DTP operasyonuna tepki 0 Kommentare

Tunceli'de Demokratik Toplum Partisi'ne (DTP) yönelik düzenlenen operasyonda 23 kişinin gözaltına alınması protesto edildi.

DTP bünyesinde faaliyet yürüten Yurtsever Devrimci Gençlik'e (YDG) yönelik operasyonda 23 kişinin gözaltına alınmasının ardından bir grup DTP'li basın açıklaması yaptı.

Tunceli Sanat Sokağı'nda bir araya gelen 50 kişi, gözaltına alınan DTP'lilerin serbest bırakılmasını istedi.

Grup adına basın açıklamasını okuyan DTP Tunceli İl Başkanı Murat Polat, 29 Mart yerel seçimleri sonrası DTP'ye yönelik başlatılan operasyonların devam ettiğini ve gözaltılar ile DTP'nin bitirilemeyeceğini söyledi.

DTP'ye yönelik sivil siyasi darbenin halen devam ettiğini savunan Polat, "Kendilerine dokununca zıplayanlar, DTP'ye yönelik siyasi darbeyi devam ettirmektedirler. Kürt sorunu konusunda iyi şeyler olacak diyen devlet yetkilileri, ne zamanki bu lafı telaffuz ettilerse DTP'ye yönelik operasyon gözaltı ve tutuklama peşinden gelmektedir." dedi.

Kürt sorunun barışçıl çözümünün tutuklama ve gözaltından geçmediğini dile getiren Polat, kadın ve gençlik örgütlemesinin tamamen yasal olduğunu, ancak örgütlenmelerinin PKK/KONGRA-GEL örgütlülüğüne benzetildiğini ve çok sayıda arkadaşlarının gözaltına alındığını söyledi.

Gençlik meclis çalışmasının yasal olduğunu ifade eden Polat, "DTP yasal demokratik zeminde mücadele eden bir partidir. Ve TBMM'de grubu olan bir partidir. Bu partiyi illegalize ederek bir yere varma şansınız yoktur." şeklinde konuştu.

Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin talimatı doğrultusunda büyük bölümü Tunceli'de olmak üzere Diyarbakır, Van, Bursa ve Ankara'da dün gece eş zamanlı düzenlenen operasyonda gözaltına alınan YDG üyesi 23 kişinin sorguları Tunceli Emniyet Müdürlüğü'nde devam ediyor.

(AA)

Rusya`da Moldova`ya 500 milyon dolar kredi! 0 Kommentare

Rusya Başbakanı Vladimir Putin, Moldova'ya ekonomik krizle mücadele çerçevesinde 500 milyon dolar kredi sağlanmasına karar verildiğini, 150 milyon dolarlık ilk transferin de önümüzdeki günlerde gerçekleşeceğini söyledi.

Moskova'da Putin'le bir araya gelen Moldova Cumhurbaşkanı Vladimir Voronin de sağlanan krediden dolayı Rusya'ya müteşekkir olduklarını belirtti. Voronin, Moldova'da yatırımlarda kullanılacak kredinin, geri ödeneceği konusunda da garanti verdi. Moldova Cumhurbaşkanı Voronin, 29 Temmuz'da erken parlamento seçimi kararı almıştı. Kremlin'de Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev'le de görüşen Voronin, buradan da tam destek aldı. Voronin, ülkede gerçekleşen gerginliklerin bir darbe girişimi olduğunu, arkasında da Romanya'nın olduğunu iddia etti.

Rusya, Moldova'nın dışında Kırgızistan, Moğolistan, Ermenistan, Özbekistan, Tacikistan ve Belarus'a krizle mücadelede kredi verdi. Kırgızistan'ın Rusya'dan aldığı 2 milyar dolarlık kredi, ABD üssünün kapatılması tartışmaları ile gündeme gelirken, Belarus'un alacağı 2 milyar dolarlık kredinin son çeyreğini Moskova'nın ruble olarak vermek istemesi, iki başkent arasında gerginliğe neden olmuştu.

Rusya, Eurasec çerçevesinde eski Sovyet ülkelerinin krizle mücadelesine destek sağlamak amacı ile, 10 milyar dolarlık bir rakam ayırmıştı. (CiHAN)

Secimler iptal edilmeyecek 0 Kommentare

İran Anayasayı Koruyucular Konseyi, 12 Haziranda yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin iptal edilmesini kabul etmedi.

