanı’nın emri olmadan ha-zır-la-na-maz” diyor.Paşa 1960 darbesi sonrası orduda işleyişin değiştiğini ve belgeyi hazırlayan Deniz Kurmay Kıdemli Albay Dursun Çiçek’in, İlker Başbuğ’a çok yakın bir isim olduğunu da söylüyor. “27 Mayıs 1960 öncesi kudretli albaylar dönemidir. Bu dönemde ordunun belkemiği albaylardan oluşuyordu. Ancak darbe sonrasında yaşananlardan sonra albaylık rütbesi törpülendi. Özellikle karacılarda emir komuta zinciri o kadar katıdır ki, alt rütbeli bir generali üst rütbesi çok rahatlıkla azarlar. Üstünüze karşı hiçbir şey yapamazsınız. Genelkurmay Karargâhı’nda görev yapan, Başbuğ’a yakınlığı bilinen bir albayın, Genelkurmay Başkanı’ndan habersiz böyle bir belgeyi hazırlaması mümkün değildir.”“Felaket senaryosu gibi”“Böyle bir belgenin hazırlanması emrini veren Genelkurmay Başkanı ise, bu felaket senaryosudur” diyen paşa, belgenin varlığının net sözlerle inkâr edilemediğinin gerekçesini ise şu sözlerle açıklıyor: “Yarın bir gün karşılarına çıkar diye korkuyorlar ki bu korkuda haksız değiller. O yüzden belgeyle ilgili tartışmalar, gerçek mi, değil mi eksenine kaydırıldı.”Paşa, görüşmede belgelerin sızdırılmasıyla ilgili ise şu bilgileri aktarıyor: “Bugün tüm toplumda olduğu gibi TSK içinde de muhafazakâr subay, AKP’yi destekleyen, ona oy veren ya da sempati ile bakan pek çok isim vardır. Belgeler bunlardan çıkmış olabilir. Bir de uzun süredir bu mücadele şekli ve yönteminin yanlışlığı konusunda hemfikir olmuş generaller var. Onlardan da çıkabilir.”Plan nerede hazırlandıİrticayla Mücadele Eylem Planı, içeriğiyle birlikte, planın komuta kademesince mi yoksa komuta katı bilgisi dışında mı hazırlandığı tartışmalarını da beraberinde getirdi. Bu tartışmayı daha iyi anlayabilmek için karargâhta işleyişin nasıl olduğuna bakmak gerekiyor. Karargâhtaki en üst birim Genelkurmay Başkanlığı. Başkanın altında ise Genelkurmay 2. Başkanı görev yapıyor. 2. Başkan, Genelkurmay Başkanı adına hareket etmekle görevli. Koordinasyon başta olmak üzere, tüm faaliyetleri Genelkurmay Başkanı adına yürütüyor. Kendisinin bilgisi dışında karar alamıyor. 2. Başkanlığa bağlı yedi birim bulunuyor ve bunlara “J Başkanlıkları” deniyor. Bu binada “Eğitim Öğretim, Plan Prensip, Personel Şube Başkanlığı, Harekât Başkanlığı” gibi yedi ayrı birim bulunuyor. Eylem Planı’nı hazırlayan 3. Bilgi Destek Şube Müdürlüğü de Harekât Başkanlığı’na bağlı olarak çalışıyor. “J Başkanlıkları”nın başında Korgeneral rütbesinde paşalar bulunuyor. Yalnız bu birimlere başkanlık yapmadan önce Korgenerallerin Kolordo Komutanlığı görevinde bulunmaları zorunluluğu var. “J Başkanlıkları”, bu görevin ardından da “Ordu Komutanlığı” görevine atanıyor. “J Başkanlığı”na bağlı yedi birimin altındaki şubeler, başkanın emri doğrultusunda faaliyet sürdürüyor. “J Başkanlığı”ndaki Korgeneraller ise 2. Başkan olan Orgeneral’e bağlı olarak çalışıyor. 2. Başkan da Genelkurmay Başkanı’na bağlı olarak görevini sürdürüyor ve kendisinin emri olmadan bir faaliyet yürütemiyor.

