JİTEM davası nihayet mahkemesini buldu 0 Kommentare


Diyarbakır'da 8 kişiyi kaçırıp sorguladıktan sonra işkence ederek öldürdükleri gerekçesiyle haklarında dava açılan ve aralarında Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın da bulunduğu 8 sanıklı JİTEM davası, uyuşmazlık sorunu giderildikten sonra özel yetkili Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşmada, savcı, Yıldırım ve JİTEM itirafçısı Abdulkadir Aygan hakkında kırmızı bültenle arama kararı çıkarılmasını talep ederken, mahkeme heyeti, bu talebi bir sonraki duruşmada değerlendirecek.Diyarbakır'da, 1992-94 yılları arasında kapatılan HEP'in Muş İl Örgütü Üyesi Harbi Arman ile Servet Aslan, Şahabettin Latifeci, Ahmet Ceylan, Abdulkadir Çelikbilek, Mehmet Sıddık Etyemez, Lokman ve Zana Zuğurli adlı kardeşler kaçırılarak sorguladıktan sonra işkence ederek öldürülmesine ilişkin aralarında JİTEM itirafçısı Abdulkadir Aygan (Aziz Turan), Mahmut Yıldırım (Yeşil), Fethi Çetin, Mühsin Gül, Kemal Emlük ve Diyarbakır 7 Kolordu Askeri Mahkemesi'nde yargılanan Abdulkerin Kırca, Saniye Emlük, Yüksel Uğrun'un bulunduğu 8 JİTEM'ci hakkında açılan dava, uyuşmazlık sorununun çözülmesi ardından Diyarbakır özel yetkili 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşmada müşteki vekillerinden Barış Yavuz, Serdar Çelebi, Habibe Danışman Deyar hazır bulundu. Müşteki vekilleri, 5 yıldır mahkeme mahkeme dolaşan dosyada aranma kararı çıkarılan Kemal Emlük gibi değiştirilen isimlerle arandığını, isim tespitinin yapılıp yeniden arama kararı çıkarılmasını istedi.'Kırmızı bültenle aransın'İddia makamı ise, Abdulkadir Aygan'ın hala yurt dışında olduğunu, Mahmut Yıldırım'ın ise nüfus kaydına göre sağ olduğunu ancak bulunamadığını belirterek, Aygan hakkında iade talepnamesinin düzenlemesi için 5237 sayılı TCK hükümlerine göre hakkında gıyabi tevkif müzakeresi çıkartılması gerekli olduğunu, sanıklar Yıldırım ve Aygan hakkında ayrı ayrı giyabi tutuklanma müzakeresi çıkarılmasını istedi. Müzakere çıkarıldıktan sonra sanıkların dünya çapında aranması için kırmızı bülten formunun düzenlenmesini talep eden savcı, diğer sanıklar hakkında ise yakalama emri çıkarılması talebinde bulundu.Mahkeme heyeti de, sanıkları yakalanmasının beklenmesine, Kırca, Emlük ve Uğur hakkındaki 7 Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde görülmekte olan dava dosyasının akıbetinin bildirilmesi için yazılan müzakere yanıtının beklenmesine, Aygan ve Yıldırım hakkında giyabi tutuklama kararı ve Aygan hakkındaki iade ve kırmızı bültenle aranmasına diğer celsede değerlendirilmesine karar vererek duruşmayı 29 Aralık'a erteledi.JİTEM davası gidip geldiToplam 8 kişinin öldürülmesi talimatını vermekle suçlanan Jandarma İstihbarat Gruplar Komutanı emekli binbaşı Abdulkerim Kırca, 'Yeşil' kod adlı Mahmut Yıldırım, itirafçılar Fethi Çetin, Kemal Emlük, eşi Saniye Emlük, Muhsin Gül, OYAK üyesi ve Musa Anter cinayeti zanlısı Abdulkadir Aygan, uzman çavuş Uğur Yüksel ile ilgili dava, Diyarbakır Başsavcılığı'nca açıldıktan sonra 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde ele alındı. Dosya sanıkların suç tarihinde asker kişiler olması nedeniyle daha sonra 7'nci Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi'ne gönderildi. 1 yıl yargılama yapan Askeri Mahkeme daha sonra 'görevsizlik' kararı verip dosyayı, bazı sanıkların suç tarihinde asker olmadıkları, bazılarının Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişkilerinin kesildiği ve işlenen suçun askeri nitelikte olmadığı gerekçesiyle tekrar 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdi. Dosya bunun üzerine yargılama yetkisinin hangi mahkemede olduğunun belirlenmesi için Ankara'daki uyuşmazlık mahkemesine gönderildi. Uyuşmazlık mahkemesi yargılama yetkisinin Ağır Ceza Mahkemesi'nde olduğuna karar verip dosyayı ilk yargılamanın yapıldığı 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'ne iade etti.Diyarbakır 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi bunun üzerine işlenen suçun 'organize çete' kapsamında olduğu gerekçesiyle dosyayı görevsizlik kararıyla kapatılan DGM'lerin yerine kurulan özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdi. Özel yetkili mahkeme, uyuşmazlık mahkemesinin verdiği kararda özel yetkili veya normal ağır ceza mahkemesinin yetkili olup- olmadığı yönünde açıklık bulunmadığı gerekçesiyle dosyayı tekrar Ankara uyuşmazlık mahkemesine gönderdi. Uyuşmazlık mahkemesi bu kez, özel yetkili ağır ceza mahkemesine gönderdi.İddianamede, JİTEM adı altında sanıkların 'gasp ve öldürme eylemi gerçekleştirdikleri', 'adam öldürme', 'adam kaçırma' suçlarından cezalandırılması isteniyor.DİHA

