Hrant Dink davasi tikandi 0 Kommentare

Öldürülen Ermeni gazeteci Hrant Dink davasıyla ilgili yargı süreci bugün ikinci yılını tamamlarken, Dink’in avukatları davanın hukuken olarak tıkandığını söylediler.

Dink’in öldürüleceği ihbarının resmen alındığı, buna karşın cinayetin önlenmediği gibi polisin ve askerin de parmağı olduğu ortaya çıkmıştı. Ancak sorumluların yargılanması konusunda yargı 2 yıldır olduğu yerde sayıyor. Dink ailesi ise Türkiye’de iç hukuk yolunun tükendiği için dosyayı AİHM’e götürdü.

10’uncu duruşma görülecek

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink davasının bugün İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 10’uncu duruşması görülecek. Dava öncesi Dink ailesinin ve avukatları ortak kanaatlerinin cinayetin asıl faillerinin açığa çıkarılmasının bir irade tarafından engellendiği şeklinde olduğunu söyledi.

Ailenin avukatları Fethiye Çetin, Deniz Tuna, Arzu Becerik, Hakan Karadağ, Cem Halavut ve Hakan Bakırcıoğlu yaptıkları açıklamada mahkeme kanalıyla devlet kurumlarından bilgi ve belge taleplerine dahi yanıt alamadıklarını söyledi.

Deliller verilmedi

Fethiye Çetin, dosyalarda adı ihmal suçlamasıyla geçen kişilerin hala davanın kaderini etkileyecek delilleri gönderecek konumda olduklarına dikkat çekerek, davada kusuru bulunduğu tespit edilen kişilerin sunduğu delillerle yargılanmaya çalışılan bir davanın sonuca gitmeyeceğini belirtti.

Cinayet işlendiği sırada Trabzon Emniyet Müdürü olan Ramazan Akyürek'in Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'na getirildiğini söyleyen avukatlar, Akyürek'in ya görevden alınması yada dava sürecinde görev yerinin değiştirilmesini istediler.

Başbakanlık raporu çok daha ileri

Olayın beş gencin üzerine yıkılmasının, kamuoyunu tatmin etmeyeceğini vurgulayan avukatlar, Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan raporun, mahkemeden çok daha ileri tespitlerde bulunduğuna dikkat çekti.(ANF)