İran Anayasayı Koruyucular Konseyi, 12 Haziranda yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin iptal edilmesini kabul etmedi.

İran devlet televizyonunun haberine göre, Konsey seçimlerde büyük usulsüzlük olmadığını da kaydetti.

Haberde konuyla ilgili başka ayrıntı verilmedi.

`Kapitalizm krize savasla cagre ariyor!` 0 Kommentare

Yaşadığımız kriz koşullarında belli başlı sanayi dallarında önemli bir küçülme ve gerileme görülürken, dünyanın önde gelen silah üreticisi ülkelerinde, savaş sanayisine yapılan yatırımda büyük artış görülüyor.

ABD, Çin, Fransa, İngiltere, Rusya, Almanya, Japonya, İtalya, Suudi Arabistan ve Hindistan, askeri harcamaların gözle görünür biçimde yükseldiği ülkeler olarak öne çıkıyor.


Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), dünyada askeri harcamalar ve çatışmalarla ilgili yıllık raporunu açıkladı. Buna göre geçen yıl askeri harcamalar önceki yıla oranla yüzde 4’lük bir artış gösterdi. Krizin derinleştiği, dünyada üretim ve ticaretin gerilediği bir yılda askeri harcamalar artmış durumda...

İlk elde söylenebilecek şey, krizin bu sektörü kamçıladığı biçiminde olabilir. Çok önceleri Lenin, “Savaş ekonomisi, kapitalist üretim sisteminin kendi çöküş evresinde bulduğu temel ikame politikalarını temsil eder” demişti. Bu tespit, bugün için de geçerlidir. Çok yönlü olarak işleyen savaş sanayi mekanizması, bir yandan ekonominin genel canlanması için bir kaldıraç rolü oynarken, diğer yandan krizlerin kaçınılmaz olarak yol açabileceği savaşlara hazırlık anlamı taşımaktadır. Her şeyden önce, savaş sanayinin ürünleri, büyük maliyetlerine karşın kolayca ve hızla tüketilebilen metalar karakterindedir. Bu, sermayenin yüksek kâr için gereksindiği yüksek devir hızına sahip olması anlamına gelmektedir. Milyonlarca dolara mal olan araç ve cephaneler, çok kısa sürede ve büyük miktarda tüketilebilmektedir. Para-Meta-Para biçiminde özetlenen devir, bu sayede yüksek bir hızla gerçekleşebilmekte, sermayenin yeniden üretime sokulabileceği ve kârın en yüksek derecede gerçekleşebileceği bir ortam yaratmaktadır. Savaş, bu bakımdan kapitalist kâr mekanizmasının özellikle kriz koşullarında, sevdiği biçimlerden en önde geleni olagelmiştir. Kuşkusuz bu alana ayrılan sermaye, devletlerin başka alanlara yöneltebileceklerinden kesilerek yapılmaktadır. Bunun için de, en az kâr getiren eğitim, sağlık, kültür gibi alanlardan yapılan kesintiler, savaş sanayinin kaynağını oluşturmaktadır. “Ölü yatırım”, “gereksiz harcama” gibi görülen bu alanlara yöneltilecek yatırımlar sürekli küçülürken, “savunma sanayi”nin sürekli büyütülmesinin nedeni budur. Savaş ekonomisi denilen şey, kapitalizmin olağan zamanlarında gösterdiği görece istikrarlı ve “sakin” görünümünü değiştirerek, hızla dönen ve yüksek kâr getirerek ekonomiyi “canlandıran” bir rol üstlenmektedir.

İRAN’IN ADININ OLMAMASI

Yukarıda adı geçen ülkeler içinde, geleneksel olarak her savaşta ve savaş kışkırtıcılığında önder konumunda olan emperyalist ülkeler dışında, Çin, Hindistan ve Suudi Arabistan’ı görüyoruz. Çin, “yeni süper güç” olma yolunda hızla ilerlerken, Hindistan (nükleer güce de sahip bir ülke olarak) bölgede kesintisiz bir gerilimin hem kaynağında hem de düğüm noktasında bulunmasından dolayı savaş harcamalarını artırmaktadır. Suudi Arabistan ise hiç kuşkusuz bütün gücünü ve temel stratejilerini ABD ile ortaklaştırmış bir ülke olarak, açık bir biçimde diğer Arap ülkelerine ve özellikle de İran’a karşı silahlanmaktadır. (Bu arada, ciddi bir savaş tehdit kaynağı olarak propaganda edilen İran’ın adının listede bulunmaması, ayrıca ilginçtir ve bir başka gerçeğe işaret etmektedir.)

