Ersin Pertan hayatını kaybetti... 0 Kommentare
'Tersine Dünya', 'Kurt Kanunu', 'Kuşatma Altında Aşk' gibi filmlerin yönetmeni Ersin Pertan, beynindeki rahatsızlık nedeniyle tedavi gördüğü İstanbul Amerikan Hastanesi'nde yaşamını yitirdi. Ekim 2009’da yeni filmi ‘Mazi Yarası’nı gösterime sokmaya hazırlanan Ersin Pertan, 66 yaşındaydı.Sinema yazarlığından yönetmenliğe geçen Ersin Pertan 1943 yılında Bulgaristan Haskova’da doğdu. Yedi yaşındayken ailesiyle İstanbul’a göç eden Pertan, 1962’da Kadıköy Maarif Koleji’ni bitirdi.Ardından Robert Koleji ile İş İdaresi ve İktisat Yüksek Okulu’nda okudu. 1971-1977 döneminde Yeni Dergi ve Yedinci Sanat gibi dergiler için sinema yazıları kaleme alan Pertan 1977’den 1982’ye kadar Dünya, Güneş ve Milliyet Sanat’ta film eleştirileri yazdı, 1983-1988 döneminde ünlü The Hollwood Reporter dergisinin Türkiye muhabirliğini yaptı.1981’den itibaren 20’nin üzerinde filmde set fotografçılığı veya yönetmen yardımcılığı yapan Ersin Pertan, 1991 yılında Kemal Tahir uyarlaması ‘Kurt Kanunu’yla yönetmenliğe adım attı.1993’te Demet Akbağ’ın rol aldığı ‘Tersine Dünya’yı çeken yönetmen, 1997’de İstanbul’un fethi yıllarında geçen Sevtap Çapan ve balet Erdal Uğurlu’nun oynadığı ‘Kuşatma Altında Aşk’ adlı bir dönem filmine imza attı. Pertan’ın 2001’de çektiği ‘Şarkıcı’, Altın portakal Film Festivali’nde Yeşim Salkım’a en iyi kadın oyuncu ödülü kazandırdı.Bir dönem Film Yönetmenleri Derneği (FİLMYÖN) ile Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği’nin (SETEM) başkanlığını üstlenen Pertan, 2005’te ‘Akad Sineması’, 2006’da ise ‘Aşk Filmleri Yönetmeni: Orhan Aksoy’belgesellerine imza attı. Ersin Pertan’ın cenazesinin cumartesi günü kaldırılacağı belirtildi.
Sarkis Usta’yı yitirdik 0 Kommentare
'AKP Genel Başkanı Erdoğan DTP ile görüşecek' 0 Kommentare
AK Parti Genel Merkezinden, "AK Parti Gurup Başkanı ve Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk'e yarın için randevu verdiği" bildirildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Ben, DTP'Yi PKK ile aynı kefede değerlendirmiyorum, değerlendirmek istemiyorum" dedi.
AK Parti Genel Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamada, "Randevu öğleyin saat 12.00’de gerçekleşecek. Genel Başkanımız ve AK Parti Grup Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ü TBMM’de bulunan AK Parti Genel Başkanlık makamında kabul edecek" denildi.TÜRK: GEÇ KALMIŞ BİR GÖRÜŞME
Sudan'da pantalon davası kadınları sokağa döktü 0 Kommentare
HARTUM - Sudan’da Lübna Hüseyin'in pantolon giydiği için yargılandığı mahkemenin dışında, onlarca kadın protesto gösterisi yaptı. Sudan’da pantolon giydiği için yargılanan Hüseyin'in mahkemesi yaklaşık bir ay ertelendi.
Lübna Hüseyin (yanda gözlüklü) , mahkeme çıkışında gazetecilere yaptığı açıklamada, ifadesi aldındıktan sonra yargıcın davayı 7 Eylüle ertelediğini belirtti. Eski BM çalışanı Lübna Hüseyin, yargılanmaktan muaf olup olmadığının BM’ye sorulmasının istendiğini kaydederek, "Bunu neden yaptıklarını bilmiyorum, çünkü BM’den henüz istifa ettim. Sanıyorum sadece mahkemeyi ertelemek istiyorlardı" dedi.