Sessiz İmha, AKP Eliyle Yürütülüyor... 0 Kommentare

Sessiz imha tutsakları katlederek, sakat bırakarak, hastalıklarla tedavi etmeyip yaşatarak sürmektedir.TECRİT VE TEDAVİ EDİLMEYEN HASTALIKLAR TUTSAKLARI ÖLDÜRÜYOR!..."Önce damağında küçücük, bir mercimek tanesi büyüklüğünde şiş çıkmıştı. Doktora her zaman çıkılamıyordu. Çıkıldığında da, doktor şöyle bir bakar baştan savardı.O şiş zamanla ağzının içinde büyümeye, ağrı vermeye başladı. Hücrelerinin revir gününde doktora çıkıp göstermişti. "Geçer" deyip göndermişlerdi.Ama gün geçtikçe o ağrılı şiş büyümüş ve ağrılar dayanılmaz bir noktaya gelmişti. Artık, ağzını açmakta zorlanıyor, konuşmakta güçlük çekiyordu.Ağrıları artmış, uyku düzeni bozulmuştu. Artık, yemek yiyemiyordu. Yemek için ağzına aldığı her lokma ağzına batıyor, ağzındaki yarayı azdırıyordu.O nedenle sıvı yiyecekler alması gerekiyordu. Ama hapishane idaresinin bırakalım diyet yemeği çıkarmasını, bir tas çorba, bir bardak süt bile bulamadığı zamanlar çok oldu.Ağrılı, uykusuz geçen günler boyunca o şiş tümüyle ağzını kapadı. Artık konuşamaz olmuştu.Bu işkence tam 2 ay sürdü. 2 ay sonra ancak, Adana Balcalı Hastahasi'ne sevk olabildi.Ağzının içindeki şişliğin bir kısmı alınmıştı ameliyatla. Ama ağrı ve hastalık devam ediyordu. "Tutuklu koğuşu dolu" demiş ve yatırmamışlardı.Sonra tahliller gelmiş ve kanser olduğunu öğrenmişti..."Şu anda kanser hastası olduğu için her gün ölüme biraz daha yaklaşan Güler Zere'nin yaşadıklarının özeti buydu.Güler Zere'nin yaşadıklarını yarın başka tutsaklar yaşayacaktır. Nitekim Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Hapishanesi'nde adli bir dava nedeniyle 3 yıldır tutuklu olan Mustafa Demir, 22 Mayıs 2009 günü rahatsızlanması üzerine hastahaneye kaldırılır.Hastaneden tekerlekli sandalye ile dönmüştür. O gün hep kusar, yemek yiyemeyecek durumdadır. Ve 24 Mayıs 2009 günü hücresinde ölür. Mustafa Demir, geride eşini ve 3 çocuğunu bırakır.Hapishanelerdeki tecrit sistemi öylesine vahşi ve acımasızdır ki, hücrelere kapattığı tutuklu ve hükümlüleri hastalıklara açık hale getirir.Tecrit Sürdükçe, Hastalıklar Artacak, Ölümler Devam Edecektir.Tecrit ve hastalık, birbirinden ayrılmayan iki kavram gibidir. Hatta iç içe geçmiş iki kavramdır bunlar. Tecritin sürdüğü hapishanelerde hastalık artık "normal" hale gelmiştir.Hapishanelerdeki tecrit politikası devam ettikçe, hasta tutsakların, hastalıktan dolayı yaşamını yitiren tutsakların sayısında saklanamaz bir artış görüldü.Nitekim, tecrit politikasının uygulanmasından bu yana hapishanelerde 306 tutuklu ve hükümlü yaşamını yitirdi.Bu rakam, Türkiye hapishanelerindeki, sessiz imhanın boyutunu ve geldiği noktayı göstermesi açısından önemlidir.Sessiz imha tutsakları katlederek, sakat bırakarak, hastalıklarla tedavi etmeyip yaşatarak sürmektedir.Mesele hapishanelerde hasta olup olmamaktan öte bir sorundur. "Dışarda" da insan hasta olabilir. Ancak sorun hapishanede uygulanan tecrit nedeniyle hastalıkların hızla arttığı gerçeğidir.Tecrit, hastalıkların gelişmesi, ilerlemesi için öylesine uygun koşullar yaratmıştır ki, ölümler ve hastalıkların geldiği nokta ürkütücüdür.Tekirdağ 1 No'lu F Tipi Hapishanesi'nde tutsaklar, sınırlı olanaklarıyla 150 tutsak'ı kapsayan bir sağlık araştırması yaptılar. Buna göre;"1) Tutuklu ve hükümlü kitlesinin üçte birinden fazlasında var olan 7 rahatsızlığın dikkate alındığında, tecrit öncesine göre bu rahatsızlıklar ortalama 7 kat civarında artış göstermiştir. Yani rakamlara bakıp şunu kesin olarak söyleyebiliriz: Tecrit, fiziksel sornuları kat be kat artırmaktadır." (Tecrit; Yaşayanlar Anlatıyor, Selami Kurnaz, Boran Yayınevi)Tecritin sürüyor olması hastalıkları, ölümleri artırırken, diğer yandan da, tedavi etmeyerek, hastalıkların artmasına ve ölümlere neden olmuşlardır.Tecrit politikası ile tutsakları teslim almaya çalışan oligarşi tutsakların bilinçli olarak tedavisini engellemiştir.Bir hastalık halinde, hastane sevkleri engellenmiş ya da geciktirilmiştir. Tecrit ile tutsaklar teslim alınmaya çalışılırken, sağlık sorunu da tutsaklara karşı bir silah olarak kullanılmıştır.Oligarşinin tutsaklara bakış açısı ile doğrudan ilgilidir bu sorun. Hapishanelerdeki tutsakları insan olarak görmeyen, sağlığı tutsakların hakkı olarak görmeyen bu mantık elbette sessiz imhayı devam ettirecektir.Sessiz imha, teslim almayı tamamlayan bir politikadır. Bunun sonucudur ki, kolayca tedavi olacak hastalıklar tedavi edilmedi. Bundan dolayı tutsaklar yaşamını yitirdi, sakat kaldı. AKP, bu politikayı bugün sürdürmektedir.

Dayanışma 0 Kommentare

Sevgili arkadaşlarBildiğiniz gibi KESK kadın sekreterimiz (Songül Morsunbul) dahil toplam 10 kadın arkadaşımızın şuan İzmir / Bergama ve İzmir / Kırıklar Cezaevinde. Arkadaşlarımız ile dayanışmak, onlarla birlikte olduğumuzu hissettirmek amacıyla mektuplarımızın yanı sıra onlara kitap göndermenin de iyi bir fikir olacağını düşündük.Dayanışmanız için şimdiden teşekkürler…Bu mesajı ne kadar çok kişiye iletirsek, dayanışma ağımız o kadar büyür.. Bireysel kitap, mektup ya da kart göndermek isteyenler için cezaevi adresi: (adın ve özellikle soyadın asagidaki sekilde yazilmasi onemlidir) KESK'li tutuklulara kitap göndermek isteyenler için önemli not:Cezaevleri Kargoyu kabul etmiyor, posta yoluyla (mümkünse iadeli tahhütlü), kitabı seffaf bir dosya icine koyup, dosyanın agzini zimbalayin.. diger islemi postaneler biliyor... CEZAEVLERI ADRESLERI: Lami ÖZGEN, Abdurrahman DAŞDEMIR, Hasan UMAR, Mehmet Hanifi KURIŞ, Nihat KENI , Aydın GÜNGÖRMEZ, Mustafa BEYAZBAL, Harun GÜNDEŞ, Haydar DENIZ, Hasan SOYSAL, Aziz AKIKLOĞLU, Abdulcelil DEMİR Kırıklar F Tipi Cezaevi F 2 Koğuş Kırıklar/BUCA – İZMİRSongül MORSUNBUL, Elif Akgül Ateş, Sakine Esen Yılmaz, Şermin Güneş, Yüksel Mutlu, Gülçin İSBERT, Mine ÇETİNKAYA, Süheyda DEMİR, Yüksel ÖZMEN, Meryem ÇAĞ Kadın ve Çocuk TutukeviKadınlar Koğuşu Bergama / İZMİR