Ufuk Uras'tan yeni bir sol parti 0 Kommentare


Bugün ÖDP'den istifa etmesi beklenen Ufuk Uras yeni bir kitlesel sol partiye yelken açıyor. Yeni oluşumda SHP ve 10 Aralık Hareketi de var


İSMAİL SAYMAZ İSTANBUL - En kitlesel sosyalist parti Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) bölünüyor. Bağımsız Milletvekili ve eski ÖDP lideri Ufuk Uras’ın lideri olduğu ‘Özgürlükçü Sol Hareket’ (ÖSH) kanadının Sosyal demokrat Halkçı Parti (SHP) ve 10 Aralık Hareketi ile birleşeceği ileri sürülüyor. Bu üç grubun, Ufuk Uras’ın liderliğinde yeni ve kitlesel bir sol parti kurması bekleniyor. Aslında, Uras’ın ayrılık yolundaki en belirgin adımı, geçen hafta Adana’da başlattığı ‘A’dan Z’ye’ (Adana’dan Zonguldak’a) hareketiydi. Amacını da “AKP ve CHP karşısında sol seçenek üretmek” sözleriyle açıklamıştı. Uras’ın bugün ÖDP’den istifa etmesi, ÖSH’lilerin de partiden ayrılması bekleniyor. 7 Haziran’da ise SHP 2. Olağanüstü Kurultayı yapıldı. Kurultayda onaylanan, ‘Çağdaş Solda Büyük Buluşma’ adlı taahhütnameye göre SHP; yeni sol parti için adını, tüzük ve programını değiştirme sözünü verdi. Yeni oluşumu savunan Hüseyin Ergün başkanlığa seçildi. Siyasi kulislerde, Uras ve ekibinin SHP’ye katılacağı, SHP’nin birleşme sonrasında adı ve amblemini değiştireceği, Uras’ın da yeni partinin lideri olacağı ileri sürülüyor. DİSK’in kurduğu ve Prof. Dr. Burhan Şenatalar’ın sözcüsü olduğu 10 Aralık Hareketi ile Alevi Bektaşi Federasyonu yöneticilerinin de oluşuma katılacağı belirtiliyor. Uras, Radikal’in ısrarlı aramalarına rağmen konuşmaktan kaçınırken SHP Genel Başkanı Hüseyin Ergün, iddiaları doğruluyor. CHP’nin sağ siyasette AKP ile MHP’nin arasına yerleştiğini, çağdaş sol partiye ihtiyaç duyulduğunu belirten Ergün, buluşmanın adresi olarak, yaygın örgütlenmesi, seçime girme hakkı ve 26 bin üyesiyle SHP’yi görüyor. Prof. Dr. Burhan Şenatalar ise projenin şimdilik temenniden ibaret olduğunu, gruplar arasında resmi görüşme yapılmadığını söylüyor. Tartışmalar sürerken, ÖDP 20 -21 Haziran’da 6. Olağan Kongresi’ni yapacak. Başkanlık Kurulu’ndan Alper Taş, Uras’ın ÖDP’nin sağında kalan sosyal demokratlarla birlik kurmaya yöneldiklerini belirterek, “Memlekette sosyal demokrat partiye ihtiyaç var ama bu sosyalistlerin işi değil” diyor. Taş, ÖDP’nin yeni dönemde antikapitalizm ve antiemperyalizm vurgusunu öne çıkaracağını da kaydediyor. Bir bölünmenin öyküsü: Ulusalcılar, özgürlükçüler Ufuk Uras, 1996’da kurulan ÖDP’nin kurucu genel başkanıydı. Görevinden 2003’te ayrıldı. Dört yıl sonra, Şubat 2007’deki beşinci kongrede yeniden genel başkan oldu. İlk ayrılık, bu kongrede baş gösterdi. Aynı yıl temmuz ayında genel seçimler vardı. ÖDP seçimlere girmeye hazırlanırken Uras, DTP’nin desteğiyle bağımsız milletvekili adayı oldu. Zaten çatırdamaya başlayan ÖDP, fiilen bölündü. Uras’la hareket edenler seçim kampanyasına katılırken, ileride Devrimci Dayanışma (DD) adını alacak muhalefet, Uras’a değil destek, oy bile vermedi. Geçen yıl Taraf gazetesindeki bir yazıda, DD’lilerin yönettiği Birgün gazetesinin toplantısında, eski yazarları Hrant Dink hakkında ‘Kovun Ermeniyi’ denildiği öne sürüldü. Bu iddia asılsız çıksa da, Taraf’taki kimi yazılarda, DD’lilerin ulusalcı, hatta Ergenekoncu oldukları savunuluyordu. Hesaplaşma, Taraf ile Birgün arasında sürerken, Uras sosyalistlerin hiç de hazzetmediği Zaman’daki söyleşisinde, partide ulusalcıların olduğunu söyleyince karşılıklı suçlamalar başladı. Uras, bu yıl genel başkanlık yetkisini kullanarak, 21 Haziran’daki olağan genel kurulu beklemeden olağanüstü kongre kararı alınca saflar tümden ayrıldı. Urasçılar kendilerini ‘Özgürlükçü Sol Hareket’ diye adlandırırken, muhalifler DD adını aldı. Olağanüstü kongre, 1 Şubat 2009’da yapıldı. Uras, koltuğunu DD’nin adayı Hayri Kozanoğlu’na kaptırdı. Uras’a düşen hem genel başkanlıktan hem de partisinden ayrılmak oldu.