SAVAŞ NE KADAR OLASILIK?

İçinden geçmekte olduğumuz koşullarda, emperyalistler arasında bir savaş fazla olası görünmüyor. Buna karşılık, yeni savaş alanlarının ve gerekçelerinin yaratılması konusunda hayli becerikli olan emperyalizm, doğrudan büyük bir dünya savaşına gitmeksizin “bölgesel” gibi görünen ama aslında etkileri bakımından dünya çapında olan savaşlar yaratmaktadır. Afganistan, Irak işgalleri bilinen örnekler. Ne var ki, hemen içimizde sürüp giden “Kürt savaşı”nın da bu kapsamda değerlendirilebileceğine dair kuvvetli işaretler bulunmaktadır. Orgeneral Başbuğ ve Başbakan R. T. Erdoğan, barış umutlarının güçlendiği, farklı çözüm önerilerinin ciddiyetle tartışıldığı bir ortamda, savaşın sürdürülmesinden ve şiddetlendirilmesinden yana açıklamalar yapmışlardır. Bu, başta İsrail olmak üzere, dünyanın belli başlı silah üreticisi şirketlerinin tümünün ortak arzusudur. Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl, demokratik bir biçimde çözüme kavuşturulması, önemli bir tüketim alanının ortadan kalkması anlamına gelmektedir. Zırhlı araç, helikopter, yakın temas silahları gibi, en pahalı ve en kolay tüketilen savaş araçlarının üretiminde söz sahibi olan ülkeler (başta ABD, İsrail ve Almanya) barışçı çözüm ihtimali karşısında hassas davranmaktadır.

Krizin derinleşerek sürdüğü günümüz koşullarında, savaş sanayinin bir kurtarıcı rolü üstlenebilmesi için, daha yaygın ve şiddetli savaş alanları yaratılmasının bir çözüm ve çıkış olarak değerlendirildiğini gösteren pek çok işaret arasında, bu bizi en yakından ilgilendirenidir. Kapitalizmin savaşın kaynağı olarak tanımlanması, bu çerçevede gerçek anlamını bulmaktadır.

Aydin Cubukcu
Evrensel

Elefteros gazetesi kapanıyor, gazeteciler greve gidiyor 0 Kommentare

ATİNA - Yunanistan'da Elefteros Tipos gazetesinin kapanmasını protesto etmek için basın mensuplarına genel grev çağrısında bulunuldu.Atina Gazeteciler Sendikası (ESHİA), tüm üyelerinden, bugün saat 17.00'den yarın 17.00'ye kadar yapılacak greve katılmalarını istedi.ESHİA, Elefteros Tipos gazetesinin kapanmasıyla 450 basın çalışanının işsiz kalacağına dikkati çekti.Sendikanın çağrısını duyuran Atina Haber Ajansı (ANA) da yarın saat 17.00'ye kadar çalışmalarını durdurduğunu bildirdi.Bu arada, Yunanistan'ın en büyük iş adamlarından Teodoros ve eşi Yanna Angelopulos'a ait Elefteros Tipos gazetesinin, sürekli zarar etmesi nedeniyle yarın son sayısını çıkararak, kapanacağı açıklandı.Elefteros Tipos gazetesini 3 yıl önce satın alan Angelopulos'un medyadan tamamen çekilme kararı aldığı da kaydedildi.ANF NEWS AGENCY