Sivas'ta katledilen aydınlar anıldı 0 Kommentare


Sivas Katliamı'nın 16. yıldönümü nedeniyle Ankara, İstanbul ve İzmir'de düzenlenen mitinglerde, Sözde demokratik açılımlardan bahsederken Kürtlerin üzerine bombalar yağdıran, sendika, siyasi parti ve sivil toplum örgütleri üzerindeki baskılarını sürdüren zihniyetle Sivas Katliamı'nı yapan zihniyetin aynı olduğunu belirtilirken, taleplerinin karşılanmaması halinde Kasım ayında İstanbul'da 1 milyon Alevi ile alanlara çıkılacağı uyarısı yapıldı. Katliam, Hatay'da da kınandı.AnkaraSivas Madımak Oteli'nde 2 Temmuz 1993 yılında diri diri yakılarak katledilen 33 aydın, sanatçı ve yazar ile 2 otel görevlisi, 16. ölüm yıldönümlerinde Ankara'da düzenlenen mitingle anıldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, tarafından organize edilen mitinge, CHP, DTP, ÖDP, TKP, SDP, SP gibi partilerin yanı sıra çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcileri de katıldı. Toros Sokak'ta bir araya gelen kitle katliamda hayatını kaybedenlerin fotoğrafları ve altında 'yaşıyor' yazısının bulunduğu pankart ile 'Sivas'ın ışığı sönmeyecek', 'Katil devlet hesap verecek', 'Kontrgerilla dağıtılsın, Madımak müze olsun', 'Katil devlet hesap verecek' pankartlar ve dövizleri taşıdı. Aynı içerikli sloganları atan kitle, buradan Kolej Meydanı'na kadar yürüdü. Kitle arama noktalarından geçirilerek meydana alınırken, alanın etrafında bulunan binaların çatılarına keskin nişancılar konumlandırıldı. Miting boyunca polis helikopteri de alanın üstünden uçtu.Bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan mitingde hayatını kaybedenlerin adları tek tek okunarak yoklama yapıldı. Yaklaşık 5 bin kişinin katıldığı mitingde, hayatını kaybedenlerin aileleri adına Şehriban Metin bir konuşma yaptı. Halkın yaşanan katliamları unutmayacağını belirten Metin, Madımak'ın müze yapılmasını istedi. Daha sonra tutuklanan KESK üye ve yöneticisi kadınların Bergama Cezaevi'nden gönderdikleri mesaj okundu. Sivas'ı yakanların, Uğur Kaymaz'ı öldürenlerin, emekçilere baskı uygulayanların aynı kesimler olduğuna işaret edilen mesajda, 'Sivas'ta yanan canların ateşi bugün bizim içimizde yanmaktadır' denildi. KESK'li kadınların mesajı uzun süre alkışlandı.'Kenan Evren biz seni yargıladık sen faşistsin asacaksan as kendini'Daha sonra konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Sekreteri Kemal Bülbül, AKP ve CHP'ye yönelik sert eleştirilerde bulundu. 12 Eylül darbecilerinin yargılanması ve bunun için Anayasa'nın geçici 15. maddesinin kaldırılması tartışmalarına değinen Bülbül, 'Hani siyasi iktidarın başı Sayın Başbakan diyor ya, 12 Eylül yargılansın, hani ana muhalefet partisinin başı Sayın Deniz Baykal diyor ya 12 Eylül yargılansın. Biz 12 Eylül'ü yargıladık. Koray Kaya'nın annesi 12 Eylül'ü yargıladı. Kenan Evren'in adını koyduk. O bir faşisttir. O bir diktatördür. 12 Eylül askeri rejimi değil miydi Erdal Eren'in yaşını büyüten. Biz seni yargıladık, Sen faşistsin. Asacaksan as kendini' diye konuştu. Madımak'ta sadece alevi kültürünün yakılmadığını, Türklüğün, Kürtlüğün, Aleviliğin, suniliğin ve halkların kardeşliğinin orada ateşe verildiğini belirten Bülbül, hükümetin alevi açılımlarını da samimi bulmadı.Bir milyon kişi ile alanlara çıkacağızHükümete 'ey Muaviye soylu hükümet' diye seslenen Bülbül, Alevilerin taleplerini ortaklaştırdıklarını ve bunların dikkate alınması gerektiğini dile getirdi. Bülbül, Alevilerin demokrasi istediğini, bu yüzden Madımak'ın müze yapılması talebinde bulunduğunu belirterek, 'Biz sadece bunu istemiyoruz. Ayna zamanda, Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, Mazlum Doğan'a anıt mezar yapacağız' şeklinde konuştu. Alevilerin taleplerinin karşılanması için geçen 9 Kasım'da Ankara'da yaptıkları mitingi hatırlatan Bülbül, taleplerinin karşılanmaması halinde önümüzdeki Kasım ayında İstanbul'da 1 milyon Alevi ile alanlara çıkacaklarını söyledi. Konuşması sık sık alkışlarla kesilen Kemal Bülbül, ayrıca Madımak'ın müze yapılması için bütün sol, sosyalist demokrasi güçlerini birlik olmaya çağırdı. Daha sonra sahneye Yavuz Canpolat ve Ali Asker konser verdi.İstanbul30 siyasi parti, sendika ve sivil toplum kuruluşu tarafından İstanbul Kadıköy Meydanı'nda 10 bine yakın kişinin katılımıyla miting düzenlendi. Katliamda yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının ağırlıkta olduğu mitingde tertip komitesi adına hazırlanan basın açıklamasını okuyan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkez Yöneticisi Fethi Bölükgiray, sözlerine 'Bu katliamı unutturmayacağız ve devletin Alevi'si olmayacağız' diyerek başladı. 