15-16 Haziran, Demokrasi için Birlik Mücadelesinin Kolektif Belleğine 0 Kommentare


15-16 Haziran, Demokrasi için Birlik Mücadelesinin Kolektif Belleğine
16 Haziran 2009 Salı Saat 00:44
İstanbul halkı, bundan yaklaşık 40 yıl önce büyük bir işçi ayaklanmasına tanık oldu.
İstanbul halkı, bundan yaklaşık 40 yıl önce büyük bir işçi ayaklanmasınatanık oldu. Devlet ve sermayeden bağımsız bir sendikacılığın önünü kesmeküzere Meclise sunulan bir yasa tasarısı, iki gün boyunca farklısendikalara üye işçilerin işyerlerini terk ederek, İzmit’tenİstanbul’un merkezine uzanan bir hatta hayatı felç etmeleri sonucunudoğurdu. Egemen güçler, bu büyük toplumsal hareketten duydukları korkununbedelini halka aradan bir yıl geçmeden 12 Mart darbesi ile ödettiler.Emekçilerin dostları ise, 15-16 Haziranda “uyanan bir dev”olarak algıladıkları işçi sınıfının rolü üzerine etkileri bugüne değinuzanan sonuçlar çıkarttılar. Çatı Partisi Girişimi, bu önemli toplumsalhareketlenmeyi 2009 Türkiye’sinin sorunlarını gündemleştirerekanmayı tercih ediyor.2009 Türkiye’sinde 15-16 Haziran’ı anmak, Türkiye’ninemekçilerinden umudu kesmemek demektir. Geleneksel kurumsal siyasetin vemilliyetçiliğin kuşatması altındaki emekçilerin, özgüçlerinegüvendiklerinde kardeşleşebileceklerini bilmektir.15-16 Haziran Direnişi, işçi sınıfı, siyaseti sadece siyasetçilere ait birmesai olarak gördüğünde, Meclisten yoksulların çıkarına bir yasaçıkmayacağını yaşayarak öğrenmek demektir. “Teşvik ve İstihdamPaketi” yolu ile sermaye gruplarının maliyetlerinin işsizlik fonununyağmalanması aracılığı ile emekçiler tarafından paylaşılması dayatmasınıyaşayan emekçiler, 2009 Türkiye’sinde 15-16 Haziranı bir kez dahakavramak durumundadırlar. Maliyetlerin toplumsallaştırılması,özelleştirmeler ve işten çıkarmalar yolu ile karların giderek daha az eldetoplanması, birleşerek sokağa inmeyen işçilerin ödedikleri bir diyettir.15-16 Haziran, Kriz Türkiyesi’nde işte bu yüzden hiçbir zamanolmadığı kadar günceldir.Bundan 39 yıl önce sıcak bir haziran sabahı fabrikaları boşaltan işçiler,sadece Hükümete değil Meclise, bürolara, salonlara sıkışan siyasetinsınırlarını göstererek, sol muhalefete de bir uyarı yapmıştır. Toplumsalpolitikanın kurumsal politikadan farklılığı, demokrasi mücadelesini seçimittifaklarından, siyasal pazarlıklardan öteye taşımak isteyen PartiGirişimimizin ayırdedici yönlerinden biridir. Bu yüzden Haziran işçiayaklanması, Demokrasi için Birlik mücadelesinin kolektif belleğinedahildir.2009 Türkiye’sinde 15-16 Haziran Direnişi, İstanbul’u sömürüve yağmadan kurtarmak için yola koyulmak, “Bekle biziİstanbul” demektir.2009 Türkiye’sinde 15-16 Haziran, emekçilerin siyasal, etnik, dinselaidiyetleri aşarak birlikte hareket ettiklerinde Halkların Kardeşliğinesahip çıkacaklarını savunmaktır. 15-16 haziran, solun işçi sınıfındankopmaması için bir uyarı, işçi sınıfının halklaşması ihtiyacıdır. ÇatıPartisi Girişimi, kadınların özgürlük mücadelesine, köylülerinmülksüzleşmeye karşı direnişine, Alevilerin inanç hürriyetine, yoksulMüslümanların inançlarını devletin sultasından kurtarmaları hasretine,gençlerin demokratik bir yaşam kavgalarına sahip çıkmayı toplumsalmücadelenin bileşenleri saymaktadır.2009 Türkiye’sinde 15-16 Haziran, Meclisten çıkan krizle sahtemücadele paketlerini adresine iade etmek için ortak bir akıla ihtiyaçduyduğumuzu hatırlatmak demektir.Bugün 15-16 Haziranı anmak, özgürlük, barış ve emek güçlerine kendikurumsal özel dünyalarından çıkma; birleşerek sokağa, halka, yaşama geridönme çağrısıdır. Çatı Partisi Girişimi, Kürt halkının gerçekleştirdiğiSerhildan’larla 15-16 Haziranları aynı özgürlük arayışının öğelerisayıyor.Çatı Partisi Girişimi, 15-16 Haziranı anıyor, tarihe bıraktığı dersleriçıkarmaya hazır olduğunu teyid ediyor.Çatı Partisi Girişimi Geçici KoordinasyonuİrtibatAyhan Bilgen