DNA testi doğruladı: Ceset Hasan Ergül'e ait 0 Kommentare


Silopi'de 1995 yılında JİTEM elamanları tarafından kaçırılan Hasan Ergül'ün ailesinin girişimleri üzerine Elazığ'daki kimsesizler mezarlığından çıkarılan cesedin yapılan DNA testinde Hasan Ergül'e ait olduğu belirlendi14 yıl önce JİTEM elamanları tarafından kaçırılan ve kendisinden bir daha haber alınmayan Hasan Ergül'ün ailesinin yaptığı araştırma sonucunda 14 Nisan tarihinde Elazığ kimsesizler mezarlığındaki mezar açılarak DNA testi için örnekler alındı.Cesetten numuneleri Hasan Ergül'ün oğlu Velat'ın kan örnekleriyle karşılaştıran Adli Tıp, 'Yüzde 99,99 uyum gösteriyor' dedi. Adli Tıp'ın hazırladığı rapor Elazığ Cumhuriyet Savcılığı'na gönderildi.Hasan Ergül'ün ailesi, JİTEM tetikçisi Abdulkadir Aygan'ın açıklamaları doğrultusunda yaptığı araştırmanın sonucunda 14 yıl arandan sonra çocuklarının cesedine ulaştı. Elazığ Kimsesizler Mezarlığı'nda yapılan kazıda Hasan Ergül'ün kafatası, ayak ve bacak kısımlarından kemikler bulundu. Alınan kemik örneklerinin yanısıra DNA testi için Hasan Ergül'ün oğlu Velat Ergül'den kan örneği alındı.Ceset Hasan Ergül'e aitAlınan numuneler Hasan Ergül kaçırılırken yanında olan oğlu Velat Ergül'den alınan kan numuneleri ile karşılaştırılmak üzere Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. Yapılan DNA testinde cesedin Hasan Ergül'e ait olduğu belirlendi. Hazırlanan rapor, geçtiğimiz hafta Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildi.Ergül'ün ailesi, kayıp kişilerle ilgili soruşturma çerçevesinde tutuklanan Kayseri Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz ve Koçero Saluci hakkında Elazığ Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunmuştu.Oğlunun gözü önünde kaçırıldı5 Haziran 1995'te Hasan Ergül, 3 yaşındaki oğlu İslam'ı Silopi Devlet Hastanesi'ne götürdü. Oğlu ile birlikte köye dönerken, Silopi'nin Cizre'ye doğru olan çıkışındaki bir petrol istasyonunda durdu. Bu sırada, biri beyaz diğeri siyah Renault-Toros marka otomobiller, Ergul'ün traktörüne yanaştı. Araçtan inen telsizli siviller, Hasan Ergul'ü kaçırmak istedi. Aralarında uzun bir süre boğuşma yaşandı. Ergül, kısa bir boğuşmanın ardından oğlunun gözleri önünde otomobile konularak götürüldü ve bir daha kendisinden haber alınamadı.ANF