2 Temmuz'un devletin birimlerince bilinen ve göz yumulan bir katliam olduğunun altını çizen Bölükgiray, Madımak'ta katledilenlerin sadece aleviler olmadığına dikkat çekerek, 'Öldürülenler, bu ülkenin aydınlık ve özgürlük ve demokrat yüzleriydi. Bölükgiray, bir yandan sözde demokratik açılımlardan bahsederken Kürtlerin üzerine bombalar yağdıran, sendika, siyasi parti ve sivil toplum örgütleri üzerinde operasyon ve baskılarını sürdüren zihniyetle Sivas Katliamını yapan zihniyetin aynı olduğunu söyledi. Bölükgiray taleplerini şöyle sıraladı: 'Bizler alevi açılımlarına asla kanmayacağız. Yapılması gerekenler bellidir. Kürt sorunu demokratik bir şekilde çözülmelidir. Sivas katliamının sorumluları ortaya çıkarılıp yargılanmalıdır. Zorunlu din dersi kaldırılmalıdır. Yeni demokratik bir anayasa hazırlanmalıdır. Örgütlenme hakkı önündeki engeller kaldırılmalıdır ve diyanet işleri lav edilmelidir.'Bölükgiray'ın ardından konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Merkez Yöneticisi Hatice Altınışık da, Madımak Oteli'nin bu ülkenin namusu olduğunu belirterek, AKP ve devletin bu ülkenin Alevilerinden özür dilemesini ve bu özünde Madımak'ın utanç müzesi olmasıyla gerçekleşeceğini belirtti. AKP hükümetine çağrıda da bulunan Altınışık, 'Eğer demokratik açılımlardan samimiyseniz, Sivas'ta katledenleri açığa çıkarıp yargılayın' diye konuştu.Yapılan konuşmaların ardından miting Erdal Akkaya, Grup Yorum, Grup Vardiya, Koma Agirê Jiyan'in konseri ve semah gösterisi ile sona erdi.İzmirİzmir Alevi Bektaşi ve Yöre Dernekleri Platformu'nun çağrısı üzerine bir araya gelen DTP, EMEP, SDP, ÖDP, TKP, ESP, İHD, Halk Evleri, Dev Lis, İşçi Sen, KENT A.Ş İşçileri gibi çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu üyelerinin katılımı ile miting düzenlendi. Konak Cumhuriyet Meydanı'nda bir araya gelen binlerce kişi, Gündoğdu Meydanı'na kadar yürüyüş gerçekleştirdi. 'Aleviyiz haklıyız kazanacağız', 'Devletin Alevi'si olmayacağız', 'Madımak'ı unutmadık unutturmayacağız', 'Katiller halka hesap verecek' gibi pankartları açan kitle, yürüyüş boyunca 'Sivas'ın ışığı sönmeyecek', 'Faşizme ölüm halklara hürriyet', 'Sivas'ın hesabı sorulacak', 'Sivas şehitleri ölümsüzdür', 'Anneler unutmaz anneler affetmez' sloganları attı. Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı miting alanı girişinde, polislerin üst araması sırasında, kitlenin tepki göstermesi üzerine kısa süreli gerginlik yaşandı. Gündoğdu Meydanı'nda sona eren yürüyüşün ardından, miting, katliamda yaşamını yitirenler anısına bir dakikalık saygı duruşu ile başladı.'Katliamı unutmadık unutturmayacağız'5 bin aşkın kişinin katıldığı mitingde konuşan İzmir Alevi Bektaşi ve Yöre Dernekleri Platformu Dönem Sözcüsü Şehri Tuğcular, 2 Temmuz'un, tüm dünyanın gözleri önünde insanlığın yakıldığı gün olduğunu ifade ederek, bugünün tarihi katliamlarla dolu olan bir devletin katliama imza attığı gün olarak tarihe geçeceğini kaydetti. 2 Temmuz'un 16 yıl önce hunharca yakılarak katledenlerin zafer çığlıklarının bastırıldığı gün olduğunu dile getiren Tuğcular, 'Bu 16 yıl boyunca Madımak'ta yakılan ateş sönmedi. Yine ne 'çok şükür yurttaşlarımıza bir şey olmadı' diyen dönemin başbakanı Tansu Çiller, 'bu kadar ölü futbol maçında bile oluyor' diyen Mesut Yılmaz, 'gazanız mübarek oldu' diyen dönemin Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu, Sivas katillerinin avukatlığına soyunan Şevket Kazan, ne de 13 saat boyunca savunmasız insanların bir otelde kıstırılmasına ve bütün dünyanın gözleri önünde diri diri yakılmasına seyirci kalan DYP-SHP iktidarı unutuldu. Bundan sonra da unutulmayacak' dedi.Konuşmanın ardında miting, müzik dinletisi ve semah gösterisi ile sona erdi.HatayUlus alanında bir araya gelen KESK, DİSK, Tabipler Odası, DKSD, HE, İHD, TÖP, TDKD, ESP, ÖDP, EMEP, DTP, SEH, Sosyalist Parti, Alınteri gibi siyasi parti, sendika ve sivil toplum örgütü üyeleri, 'Unutmadık Unutturmayacağız' pankartı açarak, Sivas'ta hayatını kaybedenlerin resimleri taşıdı. 'Sivas'ın hesabını soracağız' sloganlarının atıldığı eylemde konuşan Hatay Tabib Odası Yönetim Kurulu Üyesi Metin Değirmenci, 'İnsanlık tarihinin bu kara lekesi toplumsal hafızada, yaralı bilinçlerimizde, kanayan vicdanlarda büyüdükçe büyüyor. 12 Eylül'ün giderek pekiştirdiği Türk-İslam Sentezci yaklaşımın ve baskıcı toplumsal yaşam pratiklerinin yerleştiği bir ortamda, Çorum'un, Maraş'ın izinde giden ve halkları birbirine düşman etmeyi amaçlayan bu aydın kıyımının, bu insanlık kıyımının unutulması, unutturulması mümkün değildir. Kaldı ki, sorumluların ellerini kolları sallayarak gezdikleri, katillerin aramızda dolaştığı düşünülürse, Madımak ateşinin 16 yıldır söndürülemediği gerçeği bir kere daha gözler önüne gelecektir' şeklinde konuştu.Eylem atılan sloganlarla son buldu. DİHA