Bir 'Nefes' faşizm 0 Kommentare


Türkiye sinema sektörünün heyecanlı bir yükselişte olduğu ve yeni filmlerin gösterime girmeye hazırlandığı şu günlerde yönetmenliğini Levent Semerci'nin yaptığı 'Nefes' isimli filmde gösterime girdi. İzleyici sayısının batı illerindeki hayli fazla oluşu bir anda dikkatleri bu filme çevirdi. Her karesinde bu topraklar üzerinde fetişleştirilmiş bir takım simgelerin zulme dönüşünü yeniden enjekte eden filmi tersten okuyunca ise aslında bambaşka gerçekler çıkıyor karşımıza.Yönetmenin ilk filmi olan 'Nefes' uzun bir süreye yayılmış, ordunun desteğini arkasına almış ve ilk gösterimine Genelkurmay Başkanı Başbuğu'un katılması, ardından Baykal'ın izlemesiyle yankı uyandırmıştı. Filmi izledikten sonra ise seyirci garip duygularla çıkıyor salondan.Zira film boyunca aralıklarla beyaz perdeye yansıyan 'Güçlüyüz, cesuruz hazırız' yazılı karakol çatısının film sonunda tarumar oluşu doğruyla gerçek arasındaki kalın çizgiyi bir kez daha gözler önüne seriyor. Vatan, millet, bayrak, asker kavramlarının bol keseden soslandığı filmin açılışı Kürdistan'ın eşsiz manzarası ve bu manzaranın nasıl ölüm tarlalarına çevrildiğiyle yapılıyor. Sarp kayalar üzerindeki gerilla cenazeleri aslında filme ilişkin ilk ipuçlarını vermeye başlıyor.Öncelikle filmin bir ana öyküsünün yani ana temasının bulunmayışı ve yan temaların da eklektik oluşu ve ana temaya hizmet etmemesi bakımından film seyirciyi bir türlü içine alamıyor. Görüntülerle kotarılmaya çalışsa da sinematoğrafisi son derce zayıf görünüyor. Yönetmenin sert bir konuyu aktarırken kaygılarını karelere yedirmiş olması da yer yer sıkıcı oluyor.Türkiye sinemasındaki kronik hastalıklardan biri olan konuya yaklaşırken objektiflikten uzak oluş bu filmde de elbette payına düşeni alıyor. Ancak buna rağmen gerçeklikler ovasında çekilen film yer yer şaşırtıcı sahnelere de imza atıyor. Filmin karakterleri de, özellikle de yüzbaşının çizdiği rota tutarsızlıklarla dolu. Karakola geldiği ilk andan itibaren sarsılmaz bir mehmetçik ve demiryürek olarak karşımıza çıkan yüzbaşı, filmin başka yerlerinde ise düşündüklerine kendisinin bile inanmadığı izlenimi veriyor. 'İşte buradalar' gerçeğin kaçınılmazlığı çarpıcı şekilde karşımıza çıkıyor. Öyle ki doğruların kitaplarda yazdığı ancak gerçeklerin dağların başında mermilerle yazıldığı bu sarp coğrafyada yaşananlar, her şeye rağmen suyun akrını bulacağı noktasın gün yüzüne çıkarıyor.Irak sınırındaki Karabal Karakolu'nda bir yüzbaşının emrindeki 40 askerle birlikte 'vatanı savunma' hallerini anlatan Semerci, filmde yaşadığı gitgellerle uğraşırken, hem askeri disiplin, hareket biçimi ve operasyon tertibinden uzaklaşıyor hem de anlatmak istediğini görüntülerle yapmaya çalışıyor.Anadolu'nun naçar çocuklarının ne uğruna öldüğünü bilmeden ve sarp bir 'Allah'ın dağı'ndaki karakolda ne anlam taşıdıklarının farkında olmadan ölüme gittiklerini irdeleyen Semerci, aslında vatandaşa da bir takım mesajlar veriyor. Askerlerine hitap eden yüzbaşının 'ölürseniz televizyonlar 45 saniye size ayırır ve kahraman olursunuz. Sonra magazin başlar' türünden konuşmaları ve düz ovada konuşulanların, vatan aşkı denilen şeyin savaşın ortasında sadece bir terane olduğunu ortaya koyması bakımından da ilgi çekici.Operasyona çıkan askerlerin neredeyse bitişik şekilde çatışmaya ilerlemesi, bir askerin telefonda ailesiyle Kürtçe konuşması, yine birkaç sahnede Kürtçe diyalogların geçmesi de yönetmenin bir başka gerçekten kopuş noktasını oluşturuyor. Yine çatışmada yaralı yakalanan bir kadın gerillanın askerler tarafından tedavi edilmesi ve uzun bir süre sırtta taşınması da oldukça komik duruyor. O kadar yaralı gerillanın kurşuna dizildiği, bazılarının yakılarak öldürüldüğü ve nice askerin evlerine kulak ya da burunlarla döndüğünü bilmeyen yoktur.Ancak yüzbaşı ile PKK'li doktor kod isimli kişinin telsiz konuşmalarındaki açıklık ise milliyetçi kesimin tepkisine neden oluyor. Yine filmde PKK propagandası yapıldığı ve PKK'lilerin güçlü gösterildiği eleştirileri de aynı film için yapılıyor. Peki nasıl oluyor da genelkurmay başkanı filmi başarılı buluyor?Sanatsal estetik açısından düşük bir grafik izleyen filmin direkt propagandaya girmesi de seyirciyi sürekli daldan dala götürüyor. Bir başka dikkat çeken nokta da televizyonların kahraman, korkusuz, cengaver olarak gösterdiği insanların, korkularıyla, günlük rutinlikleriyle, aşk ve aile ilişkileriyle, kaygı ve komiklikleriyle yansıtılmış olması. Askerler orada ne için bulunduklarını bilemedikleri gibi, veraset ve organ bağışı için kendilerine verilen formları da nasıl dolduracaklarını ve ne için dolduracaklarını bilmemektedir. Yine ulusalcı ve milliyetçi kesimlerin dillerinden düşürmediği 'Şehit' kavramının nasıl politik çıkarlara alet ettiklerini ve toplumsal bilincin ne kadar kısa süreli olduğunu göstermesi bakımından enteresan mesajlar veriyor film.'Kahraman' yüzbaşının askerlere yaptığı telkinlere karşın, eşiyle telefonda konuşurken ki doğal halleri ve ölmeden önce yazdığı son mektupta, 'Vatan sağolsun da demiyorum üstelik. Vatan sağolsun diyeceğim ama, vatan da sensin' ifadelerine yer vermesi bir kesimin filme yönelik beklentilerini boşa çıkarıyor.Bazı sahnelerin haddinden fazla uzun tutulması, bazı diyalogların eğreti durması ve konu bütünlüğünün bulunmayışı bakımından zayıf kalan filmin en çarpıcı sahnesi ise karakolun düşüş sahnesidir. Öyle ki karakolun çatısında bildik 'güç' yazısı bulunmaktadır. Ancak altındaki askerlerin durumu başka şeyler yansıtmaktadır. Yine karakol basıldığında söz konusu yazının anlamsız kalışı da dikkat çekici.Her şeye rağmen filmden çıkarılacak mesajları şu şekilde sıralayabiliriz:
Her fırsatta yenilmez gösterilen 'kahraman Türk askeri yenilir ve sonsuza kadar dalgalanacak denilen bayrak asılı bulunduğu direkte parça parça olmuştur.
Dağın eteğine dikilen Atatürk büstü ne kadar temizlense de kar bildiğini okumaktadır ve çatışma sonrasında büst yere inmiş durumdadır.
Sarsılmaz ve yenilmez yüzbaşı yenilmiştir ve attığı bütün naralar havada kalmıştır.
Issız bir dağın başına ne işlev göreceği bilinmeyen bir karakol dikilmiştir ve sanki birileri orada ölsün diye yalnızlaştırılmıştır.
Orada bir savaş vardır ve her iki kesimden insanlar kucak kucağa düşüp ölmektedir. En çarpıcı nokta da burasıdır. Direkte asılı bir bayrak dalgalanmaktadır ancak gölgesinde onlarca insan can vermiştir. 'Toprak uğruna ölenler olan bir vatan olmuştur, bayrağı yerdeki kan bayrak yapmıştır' ancak ne ölecek birileri kalmıştır ne de o fetiş kavramların bir anlamı. Tam da bu noktada Yılmaz Odabaşı'nın şu dizeleri akla gelir, 'Bayrakları bayrak yapan kumaş imalatçılaradır. Toprak uğruna ölen varsa utanmalıdır.'Velhasıl iki taraflı okunduğunda birbirinden tamamen zıt ve farklı anlamlar ve mesajlar içeren film belki de en çok henüz askere gitmemiş olan 'kahraman' adayları üzerinde etki yaratacaktır. Zira televizyonların şatafatlı haberlerini sunan yapay sunucuları bir takım doğrulardan dem vurmuştur ancak, Irak sınırındaki Karabal karakolunda gerçekleri mermiler yazmıştır...İsmail YILDIZ ANF