İHD’den Günlük gazetesine destek ziyareti 0 Kommentare


İHD’den Günlük gazetesine destek ziyareti İHD İstanbul Şubesi, Günlük gazetesine destek ziyaretinde bulundu. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hakkında 1 ay kapatma kararı verilen Günlük gazetesine destek ziyaretleri devam ediyor.İHD İstanbul Şubesi, Günlük gazetesine destek ziyaretinde bulundu.İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hakkında 1 ay kapatma kararı verilen Günlük gazetesine destek ziyaretleri devam ediyor. Beyoğlu Mis Sokak’ta bulunan gazete binasına gelen İHD İstanbul Şube yöneticilerini Günlük Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Filiz Koçali karşıladı. Ziyaretin ardından gazete önünde açıklama yapan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, TMK’ya dikkat çekerek, “İfade özgürlüğünü sınırlayan maddeler kalkmadığı gibi, dönem dönem de uygulamalar sertleştiriliyor. Bugün de yaşanan budur. Uygulayıcıların kafasında bu yasakçı zihniyet devam etti. Zaman zaman yasaları aşan uygulamalarla gazeteler kapatılıyor kapatılmaya devam ediyor. Bu uygulamaların kimseyi bir yere götürmeyeceği açık. Bir toplumda düşünce özgürlüğü yoksa gelecekte güzel şeyleri ummak mümkün değil” diye konuştu.Düşünce, ifade ve basın özgürlüğünü sınırlayan her türlü madde ve uygulamanın kaldırılması çağrısında bulunan Yoleri, Günlük gazetesi ile her zaman dayanışma içinde olduklarını söyledi. Yoleri’nin ardından konuşa Günlük Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Filiz Koçali ise, gazetelerinin kapatılmasının ifade ve düşünce özgürlüğüne vurulmuş bir darbe olduğunu söyledi. Koçali, “Kapatma gerekçesi kendi yasalarına dahi uymamaktadır. Bizim beğenmediğimiz kendi yasalarının dahi ihlalidir bu” diye konuştu.Gazetenin kapatılmasına karşı itirazda bulunduklarını, ancak itirazın 15 gündür sonuçlanmadığını söyleyen Koçali, “Bir gazetenin hayatında 15 gün önemli bir dönemdir. 15 gündür haber ulaştıramıyoruz. Kürt sorununun bu kadar yoğun tartışıldığı bir dönemde biz de bu konuda sözü olan insanlara söz hakkı veriyoruz. Biz itirazın takipçisi olacağız” dedi. (MEDYA SERVİSİ) Beyoğlu Mis Sokak’ta bulunan gazete binasına gelen İHD İstanbul Şube yöneticilerini Günlük Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Filiz Koçali karşıladı. Ziyaretin ardından gazete önünde açıklama yapan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, TMK’ya dikkat çekerek, “İfade özgürlüğünü sınırlayan maddeler kalkmadığı gibi, dönem dönem de uygulamalar sertleştiriliyor. Bugün de yaşanan budur. Uygulayıcıların kafasında bu yasakçı zihniyet devam etti. Zaman zaman yasaları aşan uygulamalarla gazeteler kapatılıyor kapatılmaya devam ediyor. Bu uygulamaların kimseyi bir yere götürmeyeceği açık. Bir toplumda düşünce özgürlüğü yoksa gelecekte güzel şeyleri ummak mümkün değil” diye konuştu.Düşünce, ifade ve basın özgürlüğünü sınırlayan her türlü madde ve uygulamanın kaldırılması çağrısında bulunan Yoleri, Günlük gazetesi ile her zaman dayanışma içinde olduklarını söyledi. Yoleri’nin ardından konuşa Günlük Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Filiz Koçali ise, gazetelerinin kapatılmasının ifade ve düşünce özgürlüğüne vurulmuş bir darbe olduğunu söyledi. Koçali, “Kapatma gerekçesi kendi yasalarına dahi uymamaktadır. Bizim beğenmediğimiz kendi yasalarının dahi ihlalidir bu” diye konuştu.Gazetenin kapatılmasına karşı itirazda bulunduklarını, ancak itirazın 15 gündür sonuçlanmadığını söyleyen Koçali, “Bir gazetenin hayatında 15 gün önemli bir dönemdir. 15 gündür haber ulaştıramıyoruz. Kürt sorununun bu kadar yoğun tartışıldığı bir dönemde biz de bu konuda sözü olan insanlara söz hakkı veriyoruz. Biz itirazın takipçisi olacağız” dedi. (MEDYA SERVİSİ)