HALK TV'DE İŞTEN ÇIKARMALAR 0 Kommentare

TGS GENEL BAŞKANI İPEKÇİ ''HALK TV'NİN UYGULAMASINI YADIRGIYOR VE KINIYORUZ''

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ercan İpekçi, Halk TV'de bazı çalışanların işine son verilmesine tepki göstererek, ''Demokrasiden yana yayın politikası izlediğini bildiğimiz Halk TV'nin uygulamasını yadırgıyor ve kınıyoruz'' dedi. Genel Başkanımız İpekçi ve TGS yöneticileri, işten çıkarmaların ardından Halk TV'ye giderek çalışanlarla görüştü. İpekçi, çalışanların katılımıyla televizyon binasında yaptığı açıklamada, Halk TV'de 12 Mayısta başlayan toplu sözleşme sürecinde 22 maddede anlaşma sağlandığını, ancak bugün, aralarında haber spikeri, sanat yönetmeni ve programcıların da bulunduğu 4 çalışanın işlerine son verildiğini söyledi. Sabah-ATV'de süren grevle ilgili bu hafta TBMM'DE ziyaretlerde bulunarak siyasi partilerin temsilcilerini ve bazı milletvekillerini bilgilendirdiklerini, bu süreçte CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu ile de görüştüklerini anlatan İpekçi, bu dönemde Halk TV'de yaşanan işten çıkarmaları yadırgadıklarını dile getirdi. İpekçi, ''Demokrasiden yana yayın politikası izlediğini bildiğimiz Halk TV'nin uygulamasını yadırgıyor ve kınıyoruz. Bu haksız uygulamanın sorumlularının yaptıkları sorumsuzlukların karşılığını görmelerini istiyoruz. İşyerinde sendikal faaliyetlere karşı bir intikam hareketine girişildiğini Bu olumsuzluklar sona erene, haklarımıza saygı gösterilene kadar mücadeleye devam edeceğiz'' dedi.
Tgs