İngiltere'de 1300 göçmen çocuk sınırdışı cezaevine konuldu!!!!!!!!!! 0 Kommentare

İngiltere'de son bir yıl içinde 1300 göçmen çocuğun aileleri hakkındaki sınırdışı kararı nedeniyle sınırdışı cezaevlerinde tutulduğu ortaya çıktı.İngiltere'de her yıl bini aşkın göçmen çocuğun sınırdışı cezaevlerine konulduğu İngiliz Göç ve Uyum Bakanı Phil Woolas tarafından İskoçya Ulusal Partisi (SNP) milletvekillerinden Pete Wishart'a gönderilen bir mektupta açığa çıktı. Mektuba göre, sınırdışı kararı alınan ailelerle beraber çocuklar da gözetim altına alınıyor ve bu gözetim süreleri çoğu zaman haftalarca sürebiliyor.Mektupta yer alan bilgilere göre, yalnızca Temmuz 2008-Temmuz 2009 arasında Bedfordshire'da bulunan Yarl's Wood sınırdışı cezaevinde 884 çocuk gözlem altına alınmıştı. Gatwick yakınlarındaki Tinsley House'da 328, İskoçya'daki Dungavel cezaevinde 103 çocuk aynı dönemlerde gözaltında tutuldu.Çocuklardan çoğunun 28 günden fazla bu cezaevlerinde kaldıkları belirtilirken, ülke genelinde 2004-2009 yılları arasında gözaltına alınan toplam 889 çocuğun 28 gün ve ya daha uzun süre ile sınırdışı cezaevlerinde tutuldu.Göçmen çocuklara cezaevi kabul edilemezKonuyla ilgili The Independent gazetesine konuşan İskoç milletvekili Pete Wishart, çocukların ailelerinden ötürü cezaevlerine konulmalarının kabul edilemez olduğunu söyledi. Wishart, İskoç Federal hükümetinin çocuk hapsine karşı olmasına rağmen 103 yabancı çocuğun sınırdışı cezaevlerine konulmasını ise rahatsız edici olduğunu belirtti.Wishart, bakanın mektubuna göre her yıl ortalama 200 çocuğun 4 haftadan fazla cezaevinde tutulduğunu hatırlatarak, �çocukların hangi iyi şartlarda olursa olsun demir parmaklıklar arkasında olması kabul edilebilir değildir� dedi. İskoç milletvekili, göçmen çocukların ailelerinin yasal konumlarından ötürü bedel ödememelerini de istedi. Wishart, İngiliz Hükümeti'ni de her yıl bir lise dolusu öğrenciyi toplumdan koparmakla suçlarken, konuyla ilgili ilk kez bazı rakamların verildiğine dikkat çekti.Bu arada, Hükümetin Göç Bakanı Phil Woolas, İskoç parlamentere gönderdiği mektubunda göçmen çocukların daha sağlıklı ve adil bir uygulamaya tabi tutulmalarıyla ilgilenme sözü verdi. Bakan mektubunda, konuyla ilgili tüm verileri bir araya getirerek bir veri tabanı oluşturmayı ve kamuoyu ile paylaşmayı düşündüğünü belirtti.BM: Sınırdışı merkezlerinin birçoğu cezaevlerinden farksızİngiltere'nin altına imza attığı uluslar arası yasalara göre, ailelerinin sınırdışı edilmesinden dolayı göçmen çocukların cezaevlerine konulması yasak. Ancak, İngiltere dahil birçok ülke, ilticası reddedilen göçmenleri çocukları ile birlikte cezaevlerine değil sınırdışı merkezlerine koyduklarını söylüyor.Birçok ülkedeki sınırdışı merkezlerinin cezaevlerinden pek farklı olmadığını söyleyen Birleşmiş Milletler (BM), geçtiğimiz yıl aynı uygulama nedeniyle Hollanda hükümetine sert eleştirilerde bulunmuştu.LONDRA-ANF