"Açık saçık" giyindiği gerekçesiyle 40 kırbaç cezası almakla karşı karşıya bulunan Lübna’ya destek olmak isteyen kadınlar sokaklara döküldü. Bazı kadınların, başkent Hartum’daki mahkemenin dışında dayanışma için pantolon giydiği görüldü. Ancak polisin kadınları coplarla dövdüğü, bir polisin de havaya bir el ateş açtığı belirtiliyor. Göstericilerden Zeynep Badradin, Lübna Hüseyin’in yargılanmasına neden olan yasaya karşı olduklarını, bu yasanın kadınlara, İslam’a ve insan haklarına aykırı olduğunu söyledi.
Lübna Hüseyin, 3 Temmuz’da polisin bir kafeye baskın düzenleyerek gözaltına aldığı 13 kadın arasındaydı. Gözaltına alınan kadınlardan 10’u iki gün sonra polis karakolunda 10 kırbaç yemeyi kabul ederek "cezalarını çekmiş", Lübna ve diğer iki kadın yargılanmayı tercih etmişti. Lübna Hüseyin, gazetecilere yaptığı açıklamada, mahkemenin hızla karar alacağını ve temyize gidilmesine izin vermeyeceğini tahmin ettiğini belirterek, olacaklara hazır olduğunu söylemişti. Lübna Hüseyin yargılanmak isterken, kendisinin BM görevlisi olması nedeniyle yargı dokunulmazlığı olduğu yönünde görüşler ortaya atılmıştı. Hüseyin bunun üzerine BM'deki görevinden istifa etmişti. (aa)
'Baraja hayır' diyen on binlerce kişi Munzur'a yürüdü 0 Kommentare
Eski Dersim geleneğinden gelen Munzur'a taş atarak yemin etme geleneğini tekrarlayan Tuncelililer, Munzur'a taş atarak, baraj yaptırmama yemini etti.
Dersim'de 9. Munzur Kültür ve Doğa Festivali tüm coşkusuyla sürüyor. Bu yıl düzenlenen festivale 'Munzur 1. derece sit alanı ilan edilsin' ve 'Dersim adı iade edilsin' sloganlarının damgasını vurduğu festival, on binlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirilen etkinliklerle tüm hızı devam ediyor. Festival gün boyu süren etkinliklerde, sokak tiyatrosu, yürüyüş ve konserlerle devam etti. Evrensel kültüre hitap eden etkinlikleriyle, katılımcılarıyla uluslararası festivale giden Munzur festivali kapsamında 'Munzur'a beyaz eller yürüyüşü' düzenlendi. Kışla Meydanı'nda toplanan ve aralarında Dersim Belediye Başkanı Edibe Şahin, DTP Dersim Milletvekili Şerafettin Halis, Munzur Koruma Kurulu, Hasankeyf Girişim Grubu, Alianoi Girişim Gurubu, Ege Çep, Derelerin Kardeşliği Platformu, EMEP, ÖDP, DTP ve çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisinin yanı sıra on binlerce kişi 'Munzur'a beyaz eller yürüyüşü' pankartı ve 'Munzur özgür akacal' yazılı uzun bir pankart eşliğinde yürüyüşe geçti. 'Munzur özgür akacak', 'Munzur barış için aksın' ve 'Savaş kaybetmektir, onursuzluk her şeyi kaybetmektir' yazılı dövizlerin taşındığı yürüyüşte sık sık, 'Munzur özgürdür özgür akacak', 'AKP Munzur'da boğulacak', 'Biji serok Apo' ve 'Munzur Vadisi Apocular yuvası' şeklinde sloganlar atıldı.
Dersimliler Munzur'a taş atarak ant içti
Yürüyüşle Kemer Bel'e gelen on binlerce kişi, Munzur için ellerini beyaza boyadı. Ardından konser alanına gelen kitle, ellerini Munzur suyunda yıkadı. Yürüyüş'ün ardından kitle Munzur için yere uzandı. Ardından sahne alan Batman Kültür Merkezi Müzik Grubu, seslendirdiği Kürtçe parçalarla kitleyi coşturdu. Müzik dinletisinin ardından konuşan Dersim İHD Şube Başkanı Ahmet Barış, 1938'de Dersim'de yapılmak istenen soykırıma karşı mücadele etmek için ant içildiğini belirterek, kitleyi, Munzur'da yapılmak istenen baraja karşı Munzur'a taş atarak ant içmeye çağırdı. Ardından kalabalık Munzur'a taşa atarak, Munzur'da baraj yapılmasına karşı mücadele sözü verdi. Ardından konuşmasına devam eden Barış, uluslar arası ve ulusal hukukun hiçe sayılarak tarihi ve doğa güzellikleri olan Munzur'da baraj yapılmak istendiğini ifade etti.