Yayla yasağı ‘Koçerciliği’ de bitirdi 0 Kommentare


SİLVAN - Devletin 1990’lı yıllarda uygulamaya koyduğu yayla yasağı, bölgede hayvancılığın yanısıra doğayla içiçe yaşayan Koçerciliği de bitirme noktasına getirdi.Özel savaş uygulaması olarak Türk ordusu tarafından ‘90 yıllarda gündeme getirilen yayla yasağı, gıda ambargosu, askeri operasyonlar, orman yakmalar, rastgele döşenen mayınlar doğal yaşamı tahrip etti. Ama en çok da Koçerler kirli savaştan olumsuz anlamda etkilendi.Kirli savaşın başlamasıyla birlikte resmi rakamlara göre 4 bin civarında köy devlet tarafından boşaltıldı.. Özellikle yayla yasağının uygulama konulduğu 90’lı yıllardan günümüze büyük bir ekonomik kayıp yaşandı.Yayla ve meralara çıkışın yasaklanmasının ardından, kırdan kente göç arttı. Göç durumu yıllara göre şöyle: 1950 sayımında yüzde 25 olan kent nüfusu; 1980’de yüzde 44’e, 1990 sayımında ise yüzde 59’a yükseldi. 1997 yılındaki sayımda kent nüfusu yüzde 65'e, 31 Aralık 2007 yılındaki sayımda kent nüfusu yüzde 70.5'e ulaştı.1990’a doğru yoğunlaşan köy boşaltma ve yaylaların yasaklanması 1999 yılına kadar yoğun bir şekilde devam etti. Yayla yasaklarının yanında Türk Ordusu tarafından yapılan yüzlerce askeri operasyonla binlerce dönüm ormanlık alan yakıldı. 1984 yılından önce Türkiye’nin et ihtiyacının yüzde 70'i Kürt illerinden karşılanıyordu. O yıllarda sadece bölgede 25 milyon küçük, 11-12 milyon büyük baş hayvan vardı. Bunun yanında her bir sürüde 2-3 bin koyun ve keçinin olduğu binlerce Koçer ailesi geçimini yaylalarda koyun ve keçi besleyerek sağlıyordu. İç piyasanın yanısıra Sudi Arabistan, Ürdün ve Irak gibi ülkelere günlük olarak 1500’ün üzerinde 650 civarında büyük baş hayvan ihraç ediliyordu. Her yıl Koçerlerin sürüsünden 5 milyon kuzu ve teke doğuyordu. Koçerler Zozan’a çıktıklarında veya ova kentlerine geldiklerinde tarla sahiplerine beli bir kira veriyorlardı. Bu da tarla sahipleri için ek bir kazanç oluyordu. Yayla yasağı Kürt ilerinde yalnızca küçük ve büyük hayvancılığı bitirme noktasına getirmedi, bunun yanında Koçerliği ve Berivanları (Süt sağan kadın) neredeyse bitirme noktasına getirdi. “Balığı tutmak için denizi kurutacağız” açıklamalarının ardından, köy boşaltmaları ve yayla yasakları başladı. Hatta bazı yaylalar yakıldı bile. Top, havan ve hava saldırılarında Şıvanlar, berivanlar hedef oldu.Ancak yasaklarla birlikte yaylaya çıkamayan Koçerler, hayvanlarını ucuza satmak zorunda kaldı. Yün, döşek, yorgan ve yastıkların yerini pamuk almaya başladı. Zamanla pamuğunda gerekli ilgiyi görmemesinde dolayı, halk sentetik olan elyafa yöneldi. Elyaf daha ucuz olduğu için daha sağlıklı olan yünün yerini aldı.Yaylalarda bir zamanlar Koçerler için en büyük tehlike kurtlar idi. Savaşla birlikte bu da değişti. Rastgele döşenen mayınlar Koçerler, çobanlar, Berivanları için en büyük tehlike olmaya başladı. Kurt yalnızca sürüden bir hayvana saldırırken, mayın ise sürüden onlarca koyun götürdüğü gibi bazen çoban, bazen de Berivanlar da yaşamını kaybediyordu. Yayla yasağın ardından kasabalara yerleşen Koçerlerin keçi ve koyun sayısı 2,3 binden zamanla 200-300’e düştü. Keçi kılından yapılan çadırların yerini naylon barakalar aldı. Doğa ile iç içe yaşamaya alışan Berivanlar, şehir hayatına adapte olamayınca, doğal yaşamlarına yeniden geri dönme arayışında. NEWS AGENCY