Halk TV’de işten çıkarmalar 0 Kommentare


CHP’nin televizyonu olarak bilinen Halk TV’de dört çalışanın işine son verildi.soL (HABER MERKEZİ) Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Ankara Şubesinden yapılan açıklamada, sendikanın örgütlü olduğu Halk TV’de toplu iş sözleşmesi görüşmeleri devam ederken, dört çalışanın iş akdinin feshedildiği bildirildi.İşten çıkarılma haberini alan TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi ve beraberindeki sendika yöneticileri Halk TV’ye giderek çalışanlarla görüştü. İpekçi daha sonra çalışanlarla birlikte televizyon binasında yaptığı açıklamada, Halk TV’de 12 Mayıs’ta başlayan toplu sözleşme sürecinde 22 maddede anlaşma sağladıklarını ancak, aralarında haber spikeri, sanat yönetmeni ve programcıların bulunduğu dört kişinin işlerine son verildiğini söyledi. İşten çıkarmaların haksız olduğunu düşündüklerini vurgulayan İpekçi, bu kararın geri alınmasını istediklerini belirtti. Konuyla ilgili yetkililerle görüşmeye geldiklerini, ancak görüşecek bir yetkili bulamadıklarını ve yetkililer gelene kadar televizyon binasında beklemeyi sürdüreceklerini söyledi.Sabah-ATV’de süren grevle ilgili bu hafta Meclis’te ziyaretler yapıp siyasi partileri bilgilendirdiklerini, bu süreçte CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştüklerini anlatan İpekçi, bu dönemde Halk TV’de yaşanan işten çıkarmaları yadırgadıklarını dile getirdi. İpekçi, “Demokrasiden yana yayın politikası izlediğini bildiğimiz Halk TV’nin çalışanlarına yaklaşımını yadırgıyoruz, kınıyoruz. Sorumlu kişilerin sorumluluklarının cezasını çekmesini istiyoruz. İşyerinde sendikal faaliyetler adeta düşmanca görülerek bir intikam hareketine girişildiğini düşünüyoruz. Bunun sorumluları yargı önünde hesap vermelidir” dedi.İşyerinde sigortasız çalışanlar da bulunduğunu ifade eden İpekçi, sendikalı, sigortasız tüm çalışanlarla işyerine sahip çıkacaklarını, bu olumsuzluklar sona erene, haklarına saygı gösterilene kadar mücadeleye devam edeceklerini söyledi.İşine son verilen çalışanlardan Ebru Tekin de yasal ve Anayasal haklarının engellenmek istenmesini yadırgadıkların ifade ederek, “Biz, haklarımızın peşinde koştuk. Bunun bir hata olduğunu düşünmüyoruz. Başta CHP olmak üzere, bütün siyasi partileri ve basın çalışanlarını desteğe çağırıyoruz” dedi. İşine son verilenlerden Sidal Yerlikaya da, çalışanlar olarak sendikalaşma yönündeki onurlu mücadelelerine devam edeceklerini, bu süreçte özellikle CHP’den destek beklediklerini söyledi. Açıklamanın ardından çalışanlar ve desteğe gelenler, alkışlarla işten çıkarma kararını protesto ettiler. Sol

2 Temmuz 1993 Sivas Katliamını Kınamak İçin ''ALANLARDAYIZ" 0 Kommentare

2 Temmuz Anma Etkinlikleri İSTANBUL Programı TARİH : 2 Temmuz 2009 PerşembeMEZAR ZİYARETLERİSaat : 13:00 Zincirlikuyu Mezarlık Ziyareti (Asım BEZİRCİ)Saat : 15:00 Karacaahmet Mezarlık Ziyareti (Nesimi ÇİMEN)MİTİNGSaat : 16:00 Tepe Nautilus önünde Toplanma Saat : 17:00 Yürüyüşün Başlaması Saat : 18:00 Kadıköy'de Mitingin BaşlamasıMiting Programı • Saygı duruşu • Miting Bildirisi okunması • Sanatçılar (Grup Yorum-Erdal Akkaya-Grup Vardiya-ÖBKM müzik topluluğu)MİTİNG TOPLANMA YERLERİ....ANKARA TARİH : 2 TEMMUZ 2009 PERŞEMBE TOPLANMA YERİ : KIZILAY TOROS SOK. TOPLANMA SAATİ :16:00MİTİNG : KOLEJ KAVŞAĞI Saat 17:00 SİVAS TARİH : 2 TEMMUZ 2009 PERŞEMBE TOPLANMA YERİ : PİR SULTAN ABDAL CEMEVİ TOPLANMA SAATİ :10:00 MİTİNG : MADIMAK ÖNÜ Saat 11:00İZMİRTARİH : 2 TEMMUZ 2009 PERŞEMBE TOPLANMA YERİ : CUMHURİYET MEYDANITOPLANMA SAATİ :16:00MİTİNG : GÜNDOĞDU MEYDANI
http://www.pirsultan.net