'Barajlarla Dersim'i insansızlaştırmaya çalışıyorlar'
Barajların amacına dikkat çeken Barış, '1938 ve 1994'te yapamadıkları, Dersim'i insansızlaştırma politikasını şimdi barajlarla yapmaya çalışıyorlar. Munzur sit alanı olmayı fazlasıyla hak ediyor. Barajlar, kangrenleşen Kürt sorunundaki politikalar gibi özel savaş yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bunu nerden anlıyoruz? Bugün Federe Kürt Devleti ile Türkiye'deki arasındaki sınırda baraj yapılmak isteniyor. Devlet bu barajları 'PKK'lilerin geçişini engelleyelim diye yapıyoruz' diyor. Dersim barajlara mahkum olmayacak. Munzur'un yok olması demek canımızın ve ruhumuzun yok olması demektir. Onun için canımız pahasına da olsa mücadele etmeye devam edeceğiz' dedi.
'Yaşamak istiyorsak yaşatacağız'
Barış'ın konuşmasının ardından Almanya'dan gelen bir müzik grubu, seslendirdiği Kürtçe parçalarla coşkulu anlar yaşattı. Grup seslendirdiği bir parçayı Uğur Kaymaz'a atfetmesi kitle tarafından büyük alkış aldı. Daha sonra kısa bir konuşma yapan Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi Koordinatörü Diren Özklan da, Hasankeyf ve Munzur'un aynı kaderi paylaştığını belirterek, 'Sözümüzü özgüleştirmek, isyanımızı birleştirmek için buradayız. Hasankeyf'in yaşam çığlığından Munzur'un isyanına bin selam. Ülkede yapılan tüm barajların amaçları da, sonuçları da aynıdır. Israrla Hasankeyf ve Munzur'u yok etmek isteyen yöneticiler, bir gün paranın yenmediğini, son nehir kuruduğunda, son ağaç yandığında biz bölgenin Kürtleri olarak onlara göstereceğiz, eğer yaşamak istiyorsak yaşatacağız' dedi. Özkan'ın ardından sahneden okunan 'Binlerin geçmişe ve geleceğe sözü' yemini kitle tarafından tekrarlanarak, Munzur'a baraj yapılmasına izin vermeyecekleri sözünü verdi.
Ermeni müzik grubu Şahin'e Ermeni alfabeli tablo hediye etti
Daha sonra sahne alan Mikail Aslan, kitle tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Ardından da Ermenistan'dan gelen müzik grubu, verdiği müzik dinletisiyle büyük beğeni aldı. Grubun seslendirdiği Ermenice parçalara kitle 'Yaşasın halkların kardeşliği' sloganıyla karşılık verdi. Grup müzik dinletisinin ardından Ermenistan'dan getirdikleri Ermenice levhayı Belediye Başkanı Edibe Şahin'e hediye etti.
Konserler sabah saatlerine kadar devam etti
Sabaha kadar konserlerle süren festivalde, Koma Çiya, Grup Vardiya, Grup Yel değirmeni, Ali Baran'ın yanı sıra çok sayıda sanatçı ve müzik grubunun verdiği müzik dinletileriyle son buldu.
DİHA
Arkadaşlar dünyada en pahalı telekominikasyon fiyatlandırması Türkiyede 0 Kommentare
Arkadaşlar dünyada en pahalı telekominikasyon fiyatlandırması Türkiyede.. yurt dışında insanlar bir hat aldıklarında üstüne telefon veriyorlar.. sabit ücret ödüyorlar.. ve hiç bir vergide ödenmiyor bunlara.. bizim ülkemizde ise hat aldığımızda, para veriyoruz, hat açıldığında eğer kontörlüyse ilk kontör yüklemede belli bir kontör alıyorlar.. eğer faturalı ise ilk ay almış olduğun hattın vergisini faturaya yansıtıyorlar.. Yüklenilen kontöre göre tarife uygulanıyor.. mecburuz yani onların istediklerini yapmaya.. istedikleri kontörü almaya.. ve her ne hikmetse buna herkes razı... kimse ağzını dahi açmıyo.. tekrarlıyorum önemli olan guruba üye olmanız değil hızlıca yaymanız.. 30 ağustosta herkes telefonlarını kapatsın.. emin olun bu işe yarıyacak..