Tahran’daki gösterilerin bilançosu ağır 0 Kommentare


TAHRAN - İran’da cumhurbaşkanı seçim sonuçlarını protesto gösterilerinde en az 13 kişinin öldüğü, onlarca kişinin yaralandığı, yüzlerce kişinin de gözaltına alındığı bildirildi. İran devlet televizyonu, dün gösterilerin yasaklandığı Tahran’da yaşanan olaylarda 13 kişinin öldüğünü duyurdu. Haberde, maskeli bazı kişilerin bir camiye saldırarak ateşe verdikleri belirtildi. Bazı kişilerin, camiye düzenlenen saldırıda hayatlarını kaybettiği belirtildi. Göstericiler ile polisler arasında çıkan çatışmalarda aralarında çok sayıda polisin de bulunduğu 100 kişinin de yaralandığı kaydedildi. Amerikan CNN televizyonu, bir hastane kaynağına dayanarak geçtiği haberde dünkü gösterilerde 19 kişinin hayatını kaybettiğini ileri sürdü. Hastane yetkilileri ise 7 gündür süren gösterilerde 150 kişinin öldüğünü iddia etti.Tahran'daki yabancı basın mensuplarının bildirdiğine göre polislerin göz yaşartıcı gaz, tazyikli su ve cop kullandığı gösterilerde 100'den fazla yaralı hastanelere taşındı. Yüzlerce kişinin de gözaltına alındığı bildirildi.İran devlet televizyonu dün gece başkent Tahran’da meydana gelen olaylara ilişkin görüntüler yayınladı. Görüntülerde maskeli kişilerin otobüs durakları, trafik levhaları, çöp kutuları ile araçları ateşe verdikleri yer aldı.Tahran’daki basın mensupları, kent merkezinde yoğun güvenlik önlemlerinin alındığını bildirirken, gösterilerin bugün devam edip etmeyeceği bilinmiyor.Emniyet Genel Müdür Vekili Ahmet Rıza Radan, dün yaptığı açıklamada seçim sonrası çıkan olaylarda 400 polisin yaralandığını, 700 bina, 300 banka, 300 özel araç ile 300 iş yerinin tahrip edildiğini ileri sürdü.Öte yandan, İran Dışişleri bakanlığı, İngiltere ve İran basınını “yalan haberlerle tahrikçileri yönlendirmekle” suçladı. Bakanlık açıklamasında "seçim sonraki süreçte yaşanan olaylarda ABD ve İngiltere'nin doğrudan parmağı olduğunu ve ülkenin birlik ve bütünlüğünün hedef alındığını" ileri sürüldü. Açıklamada, "İngiltere ve ABD'nin devlet desteğiyle yayın yapan BBC ve VOA tahrikçilerin komuta merkezi olarak görev yapıyor. Bu yayın kuruluşları İran halkına düşmanlığı ve İran'ın egemenliğini hedef almıştır" denildi.İran Dışişleri Bakanı Manoucher Mutakki ise yaptığı açıklamada, seçimlerdeki ihlallere ilişkin sonuçların hafta sonunda sonuçlanacağını söyledi. yetkililerin ihlal başvurularını incelediğini kaydeden Mutakki “hafta sonuna kadar soruşturma tamamlandığında sonuçlar ilan edilecektir” dedi.ANF NEWS AGENCY

Ölen askerin ailesi tören istemedi, devlet cenazeye el koydu 0 Kommentare


MARDİN - Elazığ'ın Karakoçan İlçesi'nde nöbet değişimi sırasında kaza sonucu göğsüne kurşun isabet ettiği iddia edilen Serder Kurt adlı askerin cenazesinde gerginlik çıktı. Aile askeri töreni kabul etmeyince korucu ve askerler cenazeye el koydu. Karakoçan İlçesi'ne bağlı Koyacık Köyü Jandarma Karakolu'nda dün saat 11.00 sıralarında nöbet tutmak için nöbet yerine giden Mardin Midyat doğumlu Serder Kurt, nöbeti devralacağı ve ismi öğrenilemeyen askerin silahından çıkan tek kurşunun göğsüne isabet etmesi sonucunda yaşamını yitirmişti. Kurt'un cenazesi Mardin’nin Midyat İlçesine bağlı Budaklı Köyünde defnedilmek üzere köyün 8 km dışında yüzlerce araç tarafından karşılandı. Köyün 2 km yakınında Midyat Merkez Jandarma Karakoluna bağlı askerlerce cenaze ambulansı durduruldu.Kitle ile asker arasında gerginlik çıktığı sırada ambulans kapısını açan kadınlar ile bir grup genç, askeri erkânlar tarafından gönderilen çelenkler ile tabut üzerindeki Türk Bayrağı ambulansın içerisinden çıkarttı. Çelenkleri parçalayan kitleye askerlerin müdahalesi sonrasında, araya giren ölen askerin ailesi, askeri tören düzenlemek istemediklerini açıkladı. Bunun üzerine cenaze asker ve korucular tarafından alınarak Kurt’un tabutu üzerine Türk bayrağı sarılarak köy mezarlığında törenle defnedildi.'VATAN SAĞOLSUN DEMEYECEĞİZ'“Vatan sağ olsun demeyeceğiz” diyen aile, çocuklarının iradeleri dışında defnedildiğini söyledi. Konu ile ilgili açıklama yapan DTP Midyat İlçe Başkanı Abdulcelil Aslan, cenazenin asker ve korucular tarafından zorla alınmasına anlam veremediklerini kaydederek, olayı şöyle anlattı: “Kaza kurşunuyla ölen askerin ailesi akraba dost ve yakınları ile cenazelerini defnetmek istediler. Ancak cenazenin Türk bayrağına sarılı olması ile cenaze ile çelenklerin gönderilmesine cenazede bulunan kadınlar tepki gösterdiler. Araya asker ve korucular girince aile cenazeyi onlara bıraktı bizde geri döndük.” ANF NEWS AGENCY