'Kürt Sorununa Emekçi Çözüm Platformu' oluşturuldu 0 Kommentare

Adana'da oluşturulan Kürt Sorununa Emekçi Çözüm Platformu, Türkiye'nin işçilerine ve sosyalistlerine düşen görevin Kürt sorununun demokratik çözümünde inisiyatif alması gerektiğini belirterek, Kürt sorununun doğru ve kalıcı çözümü için Kürt halkının temsilcilerinin muhatap kabul edilmesini istedi.Kürt sorununun demokratik çözümüne katkı sunmak amacıyla Adana'da Kürt Sorununa Emekçi Çözüm Platformu oluşturdu. Platform, 5 Ocak Meydanı'ndan İnönü Parkı'na kadar yürüyüş düzenleyerek kendilerini kamuoyuna deklare etti. Yürüyüşe, KESK, DİSK, TMMOB, İHD, PSAKD, Halk Evleri, Ekmek ve Özgürlük, AKADER, TÖP, ESP, Türkiye Gerçeği, DİP Girişimi, SP, EMEP, DTP, ÖDP ve SFK yöneticileri katıldı. Yürüyüşte, 'Kürt Sorununa Emekçi Çözüm İstiyoruz' pankartı açılarak sık sık 'Bijî biratîya gelan', 'Yaşasın halkların kardeşliği', 'Savaş hayır barış hemen şimdi', 'Savaş değil emekçiye bütçe' sloganları atıldı. Yürüyüşün ardından platform adına açıklama yapan KESK Dönem Sözcüsü Mehmet Antmen, Kürt sorununda hemen her gün yeni bir gelişmenin yaşandığını belirterek, 'Bugünlerde sorunun tek çözümünün sermayenin ve onun siyasi sözcülerinin tekelinde olduğu ve ancak onların yöntemleriyle gerçekleşebileceğine ilişkin bir hava yaratılmaya çalışılıyor' dedi.Kandil ve Maxmur'dan barış gruplarının gelişiyle Kürt halkının yaşadığı sevinci, barışa olan istek ve özlemin ifadesi olarak kabul edilemeyerek sorunun farklı zeminlere taşındığına dikkat çeken Antmen, 'Bu gelişmelerin on yıllardır süren çatışma ortamını tamamen ortadan kaldırması, kalıcı bir çözüme kavuşturulması için herkes gibi bizler de önemli bir sorumlulukla karşı karşıyayız' dedi. Antmen, DTP'ye ve demokratik güçlere yönelik tahammülsüzlük saldırganlık ve polis şiddetinin eşlik ettiği uygulamaların AKP Hükümeti tarafından sürdürülen 'Demokratik açılım' söylemini yalanladığını dile getirdi. Antmen, CHP ve MHP'nin ırkçı ve şoven tutumunun bu çizgideki bir çok gelişmenin ciddi bir tehlikeyi işaret ettiğini söyledi.'Operasyonlara son verilmeli'Antmen, Türkiye'nin işçilerine ve sosyalistlerine düşen görevin Kürt sorununun demokratik, eşit haklar temelinde çözümünde inisiyatif alarak emperyalizmin ve gericiliğin kurmak istediği tahakkümü kırmak olduğunu dile getirdi.Halkların el ele vererek barışın, eşitliğin, özgürlüğün ve kardeşliğin ülkesini kendi iradeleriyle kurabileceklerini göstermeleri gerektiğini söyleyen Antmen, barış çalışmalarının sadece silahların susma projesi değil, emekçilerin emeğinin büyümesi silaha ayrılan bütçenin sağlığa ve eğitime aktarılması projesi olduğunu söyledi. Antmen, şu taleplerde bulundu:# Operasyonlara son verilmeli savaş ve şiddet son bulmalı# Barışın ve diyalogun yolu açılmalı# Kürt halkı üzerindeki dil, kimlik, kültürel ve her türlü baskıya son verilmeli# Sorunun doğru ve kalıcı çözümü için Kürt halkının temsilcileri muhatap kabul edilmeli# Özgürlükçü ve emekten yana demokratik bir Anayasa hazırlanmalı# Kürt halkının siyasal ve demokratik hakları güvence altına alınmalıADANA-DİHA