HERKESE ANLATIN! 0 Kommentare
ZULÜM; eli kolu bağlı hastayı katletmektir. ZALİM; AKP Hükümetidir!Kanser hastası Güler Zere, tecritte gün gün öldürülüyor.Tutsaklar Öldürülüyor; Duymayan Kalmasın!Zulüm Ne, Zalim Kim, Bilmeyen Kalmasın!GÜLER ZERE... Devrimci bir tutsak. 14 yıldır hapishanede. Kanser hastası. Şu anda hastalığı son evresinde. Yaşama şansı giderek azalıyor.GÜLER zulmün elinde. Zalimler onu elbirliğiyle gün gün ölüme gönderiyor. Tedavi etmeyerek, tedavisini geciktirerek, tedavisi için onu SERBEST BIRAKMAYARAK...Onu HAPİSHANE ve HASTANE hücrelerinde ÖLDÜRMEK İSTİYORLAR!..Yaşanan bu zulmü anlatmalıyız. Hem de, hiç vakit geçirmeden. Bir kez, şu iyi bilinmelidir; bizler, GÜLER ZERE'yi zulmün elinden çekip almazsak, onu hastahanenin, hapishanenin kör hücrelerinde TEK BAŞINA TUTUP, ÖLDÜRECEKLER!..Ancak; bizler, hepimiz GÜLER İÇİN seferber olursak, onu zulmün elinden çekip alırsak, ALABİLİRİZ!..TECRİT İŞKENCEDİR; İŞKENCE GERÇEĞİNİ ÖRTBAS ETMELERİNE İZİN VERMEYELİM.HERKESE ANLATALIM..."Ben tek başına ne yapabilirim ki?" diye düşünmeyin. Tek başına da olsak, herkesin GÜLER ZERE için yapacağı çok şey var."Çevremde bunlar için bana destek olacak kimse yok" diye düşünmeyin. Çevremizde hiç kimse olmasa da yapacaklarımız mutlaka vardır. Bir ada'da tek başına yaşamadığımıza göre mutlaka seslenebileceğimiz, anlatacağımız insanlar da vardır."Benim bulunduğum yerdeki halk ilgisiz, bu sorunlara uzaklar" diye düşünmeyin. Bu konuda adım atmak için, bir şeyler yapmak için, siyasi bir düşünce taşımak gerekmiyor.GÜLER ZERE bilinçli olarak ölüme terk edildi. Onun hücrede, tecrit altında gün gün katledilmesine karşı çıkmak için, insan olmak yeter.Onun için herkese ama herkese GÜLER ZERE'yi anlatmalıyız. Kendisine insanım diyen hiç kimsenin kayıtsız kalamıyacağı bir durumdur bu...Yaşanan bu zulmü,Komşunuza, akrabalarınıza, arkadaşlarınıza, meslektaşlarınıza, dükkan komşularınıza herkese anlatın!.. Defalarca anlatın, bıkmadan anlatın.Yolda, sokakta, kahvehanede, dolmuşta, otobüste, metroda, okulda, işyerinde, HER YERDE anlatın.NEREDE OLURSANIZ OLUN!..Ülkemizin neresinde olursanız olun, dağ başında bir köyde de olabilirsiniz, bu sessiz kalmanıza neden değildir. Orada bile GÜLER için yapacaklarınız var.Bir ücra kasabada olabilirsiniz, bu "bir şey yapamam" demeniz için bir neden değildir. O ücra kasabada bile GÜLER için yapacaklarınız var.Belki şu an yurtdışında yaşıyorsunuz. Yurtdışında olmak GÜLER için bir şeyler yapmanıza engel değildir.GÜLER için, onu zulmün elinden çekip almak için hiçbir şey engel değildir.Nerede olursak olalım, biz istedikten sonra yapacağımız çok şey vardır.ŞİMDİ, GÜLER İÇİN DAHA ÇOK ŞEY YAPMA ZAMANIDIR!...Artık bekleyecek bir dakika bile olamaz. Bekleme, izleme, sadece kızma zamanı değildir. GÜLER'i zulmün elinden çekip almazsak zalimler onu ÖLÜME MAHKUM ettiler.