MADIMAK MÜZE OLACAK; TALEBİ İLE TÜM YURTTA SOKAKLARDAYIZ. 0 Kommentare


MADIMAK MÜZE OLMALIDIR, OLACAKTIRSİVAS’DA MADIMAK ÖNÜ’NDE …İSTANBUL’DA KADIKÖY MEYDANI’NDA…ANKARA’DA KOLEJ MEYDANI’NDA…İZMİR’DE GÜNDOĞDU MEYDANI’NDA…BURSA’DA KENT MÜZESİ ÖNÜ’NDE…BURHANİYE’DE CUMHURİYET MEYDANI’NDA… “MADIMAK MÜZE OLACAK” TALEBİ İLE TÜM YURTTA SOKAKLARDAYIZ2 Temmuz 1993 yılında Sivas’a Kültür Şenliği ve Pir Sultan Abdal’ı anmak amacı ile giden şair, yazar, sanatçı ve semah yürüyen canlarımız önceden planlanmış, gerici, şeriatçı güçler tarafından Madımak Oteli’nde abluka altına alındılar. “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak” diyerek ve cumhuriyetimizin temel değerlerine saldırmak sureti ile canlarımızı göz göre göre yakıldılar. Bu katliam, televizyonlarda sekiz saat boyunca canlı olarak yayınlandı. Devletin güvenlik kuvvetleri, saldırgan gerici, şeriatçı güçlere yerinde ve zamanında gerekli müdahaleleri ve engellemeleri yapmayarak canlarımızın yakılmasına seyirci kaldılar. Dünya tarihinde eşi ve benzeri görülmemiş bu katliam, Türkiye Cumhuriyeti’nde ve dünyada insan hakları ve temel özgürlüklerden yana olan, inanç ve ibadet özgürlüğünü temel bir insan hakları ilkesi sayan inancı ve felsefesi düşüncesi ne olursa olsun her insanın vicdanını yaraladı. Bu katliam Halkımızın ve burada yakınlarını, çocuklarını yitiren canlarımızın ruhunda ve bedeninde giderilmesi imkânsız travmalara yol açtı. Madımak Oteli’ne saldırarak canlarımızı yakan faillerin bir kısmı yakalanmış, yargılanıp cezalara çarptırılmış iken, failleri bir kısmı da yakalan(a)mamış, yeterince takip dahi edilmemiştir. Madımak Oteli’nde Cumhuriyete ve onun savunucularına karşı gerici ve şeriatçı güçlerce gerçekleştirilen katliamın bir kez daha yaşanmaması için, insanlık tarihine yazılması ve insanlığın ortak vicdanında mahkûm edilmesi, hafızalardan silinmemesi gerekmektedir. Bu katliamın yaşandığı sırada devlet güçlerinin müdahale etmemesi ve asıl katillerin bugüne kadar yakalanmaması devleti zan altında bırakmıştır.Madımak Oteli satın alınarak kamulaştırılmalı, otelin müze olması yönünde gerekli çalışmaları hemen yapılmalıdır. Böyle bir girişim, insanlarımız arasında düşmanlıkları arttırmaz. Gerçekle yüzlemek ve insanlık suçlarını birlikte mahkûm etmek, farklı kültürleri, inançları, kimlikleri daha da yakınlaştırır.Hiç şüphe yok ki Madımak Müze olmalıdır, olacaktır. Bu talep sadece Alevilerin talebi değildir. Bu talep çağdaşlıktan ve laiklikten yana olan tüm kesimlerin ve insanlığın vicdanına ait bir sestir. Bu talep, emperyalizme, faşizme, gericiliğe, cinsiyet ayrımcılığına, faili meçhullere, haksız gözaltılara, IMF ve Dünya Bankası politikalarına, özelleştirmelere, neoliberal politikalara karşı bağımsızlık, emek, demokrasi, barış, halkların kardeşliği, insan hakları, eşitlik, özgürlük mücadelesi veren herkesin talebidir. Bu talep, her türden sömürüyü devam ettirmek için dini ve etnik köken ayrılıklarını kullanan ırkçı ve gerici çevrelere karşı direnen herkesin talebidir. Bu talep, karanlığa karşı aydınlığı savunanların talebidir. Bu duygu ve düşüncelerle tüm topluma sesleniyor ve diyoruz ki: Bu utancı daha fazla büyütmeyelim, vicdanları sızlatmayalım, Madımak Oteli Müze olsun...Ve, birgün karanlıklar aydınlığa kavuşuncaya, Sivas, Maraş, Gazi, Ümraniye, 1 Mayıs katliamlarını planlayanların gerçek yüzleri ortaya çıkıncaya kadar bu Pir Sultan direnişi de bu talep de sürecektir. Ve o güne kadar;Sivas Katliamı unutulmayacak, unutturulmayacaktır. Her yıl olduğu gibi bu yılda Sivas’ta Madımak Oteli’nin önünde olacağız. Ankara’da 'da Kolej, İstanbul’da Kadıköy, İzmir’de Gündoğdu, Burhaniye’de Cumhuriyet Meydanı’nda, Bursa’da ise Kent Müzesi önünde buluşacağız.BAŞTA PİR SULTAN ABDAL ÖRGÜTLÜLÜĞÜ OLMAK ÜZERE ALEVİ KURUMLARI VE DEMOKRATİK KURUMLARLA BİRLİKTE “MADIMAK MÜZE OLACAK” TALEBİ İLE TÜM YURTTA SOKAKLARDA OLACAĞIZ.Kamuoyunun bilgisine saygı ile arz olunur.01.07.2009Av. Fevzi GümüşPir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı

2 TEMMUZ SİVAS KATLİAMI UNUTMADIK UNUTTURMAYACAGIZ 0 Kommentare


Sivas Madımak Olayı veya Sivas Katliamı, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nin kuşatılıp yakılması ve dolayısıyla şehirde bulunan 35 yazar, ozan ve aydının yakılarak katledilmesi ve oteli ateşe verenlerden de ikisinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaylar zinciridir.Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında etkinliklerin bir bölümünün de Pir Sultan Abdal’ın sazının çalındığı Sivas şehir merkezinde yapılması öngörülmüştü. Bu kapsamda pekçok aydının yanı sıra Aziz Nesin ve Ozan Türkyılmaz bu etkinlik nedeniyle dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin'in özel davetlisi olarak bu kente gelmişti.2 Temmuz 1993 günü organize biçimde öğle saatlerinde Paşa ve Meydan camilerinde çıkan gruplar önce etkinliklerin yapıldığı Kültür Merkezi’ne ulaşarak, bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etti. Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla çıkan taşlı sopalı çatışma, polis tarafından fazla büyümeden, zor kullanılarak önlendi.Hızını alamayan ve sayısı yaklaşık 10.000'e ulaşan saldırgan grup, Kültür Merkezi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti. Grubun sayısı akşam saatlerinde 20.000'e yaklaştı. Grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı bunun sonucunda taşlanarak camları kırılan Madımak Oteli'ne sıçrayan yangın sonunda otele sığınmış olan aydınlardan, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen,Muhlis Akarsu, Metin Altıok, Hasret Gültekin,Ozan Türkyılmaz'ın bulunduğu 37 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi. Aralarında Aziz Nesin'in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. Başından yaralanan Aziz Nesin'i linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi`ne götürüldü.Olaylar sonucunda 33 konuk, 2 otel görevlisi ile 2 saldırgan yaşamını yitirdi. Gene olaylar sırasında Atatürk - Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk büstü tahrip edildi. Akşam saatlerinde valilikçe ilan edilen ”2 günlük sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hakimiyet sağlayabildi.== Yargılama ==evet Olaylardan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190’a çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124’ü tutuklandı, geri kalanlar serbest bırakıldı. Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara 1 No`lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde 21 Ekim 1993 günü yapıldı. 26 Aralık 1994’te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15’er yıl, 3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi.Müdahil avukatlar, DGM’nin kararını taraflı, hukuka ve adalete aykırı olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi “Katliamın Cumhuriyete, Laikliğe ve Demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No`lu DGM, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı.28 Kasım 1997’de açıklanan kararda 33 sanığa idam cezası verildi. Yargıtay 9. ceza dairesi 24 Aralık 1998’de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usül noksanlıkları nedeniyle bozdu. Şubat 1999 tarihinde usül eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000'de 33 sanık DGM’ce yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002 yılında idam cezası'nın yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları müebbet hapis cezalarına dönüştürüldü.Sivas Davası İstiklal Mahkemeleri sonrasinda, tek bir davada, bu kadar çok idam cezasinin verildiği ilk davadır.Ayrıca davayla ilgili unutulmaması gereken bir nokta da sanıkların avukatlığını Refahyol iktidarının Adalet Bakanı Şevket Kazan üstlenmiştir.Hayatını Kaybedenler* Muhibe Akarsu - 35 yaşında, Muhlis Akarsu'nun eşi* Muhlis Akarsu - 45 yaşında, sanatçı* Gülender Akça - 25 yaşında* Metin Altıok - 52 yaşında, şair, yazar* Ahmet Alan - 22 yaşında* Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci* Sehergül Ateş - 30 yaşında* Behçet Aysan - 44 yaşında, şair* Erdal Ayrancı - 35 yaşında* Asım Bezirci - 66 yaşında araştırmacı, yazar* Belkıs Çakır- 18 yaşında* Serpil Canik - 19 yaşında* Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör* Nesimi Çimen - 67 yaşında, şair, sanatçı üç telli curanın son ustası* Carina Cuanna - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci* Serkan Doğan - 19 yaşında* Hasret Gültekin - 22 yaşında şair, sanatçı, şelpe tekniğinin önderi* Ozan Türkyılmaz -20 yaşında,araştırmacı tarihci ve düşünür (Hasret Gültekin'in öğrencisi)* Murat Güneş Murat Gündüz - 22 yaşında* Gülsüm Karababa - yaşında* Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair* Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist* Koray Kaya - 12 yaşında* Menekşe Kaya - 17 yaşında* Handan Metin - 20 yaşında* Sait Metin - 23 yaşında* Huriye Özkan - 22 yaşında* Yeşim Özkan - 20 yaşında* Ahmet Öztürk - 21 yaşında* Ahmet Özyurt - 21 yaşında* Nurcan Şahin - 18 yaşında* Özlem Şahin - 17 yaşında* Asuman Sivri - 16 yaşında* Yasemin Sivri - 19 yaşında* Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı* İnci Türk - 22 yaşında* Kenan Yılmaz - 21 yaşında

Albay Dursun Çiçek tahliye edildi 0 Kommentare


Ergenekon soruşturması kapsamındaki sorgusunun ardından dün tutuklanan Albay Dursun Çiçek'in, bu gün avukatları tarafından yapılan itiraz üzerine tahliye edilmesine karar verildi.'İrtica ile mücadele eylem planı' adlı belgede imzası bulunan ve Ergenekon soruşturması kapsamında dün gece geç saatlerde tutuklanarak, Askeri Cezaevi'ne gönderilen Dursun Çiçek'in avukatlarının bu gün yaptığı itiraza İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından jet cevap verildi. Soruşturma savcıları da itirazla ilgili mütalaa hazırlayarak mahkemeye gönderdi. Avukatların itirazını, Çiçek'in tutuklanmasına karar veren üye hakimin dışındaki üç kişilik hakim heyeti değerlendirdi. Heyet, Çiçek'in tahliyesine karar verdi. 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin itirazı değerlendirebilmesi için 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nden bir üye hakimin geçici olarak görevlendirildiği belirtildi. Geçici olarak görevlendirilen Hakim Faik Saban'ın bu gün atandığı iddia edilirken, resmi kaynaklar 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nden bir hakimin izne ayrıldığı için Saban'ın Pazartesi atandığını belirtti.DİHA