JİTEM'ciye 'Bildik' kıyak............. 0 Kommentare

Güçlükonak Katliamı ile çok sayıda faili meçhul cinayette adı geçen JİTEM'ci Sefer Bildik'in, somut bilgilere rağmen bugüne kadar ifadesi bile alınmadıBildik ile ilgili son olarak JİTEM'ci Albay Cemal Temizöz'ün yargılandığı davada cinayet işlediğine dair somut bilgiler veriliyor. Aynı davadan yargılanan itirafçı Hıdır Altuğ, Bildik'in Cudi Dağı eteklerinde atıyla meşe yaprakları taşıyan bir köylüyü BKC marka silahla vurduğunu söylüyor.Yargıdan 'Bildik' kıyakŞırnak ve civarında JİTEM'in 1993-95 yılları arasında işlenen 55 faili meçhul cinayetin sorumlusu olarak yargılanan Albay Cemal Temizöz, korucubaşı Kamil Atak ve oğlu Tamer Atak ile Hıdır Altuğ, Abdülhakim Güven ve Adem Yakın dosyalarında ismi geçen ve hakkında en az bir cinayet işlediğine dair somut bilgi olmasına rağmen Hasan kod adlı Sefer Bildik'in ifadesine bile başvurulmuyorSözkonusu dosyada Bildik'in işlediği cinayetler detayıyla anlatılmasına rağmen hakkında hiçbir işlem yapılmaması akıllara, Bildik'e yeni görevler mi verildi sorusunu getirdi.31 Mart 2009 tarihinde Diyarbakır TEM Şube Müdürlüğü'nde 'Sokak Lambası' kod adıyla ifade veren gizli tanık ve aynı zamanda davanın sanıklarından Çemişgezek nüfusuna kayıtlı itirafçı Hıdır Altuğ, Sefer Bildik'in işlediği cinayeti şöyle anlatıyor:'Bölgedeki örgütsel faaliyetleri kontrol amaçlı Cabbar kod Uzman, Selim Hoca Uzman, Yavuz Uzman, Tuna Uzman, Şahin, Bedran kod Adem Yakın, Ferit kod Abdulhakim Güven ve Hasan kod Sefer Bildik ile yaya olarak Cizre ilçesine bağlı Çağlayan köyünün karşısında stratejik bir tepeye yaya olarak intikal ettiler. Bu tepe Cudi dağının eteklerine düşüyordu. Burada dinlenme amaçlı tepede oturdukları sırada yaşlı bir köylünün atına meşe yaprakları yüklemiş vaziyette gittiği sırada, Hasan Kod Sefer Bildik kullanmış olduğu BKC marka silahla atın arkasında yürüyen şahsa nişan alarak bir el ateş etti ve şahsı öldürdü. Beklemeye devam ettikleri sırada karşı yamaçtan 40-50 yaşlarında bir şahsın yukarıda isimlerini söylediğim şahısların alt kısmından geçtiğini söylediler. Yavuz Uzman, şahsı yanlarına çağırarak muhabbet etmek amacıyla oturttu. Yaşlı şahıs bir müddet önce öldürülen şahsın öldürülme anını gördüğü düşünülerek tabaka ile sigara sardığı sırada Tuna Uzman tarafından kalaşinkof marka silahla arkadan kafasına bir el ateş etmek suretiyle öldürüldü. Tepede yanlarına çağırdıkları şahsı öldükten sonra yakınlarda bulunan bodur meşelik ağaçların arasına yumuşak olan toprağın kazılmak suretiyle şahsı gömdüler, üzerine de taş koydular. Daha sonra tekrardan Cizre ilçe jandarmaya geri döndüler. Bu sırada bu şahsın yani ilk öldürülen yaşlı şahsın atının üzerinde yeşil yapraklar vardı, o nedenle atın rengini hatırlamıyorum ama atın gittiğini biliyorum. Bu bahsettiğim hadise de keyfi yapılan ve hiçbir sebebi olmayan bir öldürmeydi.'Davanın bir diğer gizli tanık ve aynı zamanda sanığı olan 'Tükenmez Kalem' kod adlı Cizre'li itirafçı Abdülhakim Güven de 22 Mart tarihinde Diyarbakır'da polis nezaretinde verdiği ifadesinde Bildik hakkında şunları söylüyor: 'Benim tanıdığım ve 1990'lı yıllarda itirafçı olarak Hakkari, Silopi ve Beytüşşebap bölgesinde çeşitli olaylara karışan Hasan kod Sefer Bildik isimli kişi ile de benim irtibatım devam etmektedir. Kendisi bana yakın zamanda bildiklerini anlatma konusunda ilgili bir makam aradığını söylemişti. Ayrıca şu anda yanımda çalışan Bedran kod Adem Yakın da yasa dışı olaylarla alakalı