Çaresiz değiliz. Güçsüz değiliz. Yapacaklarımız var. Bu ülkede vicdanlarını yitirmemiş milyonlarca insan var.Güler için imza isteyeceğimiz yüzbinlerce insan var bu ülkede. Böyle bir Nazi uygulamasına "hayır" diyecek binlerce insan var.Ve fakat, bu zulümden, bu Nazi uygulamalarından habersiz onmilyonlar da var. Aldatılan onmilyonlar da var.Bunun için anlatmalıyız.Zalim kim, bilmeli herkes. Zalimin zulmü nasıl gerçekleşmekte. Herkes öğrenmeli.Şimdi Güler için seferber olmanın zamanıdır. Şimdi, "hepimiz Güler için bir şeyler yaparsak onu zulmün elinden çekip alırız" düşüncesine inanma zamanıdır.Umutlu olmalıyız. Kendimize güvenmeliyiz. İnanmalıyız.ANLATMALIYIZ HERKESE...GÜLER ZERE'yi anlatmalıyız. Bir afiş ile, bir bildiri ile, bir pankart ile...Bir faks çekerek, bir mail atarak, bir mektup yazarak, bir telefon ederek, mesaj yazarak, bir kart atarak...Hapishanelerdeki sessiz imhaya karşı sesimizi yükseltelim. Tutsakları gün gün öldüren tecrit zulmüne ve o politikaları uygulayan zalim AKP'ye karşı çıkalım
Seyhan'da işçiler kıyıma karşı direnişte 0 Kommentare
ADANA (03.08.2009)- AKP'li Seyhan Belediyesi, işçi kıyımına girişti. Temizlik ve park-bahçe hizmetlerinden toplam bin 200 işçi kapı önüne konuldu. Kriz ortamında açlığa terk edilen işçiler direnişe geçti, ilk eylemlerini bugün gerçekleştirdi. İşçiler, yarın da belediye önüne yürüyecek.Adana'nın Seyhan ilçe belediyesinde iki ay önce, bir belge imzalattırılarak 'iş arama' adı altında izne çıkarılan işçiler, toplu şekilde işten atıldı. 29 Temmuz'da tekrar belediyede iş başı yapan işçiler, iki gün sonra, 31 Temmuz'da büyük bir kıyım ile karşılaştı. AKP'li belediye bir çırpıda bin 200 işçiyi, kolundan tuttu, kapı önüne koydu. Temizlik işçilerinden 1.050, Park ve Bahçeler Müdürlüğü'nden de 150 işçi, işsiz kaldı.Duaların karşılığı işçi kıyımı oldu
Eylemde söz alan işçiler, yaşadıkları sıkıntıları anlattı, AKP'li belediyenin kendilerini sürüklediği yoksulluğa işaret etti. Belediye Başkanı Öztürk'ün Hac'ca giderken gelip kendilerinden hayır duası istediğini söyleyen işçiler, “Duaların karşılığını böyle mi ödüyorsun?” diye sordular. İşçiler sık sık “Azim Öztürk sözünü tut”, “Zafer direnen emekçinin olacak” ve “Hak dediniz hakkımızı çaldınız” diye haykırdılar.İşçiler haklarını direnerek kazanacakİşçiler adına açıklama yapan Hasan Çelik, “Başbakan kriz olmadığını, kriz gerekçesiyle işçileri kovan patronların fırsatçılık yaptığını söylüyor” dedi. “Peki bu yaşananlar nedir, sayın Başbakan sizin partinize mensup belediye başkanıda mı kriz fırsatçılığı yapıyor, yoksa sizmi yalan söylüyorsunuz” diye sordu. İşten atılan bin 200 işçinin hırsızlık, yolsuzluk yapmadığını söyleyen Çelik, “işçiler sadece namuslarıyla çalışıyorlardı” dedi. Çelik, işe geri dönmek için mücadelelerini sonuna kadar devam ettireceklerini ilan etti. Çelik, direnerek haklarını kazanacaklarını vurguladıİşçiler yarın belediyeye yürüyecekYakıcı güneşin altında oturma eylemini sürdüren işçiler, camların arkasında saklanıp karşılarına çıkmayan Azim Öztürk ve belediye yetkilileri yuhaladı. İşçiler eylemlerinin sonunda yarın saat 12.00'de İnönü Parkı'nda toplanıp, belediyeye kadar yürümeyi kararlaştırdıklarını duyurdu.