Dersim'de patlama 0 Kommentare


Dersim''in Esentepe Mahallesi'nde patlama meydana geldi.
Dersim''in Esentepe Mahallesi'nde patlama meydana geldi.
Esentepe Mahallesi'ndeki derede saat 18.00 sularında meydana gelen patlama korkulu anların yaşanmasına neden oldu. Patlamanın ardından çok sayıda polis olay yerine sevk edilirken, patlamanın meydana geldiği bölgede aramalar yapıldı. Dersim Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı bomba imha ekipleri de olay yerine giderek incelemelerde bulundu.DİHA

Adana'da 4 çocuğa daha ağır ceza 0 Kommentare


Adana'nın Ceyhan İlçesi'nde gösterilere katıldıkları gerekçesiyle yargılanan 4 çocuk, 'Örgüt adına suç işlemek' ve 'Örgüt propagandası yapmak' iddiasıyla 7 yıl 2'şer ay hapis cezasına çarptırıldı.Ceyhan İlçesi Belediye Evleri Mahallesi'nde 15 Şubat 2007 tarihinde yapılan gösteriye katılıp polise taş attıkları iddiasıyla 4 çocuk hakkında 'Örgüt adına suç işlemek' ve 'Örgüt propagandası yapmak' suçlamasıyla açılan dava sonuçlandı. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya tutuksuz yargılan H.A. A.Ö. M.Z ve İ.Y. katılmazken, avukatları hazır bulundu. Savunmaların ardından mahkeme heyeti, 4 çocuğa 7 yıl 2'şer ay hapis cezası verdi. Mahkeme heyeti ayrıca verilen cezayı, çocukların yaşlarını göz önünde bulundurarak indirime gitti ve H.A, A.K. ve M.Z'nin cezasını 4 yıl 8'er aya, İ.Y.'nin cezasını da 3 yıl 6 aya indirdi.

DİHA

DTO ,Rusya`nin girisiminden rahatsiz 0 Kommentare

Dunya Ticaret Orgutu ,Rusya`nin Kazakistan ve Beyaz Rusya ile birlikte `blok halinde` katilma kararinindan rahatsiz olduklarini acikladi.

DTO Baskani Pascal Lamy , `Daha once yasanan uyelik sureclerinde ulkeler tek tek uye oldular. Blok halinde hic bir ulke grubu ,DTO uyesi olmadi.` dedi.

Rusya ve Kazakistan`in DTO uyelik ile gorusmeleri 1990`li yillarin ortalarinda baslamisti. Ancak bu iki ulkenin tutucu devlet politikalari ve dogalgaz ,petrol ,ulasim ve telekomunikasyon gibi sektorleri yabanci sermayelere acmamalarindan dolayi uye olamamislardi.

Rusya Basbakani Vladimir Putin `Rusya ,DTO`ya girecekse Kazakistan ve Beyaz Rusya ile ayni zamanda girecek` sekilinde bir aciklama yapmisti. (Gencligin Sesi)

kaynak : vesti.ru