beyanda bulunacağı hususunu birkaç defa bana ifade etti. Onlardan da bilgi alınabileceğini zannediyorum. Sefer Bildik Beytüşşebap nüfusuna kayıtlıdır, baba adını bilmem ama itirafçıdır, ailesi de korucudur.'Maaş alıyorBeytüşşebap Güneyyaka köyü nüfusuna kayıtlı Bildik halen Beytüşşebap'ta ve korucu maaşı alıyor.Güçlükonak'ta vardıSefer Bildik'in ismi ilk olarak 1996 yılında Şırnak Güçlükonak katliamında geçti. Güçlükonak'ta 15 Ocak 1996'da 5'i korucu, 11 kişinin bir minibüs içerisinde tarandıktan sonra yakılarak öldürülmesi olayına Bildik'in yanısıra, itirafçı-korucu Hurşit Uğurlu, korucu Hacı Öztunç, itirafçı-korucu Hamit Yıldırım da yer almıştı. Hacı Öztunç, JİTEM tarafından 'çok konuşuyor' diye öldürülerek cesedi Nerduş Köprüsü altına atıldı ve 1998 yılında Silopi'de kimsesizler mezarlığına gömüldü. Katliamda yer alan Hurşit Uğurlu ise, üç yıl önce HPG tarafından öldürülmüştü. Katliamda yer alan Hamit Yıldırım, yakın bir zamana kadar Şırnak'ın Kumçatı beldesinde ikamet ederken, ismi eski JİTEM elemanı Abdülkadir Aygan tarafından Musa Anter cinayetinde tetiği çeken olarak da dile getirilmişti.Çavuşlara da dokunulmadıDiyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmeye devam edilen JİTEM Şırnak davasında sadece biri tutuksuz 7 kişi yargılanırken, polis ve savcılık ifadelerinde yargılanan kişilerle birlikte faili meçhul cinayetlere katılan Cabbar kod adlı Uzman Çavuş, Selim Hoca kod adlı Uzman Çavuş, Yavuz kod adlı Uzman Çavuş ve Tuna kod adlı Uzman Çavuş ile Sefer Bildik hakkında herhangi bir işlemin yapılmadığı ve ifadelerine başvurulmadığı ortaya çıktı. Bu durum ise akıllara söz konusu kişilere yeni görevler verildiği sorusunu getiriyor.Çatlı ile Zaho katliamındaSefer Bildik'in adı 2003 yılında Ülkede Özgür Gündem gazetesinde yayınlanan Abdulkarir Aygan'ın itiraflarında da yer aldı. Aygan 28 Şubat 1995 yılında Zaho'da bombalama sonucu 100'e yakın Kürdün öldüğü olaya ilişkin de bilgi verdi. Daha önce de PDK ile YNK arasında çatışma çıkarmak ve PKK'nin üzerine atılmak amacıyla yapıldığı belirtilen olayda, Susurluk kazasında ölen Abdullah Çatlı'nın da ismi geçiyor. Çatlı'nın o tarihde Zaho'da olduğu ortaya çıkmıştı. Aygan, olaya ilişkin şu bilgileri verdi: 'Bu kişiyle karşılaşmadım. Ancak olaya gelince, şimdi Abdülhakim Güven, Hıdır Altuğ, Adem Yakın, Hüseyin Bülbül ve Sefer Bildik bunlar o yörede Cizre Jandarma İlçe Komutanlığı emrinde çalışan kişilerdi. Resmi olmamasına rağmen o zaman yüzbaşı olan sonra da JİTEM Komutanı olan ilçe komutanı Cemal Temizöz vardı. Bunların yanına iki üç tanede uzman çavuş vermişti. onlarda sivil giyimli, o bölgede onlar terör estiriyordu. Suriye toprağına gece bir iki tanesi geçip, boru petrol tesislerini patlatıyor, binalara bomba koyabiliyorlardı. Zaxo'dakini de Sefer Bildik'in yaptığını Abdülhakim Güven söylemişti. Ne kadar doğru olup olmadığını bilmiyorum.'Bombalı araçla yakalandıŞubat 2003 tarihinde, Amerika'nın Irak'ı işgal etmesi öncesinde Federal Kürdistan Bölgesi'nde bombalama eylemleri yapmak için aralarında Sefer Bildik'in de bulunduğu bir grup itirafçı ve JİTEM elemanı, buraya 'Kızılay görevlisi' olarak geçti. KDP'nin istihbarat çalışması sonucu aralarında 'Ünal Yılmaz' sahte kimliğini kullanan Sefer Bildik'in de bulunduğu JİTEM grubu bombalı araçla Zaxo'da yakalandı ve Erbil'de bir yıl kadar cezaevinde kaldıktan sonra mahkemeye çıkarılmadan, JİTEM yetkilileriyle yapılan pazarlık sonucu Habur Sınır Kapısı'na getirilerek sınır dışı edilmişti.