Orhan Aksoy (Park ve Bahçeler Müdürlüğü'nde 5,5 yıllık işçi): Neden işten atıldığımız hakkında hiçbir bilgi verilmedi. Tazminatlarımızı da vermediler. Ne zaman ödeneceğini öğrenecek yetkili bile bulamıyoruz. Azim Öztürk oturduğu villaları nasıl aldı acaba? Önceden varmıydı serveti. Hepsini bizim sırtımızdan kazandı. Çalıştığımız yıllar boyunca bayram ve yıllık izin bile yapamadık. İşten atılma korkusuyla çocuğumuzu hastaneye götürmek için dahi izin isteyemedik. Diyarbakır’da sele kapılıp giden arabada yakınlarım öldü, bunun için izin istediğimde benimle alay edilircesine 'bir günde gidip geri gel' denildi. İşten atıldığımız güne kadar köle gibi çalıştırıldık. Ama haklarımız için sonuna kadar mücadele edeceğiz. Bize reva görülen bu haksızlığa boyun eğmeyeceğiz.Bizi atıp, yandaşlarını alıyorlarİsa Akyıldız (Park ve Bahçeler Müdürlüğünde 5,5 yıllık işçi): 'Belediye borçlu, maaş ödeyemiyor' diyorlar. O halde neden bizi atıp başkalarını alıyorlar. Belediyenin reklam için harcadığı para bile bizlere ödediğinin kaç katı. Kendi yandaşlarını işe almak için bizi kapı önüne koyuyorlar. Diğer partilerin meclis üyelerinin her birisi için beş kişilik kontenjan vermişler. Böylece onları da satın alıp susturdular. Ben 51 yaşındayım. Bundan sonra kim bana iş verir. Şimdi sokaklarda dilencilik mi yapayım, hırsızlık mı yapayım. Tek isteğimiz alınterimizle çalışıp, ekmeğimizi kazanabilmek. Hiçbirimizin aldığımız asgari ücret dışında geliri yok. Şimdi bütün çoluk çocuğumuz aç, sefil durumda. İşe iade için sonuna kadar mücadele edeceğiz, çünkü başka çaremiz yok.Ali Oktay Arslanoğlu (Park ve Bahçeler Müdürlüğü'nde 8 yıllık işçi): Hepimiz seçimlerde AKP için çalıştık. Azim Öztürk ‘Eğer başka parti kazanırsa hepinizi işten atacak’ diyordu. Şimdi kendisi ekmeğimizle oynadı. Hani verdiği sözler. Başbakan fakir fukaranın yanında olduğunu söylüyor. Acaba onun kastettiği fakir fukara kim. Diğer partilerin belediyelerde işçi çıkarmasına kızan Başbakan bizim durumumuz için ne diyecek. Seyhan belediyesinin parası olmadığını söylüyorlar, gereksiz bir sürü iş için para harcıyorlar. Yalan söylüyorlar. Seyhan belediyesinin geliri birçok ilden daha fazla. Nedense kriz hep bizim başımıza patlıyor.Köle gibi çalıştık, ekmeğimizden ettilerSerkan Işık (Temizlik işçisi): Belediye başkanı Azim Öztürk, Müslüman olduğunu söylüyor. Defalarca Hacca gitmiş. Giderken bizden hayır duası istedi. 'Ailelerinize selamlarımı söyleyin, benim için dua etsinler' dedi. Şimdi ailelerimiz kendisine hangi bedduaları ediyor haberi var mı acaba. Bizi ekmeğimizden etti. Onun Müslümanlığı sadece kendisine. Biz sendikacılardan, halktan sokakta kâğıt toplayan insandan bu mücadeleye destek vermesini istiyoruz. Yıllar boyunca köle gibi çalıştık, maaşlarımızın üçte birini verdiler, sesimizi çıkarmadık, katlandık. Şimdi neden işten atılıyoruz Sonuna kadar kararlıyız.Ünal Şimşek (Park ve Bahçeler Müdürlüğünde 5 yıllık işçi): Asgari ücretle çalışan insanlardık. Şimdi tamamen açlığa mahkûm edildik. Ne yapalım, yankesicilik mi, kapkaç mı. Benim özürlü bir çocuğum var, aylık 300 lira kira ödüyorum. Sosyal güvence ya da başka gelirim yok. Başbakan karşımda olsaydı ona halka verdiği sözleri hatırlatırdım. O sözler bizi aldatmak için miydi? Ben seçimlerde AKP için çalıştım. Karşılığı bu oldu. Çöplere atılmış veya yardım kutularına bırakılan elbiseleri giyiyoruz. Çocuklarımın istediklerini alamıyorum. Onların gözünde yalancı durumuna düşüyorum. Bunu hangi vicdan kabul eder. Azim Öztürk’ün evi en lüks eşyalarla döşenmişken benim ayağımda ayakkabı yok. Bu nasıl Müslümanlık, bu nasıl insanlık. Gerekirse her gün belediye önünde bekleyeceğiz. Gerekirse ailelerimizle beraber Ankara'ya yürüyeceğiz. Sonuna kadar mücadele edeceğiz. Sizden istediğimiz sesimizi memlekete duyurun. Çünkü diğer gazeteler haber bile yapmıyor.
HASTA TUTSAKLARA ÖZGÜRLÜK...... 0 Kommentare
İSTANBUL (03.08.2009)- Devrimci tutsakların oluşturduğu Cezaevleri Merkezi Platformu, ciddi rahatsızlıklarına rağmen Adli Tıp raporları ile ölüme mahkum edilen hasta tutsaklara ilişkin bir açıklama yayınladı. “SESİMİZ YETERİNCE GÜR ÇIKARSA MUTLAKA BAŞARIRIZ. ” diyen tutsaklar dayanışma çağrısında bulundu.Hapishanelerde tecrit zulmüne karşı Cezaevleri Merkezi Platformu'nu oluşturan devrimci tutsaklar, hasta tutsakların serbest bırakılmasını istedi. MLKP, DHKP/C, Direniş Hareketi, MKP, TİKB ve TKP/ML dava tutsaklarının yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:BASINA VE KAMUOYUNATürkiye’de idam cezası kaldırılmıştır, ancak idam cezasını aratmayacak uygulama ve yaptırımlarla yüzlerce tutsak hapishanelerde ölüme mahkum edilmiştir. Son olarak Erzurum Hapishanesi’nde bulunan yurtsever tutsak İsmet Ablak’ın ölü bedeni ailesine teslim edilmiştir. Devlet adeta, fiili idam cezası uygulamakta, bu amaçla ölümcül hastalıkları bulunan ve tedavi olabilmeleri için mutlaka tahliye edilmeleri gereken tutsakları tahliye etmeyerek, tedavilerini geciktirerek ve engelleyerek ölüme mahkum etmektedir. Son olarak 6 ay içerisinde 7 tutsak öldürülmüştür. Onlarca tutsak aynı şekilde ölüme mahkum edilmiştir, gün gün ölüme yaklaşmaktadır.5275 sayılı CİK’in 16. maddesi hapishanelerde tedavisi mümkün olmayan tutsakların tedavileri amaçlı infazlarına ara verilmesini öngörmektedir. Hukuk devleti, demokrasicilik demagojilerine malzeme yapılmak amacıyla yasalarına böylesi maddeler konulmaktadır. Fakat uygulamada bu maddeler siyasi-devrimci tutsaklar için asla yaşama geçmemektedir. Halka karşı haksız savaşta kullandıkları ve teşhir olmuşlukları nedeniyle göstermelik olarak yargılamak zorunda kaldıkları kontrgerilla artıklarını bir bir tahliye ederlerken siyasi-devrimci tutsakların ancak ölüsü çıkabilmektedir hapishanelerden.19 Aralık 2000’de Hayata Dönüş adı altındaki katliam operasyonuyla açılan F Tipleriyle hücre tipi tecrit hapishaneleri faaliyete sokuldu. Tecrit-tredman uygulamaları ile tutsakların fiziksel ve ruhsal sağlıkları üzerinde ciddi olumsuz etkiler ortaya çıkmaya başladı. Tedavi hakkını tredmana tabi tutan tecrit politikası nedeniyle tutsaklar çoğu kez ölümcül sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalmakta ve bu yolla ölümlerine neden olunmaktadır.Bu amaçla hapishane idareleri cumhuriyet savcılıkları ve adli tıp kurumu (teşhis ve tedavi merkezleri) anlayış birliği içinde hareket etmektedir. Güler Zere örneğinde bu işbirliği tüm çıplaklığı ile gözler önüne serilmiştir. 4. evre kanser hastası olan Güler Zere’nin tedavisinin tutukluluk koşullarında mümkün olmadığı, ciddi yaşam riski bulunduğu nedeniyle derhal tahliye olması gerektiği yönünde 4 ayrı rapor bulunmasına rağmen, Elbistan Cumhuriyet Savcısı Orhan Irmak tarafından Zere İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi’ne sevk edilmiş ve buradan “tutukluluk şartlarına devam edilmesi” yönünde rapor hazırlatılmıştır. Dr. Nur Birgen’in başında olduğu 3. İhtisas Dairesi Susurluk hükümlüsü İbrahim Şahin gibi kontra şeflerinin tahliye edilmesini sağlayan raporu hazırlamıştır. Ölüm Orucu eylemi gerçekleştirdiği