7 Kasım'da Ankara'da 0 Kommentare

7 Kasım günü Ankara'da Genç-Sen, Eğitim-Sen, TÖK (Tıp Öğrenci Kolu), TMMOB Genç ve daha birçok gençlik örgütü birlikte düzenlenecek olan mitingde, hep bir ağızdan, YÖK’ün olmadığı, söz, yetki, karar hakkının öğrencilerde ve eğitim emekçilerinde olduğu bir üniversite için haykıracaklar.Kutup Yıldızı bu mitingde sahne alacak. Tüm dostlarımızı bekliyoruz.KUTUP YILDIZI

GiZLi iNCiRLiK KARARNAMESi'NiN DURUSMASI 3 KASIM'DA DANISTAY'DA YAPILACAK 0 Kommentare

GiZLi iNCiRLiK KARARNAMESi'NiN DURUSMASI3 KASIM'DA DANISTAY'DA YAPILACAKİncirlik Üssü’nün yabancı silahlı güçlerine kullandırılmasına ilişkinolarak, Bakanlar Kurulu kararının süresini 23.06.2007 tarihindenitibaren uzatan Bakanlar Kurulu kararının iptali için açılan davanınsonuna gelindi.Bilindiği gibi Türkiye, Irak Savaşı’na doğrudan katılmamış olsa da ABDve yandaşlarına sağladığı yardımlarla savaşa dolaylı olarak katılmıştı.Bu kapsamda Irak Savaşı’na verilen en önemli destek, İncirlik Üssü’nünABD savaşan birliklerinin kullanılmasına açılmasıdır. GİZLİLİKdamgasını taşıyan 23.06.2003 tarih ve 5755 sayılı Bakanlar KuruluKararı ile başlayan hukuk tanımaz süreç halen sürmektedir. Kamuoyundanve TBMM'den gizli alınan, işgali ve savaşı kolaylaştırmaya yönelikkarara yönelik savaş karşıtlarının mücadelesi sürüyor.Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu'nun kampanyaları yanında, hukuksalyönden de yürütülen mücadele kapsamında ilk kararnamenin iptali içinaçılan dava, Danıştay İdari Dava daireleri Genel Kurulu'nda temyizincelemesindedir.Söz konusu kararnamenin süresini bir yıl uzatan 2007 kararnamesininiptali davasının duruşması, 3 Kasım 2009 Salı günü saat 09.45'deDanıştay 10. Dairesi'nde yapılacaktır.Davacılar; Arif Ali Cangı, Aysun Koç, Berrin Esin Kaya, Hafize Çobanoğlu ve Gürkan Evci'dir.Davacı vekilleri; Av. Hülya Üçpınar, Av. İmdat Ataş, Av. Eylem Yüksel,Av. İlahi Öz, Av. Aysun Solakoğlu Ağaoğlu, Av. Bahattin Özdemir, Av.Mehmet Ali Koç, Av. Nalan Erkem, Av. Nilgün Tortop, Av. Senih Özay'dır.3 Kasım saat 09.45''deki duruşmaya Küresel BAK Yürütme KurulundanYıldız Önen ve Bağımsız İstanbul Milletvekili Ufuk Uras da katılacak.Ankaralı savaş karşıtları da onlarla birlikte olacak.Daha önce konuyu verdiği soru önergesiyle Meclis gündemine de getirenİstanbul Milletvekili Ufuk Uras, 4 Kasım Çarşamba günü saat 11.00'deTBMM'de bir basın açıklaması yapacak. Basın açıklamasına savaşkarşıtları da katılacak.İşgale, savaşa, bölge halklarını birbirine düşüren politikalara durdemek, gizli anlaşmalarla faaliyetini sürdüren askeri üslere hayırdemek, barıştan, yaşamdan yana olan herkesin tarihsel sorumluluğudur.Bizim mücadelemiz, İncirlik Üssü’nün kapatılmasına kadar sürecektir.Kuresel Baris ve Adalet Koalisyonu

İSTİKLAL'DE DARBECİLERE KARŞI MİTİNG DÜZENLENİYOR 0 Kommentare

Darbecilere, Ergenekon'a ve Cuntaya Karşı Bir Kez Daha HALK GÖREVE! Tarih: 02.11.2009 pazar - Saat 19:00'da İstanbul/ İstiklal Caddesi-Tünel'de Buluşuyoruz.İlker Başbuğ görevden alınsın, Cuntacılar yargılansın!Basın açıklaması:Yer: İstiklal Caddesi Tünel Meydanı,Saat. 19.00Tarih: 2 Kasım Pazartesi

Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı artık kesinleşen darbe belgesi, TSK içinde darbe planlayan grubun, siyasal alanı baskıyla, silahlı müdahaleyle, provokasyonla, suikastlarla biçimlendirme çabasını sürdürdüğünü bir kez daha kanıtladı.Cuntacı bir ekiple karşı karşıyayız.Ve bu ekip sadece bir albaydan ibaret değil.Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, belge ilk ortaya çıkartıldığında, çok sayıda komutanla birlikte bir basın toplantısı düzenlemiş ve belgeyi “kağıt parçası” olarak nitelemişti.Belgeyi sahte ilan eden, belgenin altında imzası bulunan albayı savunan İlker Başbuğ, en üst kademesinde olduğu Karargah’ta hazırlığı yapılan darbe girişiminin ilk elden sorumlusudur. İlker Başbuğ derhal görevden el çektirilmelidir.Başbuğ’la birlikte basın açıklamasına katılan tüm komutanlar görevden alınmalıdır.Başbuğ ve cunta girişiminde bulunan tüm komutanlar yargılanmalıdır.Bizler darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu’nun düzenleyeceği “İlker Başbuğ görevden alınsı!Cuntacılar yargılansın!” başlıklı basın açıklamasını destekleyen kurumlar olarak etkinliğimizde sizleri de aramızda görmek isteriz.Düzenleyen: Darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu

SELDEN 5. ÖLÜM 0 Kommentare

Yalova ve Mardin'den sonra Siirt'te de bir kişi sel sularına kapılarak hayatını kaybetti.Son yağışlarda Türkiye genelinde sel nedeniyle 5. kişi de yaşamını yitirdi. Siirt'in Eruh ilçesinde sel sularına kapılan bir öğretmenin yaşamını yitirdiği bilgisi verildi.Dün Yalova'da 6 aylık bir bebek, Mardin'de ise taşan derede 3 çocuk hayatını kaybetmişti.İki gün boyunca devam eden sağanak yağış nedeniyle Siirt'te çok sayıda ev ve işyerini su bastı. Siirt-Eruh karayolu da heyelan nedeniyle ulaşıma kapandı.Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü'ne göre, yurdun bazı bölgelerinde yeni haftanın tamamında yağış görülecek. Hakkari'de çok kuvvetli gök gürültülü sağanak yağış uyarısı yapıldı.

Güler Zere 'ye Özgürlük 0 Kommentare

Güler Zere’nin tahliyesini önleyen raporu hazırlayan Adli Tıp kurulunda kanser ile ilgili bir doktor bulunmazken, yanlı tutumu nedeniyle pek çok kez davalık olan Dr. Nur Birgen’in olması tartışma yarattı.Damak kanserine yakalanan ve hastalığı hızla ilerleyen Güler Zere’yi muayene ederek, “tutuklu halde tedavi görebileceği” yönünde rapor hazırlayan Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu’nda kanser (onkoloji) ve kulak burun boğaz uzmanı bulunmadığı ortaya çıktı. Raporu hazırlayan hekimler arasında, daha önce pek çok kez “yanlı rapor” verdiği için hakkında dava açılan ve ceza alan Dr. Nur Birgen’in de olması dikkat çekiyor.İki farklı rapor2009 yılı şubat ayında damak kanseri olduğu teşhis edilen Güler Zere, 22 Haziran’da Çukurova Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı’nda muayene edildi. Burada Zere’ye, "yaşamının ağır risk altında olduğu, cezaevi koşullarında tedavi edilemeyeceği, iyileşinceye kadar cezasının ertelenmesinin uygun olacağı” yönünde rapor verildi.Güler Zere'nin dosyası daha sonra İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Zere de, 6 Temmuz’da, 28 saat süren bir yolculukla Adana’dan İstanbul’a getirildi. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu; yaklaşık 5 dakika sürdüğü belirtilen muayenenin ardından hazırladığı raporda, “Tedavisi hastanenin mahkum koğuşunda yapılabilir” görüşünü bildirdi. Ancak, Çukurova Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı’nın görüşüyle çelişen karara varan ekip içinde herhangi bir onkolog ve kulak burun boğaz uzmanı bulunmaması tartışma yarattı.İki rapor arasındaki çelişki üzerine, Zere’nin avukatları dosyayı Adli Tıp Genel Kurulu'na götürdü. Ancak, Genel Kurul kararı yine 3. İhtisas Kurulu’na bıraktı. Son olarak Güler Zere'nin avukatları, ilgili uzmanlar bulunmadan ve yaklaşık 5 dakika süren bir muayene ile karara varan 3. İhtisas Kurulu üyeleri hakkında Elbistan Cumhuriyet Savcılığı’na başvurarak suç duyurusunda bulundu.Üniversiteden doktor istenebilir, hasta sevk edilebilirdiZere’nin raporlarını inceleyerek, yaşamı ile ilgili karar veren kurulda mutlaka bir kanser ve kulak burun boğaz uzmanı bulunması gerektiği bildiriliyor.Hastalıkla ilgili hekimlerin kurulda bulunmaması durumunda, üniversiteden uzman talep edilmesi ya da hastanın hastaneye sevk edilmesi seçeneklerinden birinin uygulanması gerektiği vurgulanırken, bu yönde herhangi bir girişimde bulunmayan 3. İhtisas Kurulu’nun usulsüz davrandığına işaret ediliyor.Tartışma yaratan kurulUsulsüz davranan ve tartışmalı rapora imza atan 3. İhtisas Kurulu, Uz. Dr. Nur Birgen, Uz Dr. Şadi Çağdır, Uz. Dr. Koray Kaptanoğlu, Prof. Dr. Can Ö. Gökdoğan (Genel Cerrah), Opr. Dr. M. Oktan Aktürk (Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı) ve Prof. Dr. Erbil Gözükırmızı'dan (Nöroloji Uzmanı) oluşuyor.Ancak, kuruldaki doktorlardan bir kısmı daha önce de davalık olmuş ve ceza almış isimler. Özellikle, Çağdaş Hukukçular Derneği’nin hakkında “tasarlayarak öldürmeye girişim”den suç duyurusunda bulunduğu Dr. Nur Birgen, kabarık siciliyle ve engel tanımayan yükselişiyle dikkat çekiyor:• Birgen, 1995 yılında Yeni Demokrasi Hareketi binasını işgal ettikleri için gözaltına alınan gençlere, işkenceye uğradıkları halde "sağlam" raporu verdi. Kendisinden önce ve sonra verilen raporların tamamında işkence yapıldığının saptanmasına karşın işkence iddialarını reddeden bir rapor yazan Bilgen hakkında soruşturma başlatıldı. İstanbul Tabip Odası Birgen’e 1998 yılında “şahısların muayenesi ve rapor yazımında kusurlu olduğu ve travmatik lezyonlara sebebiyet verenleri koruduğu” için altı ay meslekten men cezası verdi.• Birgen, daha sonra Wercnicke-Korsakof'lu üç hükümlüye birbiriyle çelişen raporlar verdiği için ceza aldı. Hükümlüler için önce “Cezaevinde iyileşemez”, daha sonra da “İyileşti, cezaevinde kalabilir” raporu veren Birgen ve kuruldaki diğer doktorlara “gerçeğe aykırı rapor düzenledikleri” ve “Tıbbi Deontoloji Tüzüğü'nün 16. maddesini ihlal ettikleri” gerekçesiyle her dosya için "1 ay süreyle geçici olarak meslekten men cezası” verildi.• Birgen ayrıca, Özel Harekat Dairesi Eski Başkanı İbrahim Şahin’e, “Sürekli hastalığı var” raporu vererek dönemin cumhurbaşkanı tarafından affedilmesini sağladı.• Belden aşağısı felçli olan tutuklu Emrah Alişan hakkında “Cezaevinde yaşamını sürdürebilir” raporunda onun da imzası var. Halen Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi’nde bulunan Alişan’ın vücudunun her yerinde yaralar olduğu ve geçtiğimiz aylarda intihara teşebbüs ettiği bildiriliyor.Birgen’in önlenemeyen yükselişiBeyoğlu Adli Tıp Şube Müdürlüğü’ne Mehmet Ağar tarafından atanan Nur Birgen, hakkında dört ayrı “meslekten men” kararı bulunmasına karşın, meslekte yükselmeye devam etmesiyle dikkat çekiyor.“Meslekten men” kararının uygulanmasını engelleyen Birgen, bir süre sonra terfi ettirilerek Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu Başkanlığı’na getiriliyor. Hatta Birgen, hakim ve savcılara “işkence konusunda eğitim vermek” için hayata geçirilen projede “eğitim koordinatörü” olarak da görevlendiriliyor. Ancak, nedendir bilinmez Birgen’in bu görevi bir süre sonra “askıya alınıyor”. Yine de kendisi, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurumu’ndaki görevine devam ediyor; daha nice “işkenceyi gizlemek” ya da “kasten ölüme yol açmak” tartışmasının göbeğinde yer almak, gereğinde de özel harekatçıları “kurtarmak” üzere….--------------------------------------------KOSKOCA TÜRKİYE DE GÜLER ZERE ABLAMIZI TEDAVİ EDEBİLECEK BİR DOKTOR YOKMU YANİ ŞİMDİ