nedeni ile Wernike Korsakof hastası olan ve hapis yatamayacak durumda olan hastalar hakkında “hapis yatabilir” raporları veren yine aynı kişinin başında olduğu 3. İhtisas Dairesi’dir. Kontrgerilla artıkları bu şekilde bir bir tahliye edilirken devrimci tutsaklar ölüme gönderilmektedir.Konu tüm ayrıntılarıyla basın yayın organlarında yer almıştır. Hukuksuzluğun, keyfiyetin nasıl hayata geçirildiği, devrimci tutsakların yaşam hakkının nasıl ellerinden alındığı ayrıntıları ile bilinmektedir. Bu hukuksuzluğun ve cinayetlerin sorumluları da bilinmektedir. Sorumlular emekçi halkın vicdanında mahkum edilmişlerdir.Ölümcül hastalıkları bulunan, hapislik koşullarında tedavisi mümkün olmayan tüm tutsaklar derhal serbest bırakılmalı, tedavileri önündeki engeller ortadan kaldırılmalıdır.Tedavileri engellenerek yaşam hakları ellerinden alınan tutsakların ölümünden sorumlu olan hapishane idareleri, cumhuriyet ve infaz savcılıkları ve tedavi merkezleri hakkında etkin soruşturmalar yürütülmeli, suçlular tespit edilerek hak ettikleri cezalara çarptırılmalıdırlar. Tutsakların ruh ve beden sağlıklarını bozan, tedavi edilmesini tredman şartına bağlayan tecrit politikasından derhal vazgeçilmeli, insan yaşamını ve onurunu korumayı mümkün kılan infaz koşulları sağlanmalıdır. Tutsakların etkin teşhis ve tedavileri sağlanmalı, tüm yasal, idari ve keyfi engeller kaldırılmalıdır.Hapishanelerden ölüsü çıkan tutuklu ve hükümlü sayısı yüzlerle ifade edilecek boyutlara ulaşmıştır. Bu sorun hiç kimsenin görmezden gelemeyeceği boyuttadır. Tüm devrimci, ilerici, insan haklarından ve demokrasiden yana olan güçler tutsakların yaşam hakkını korumak. Tedavilerinin önündeki engelleri kaldırmak ve tecrit uygulamalarına son verilmesi için seslerini yükseltmelidir. Sistem tutsakları katletmek üzerine kuruludur ve ancak buna karşı mücadele edilerek tutsakların yaşam hakkı savunulabilir.Bu bilinçle hasta tutsakların katledilmesine ve adaletsizliğe karşı daha yüksek sesle haykıralım. Başta Güler Zere olmak üzere, Samet Çelik, Erol Zavar, Aynur Epli, Gazi Dağ, Gülizar Akın, Halil Güneş, Halil Yıldız, İsmet Ayaz, Memduh Kılıç, Nizamettin Akar olmak üzere yaşam tehlikesi bulunan tutsaklara özgürlük talebini daha yüksek sesle haykıralım.Sesimiz yeterince gür çıkarsa mutlaka başarırız!Güler Zere’ye özgürlük! Hasta tutsaklara özgürlük!
1980 askeri faşist darbesinin başı, Kenan Evren, GATA’da yoğun bakımda 0 Kommentare
1980 askeri faşist darbesinin başı, Eylül karanlığının sorumlularından eski Genelkurmay Başkanı ve yedinci Cumhurbaşkanı Kenan Evren, GATA’da yoğun bakımda.Adı, 12 Eylül askeri cuntasıyla “darbeci general” olarak anılan Kenan Evren, dün Bodrum’daki yazlığında aniden rahatsızlandı. Bağırsak kanaması geçirerek, solunumu durma noktasına gelen Evren, Universial Hospital Bodrum Hastanesi’ne kaldırıldı.Doktorların yaptığı açıklamaya göre, Evren’in nabzı hastane yolunda 30’a düştü. Acil serviste ilk müdahalesi yapılan Evren’e kan takviye edildi. Bodrum’da yoğun bakımda kalbinin durmaması için geçici kalp pili takılan Evren, GATA'dan gelen ekip tarafından Ankara'ya sevk edildi. Durumu ciddiyetini koruyan Evren, GATA’da yoğun bakımda tutulmaya devam ediyor.


