'CHP anlayışı ile olmamız mümkün değil' 0 Kommentare

Dersim'de, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in Dersim İsyanı ile ilgili konuşmasına tepki gösteren CHP'li 3 ilçe belediye başkanı ve 400'e yakın CHP üyesi, istifa etti. Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, '1937-38 yılları ve sonrasında Dersim'de kadın, erkek ve çocuklardan oluşan onbinlerce masum insanın öldürülmesini meşrulaştırmaya çalışan bir anlayış ile aynı çizgide olmamız imkansız olduğu için, mensubu bulunduğumuz CHP'nden istifa ediyoruz' dedi.CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in Meclis'te Dersim ile ilgili yaptığı konuşmaya tepkiler devam ederken, CHP'nin tavır almaması üzerine partiden istifalar arttı. Dersim'de aralarında Pülümür Belediye Başkanı Mesut Coşkun, Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, seçimleri bağımsız kazanan ve CHP'ye geçen Nazimiye İlçesi Belediye Başkanı Cafer Kırmızıçiçek, 22. Dönem CHP Dersim Milletvekili Hasan Güyüldar, Pülümür İl Genel Meclis üyesi İsmail Hakkı Şahin, CHP İl Yönetim Kurulu Üyesi Kemal Bozkurt, CHP İlçe Yönetim Kurulu Üyesi Doğan Benli, Dersim Sanayi ve Ticaret Odası Disiplin Kurulu Başkanı Ali Güyüldar, Dersim Spor Başkanı Yaşar Moğultay, CHP Eski İlçe Başkanı Davut Yıldırım, Dersim Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Hasan Kuru,Dersim Ticaret ve Sanayi Odası Eski Başkanı Ali Asker Güler ve CHP Pülümür İlçe Başkanı Hasan Hayri Kesik'in yanı sıra 400'e yakın CHP'li, partisinden istifa etti.CHP'liler istifalarını Yeraltı Çarşısı üzerinde bir basın açıklamasıyla duyurdu. Açıklamaya CHP'lilerin istifasına destek amaçlı DTP yöneticileri ve EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel de katıldı. Burada istifa eden CHP'liler adına açıklama yapan Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, 'Onbinlerce insanın öldürüldüğü ve insanların başka bölgelere gönderildiği Dersim halkının yarası, mensubu bulunduğumuz CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in 10 Kasım tarihinde Meclis'teki 'Demokratik Açılım' ön görüşmeleri sırasında yaptığı konuşma ile kanamıştır' dedi.'Meşrulaştırmaya çalışıyorlar'Sarıgül, Dersimliler olarak 1937-38 olaylarının acısını yüreklerine zincirlediklerini 'demokratik açılım' adına Meclis'te 'Şeyh Sait isyanı Dersim İsyanı böyle mi bastırıldı' sözlerini sarf eden Öymen'in bu tavrının sorunları çözme değil, şiddet yönteminin anlayışı olduğunu ortaya koyduğuna dikkat çekti. Sarıgül, Dersim halkının tüm baskılara rağmen zulmün önünde boyun eğmediğini, ölümlere, sürgünlere, açlıklara göğüs gererek soysuzlaşmayı kabul etmediğini, tarih boyunca insanlık onurunun birinci değer olduğunu savunan bir halk olduğunu belirtti. Sarıgül, 'Bu anlayışa sahip, bu sözleri sarf edenden hesap soramayan bir anlayışın içinde bir Dersimli olarak yer almamız ve üyeliğimizi devam ettirmemiz kendi halkımıza karşı bizler adına utanç verici olacaktır. 1937-38 yılları ve sonrasında Dersimde kadın erkek ve çocuklardan oluşana onbinlerce masum insanın öldürülmesini meşrulaştırmaya çalışan bir anlayış ile aynı çizgide olmamız imkansız olduğu için mensubu bulunduğumuz CHP'nden istifa ediyoruz' şeklinde konuştu.Sarıgül'ün konuşması sık sık 'Dersim onurdur onuruna sahip çık' sloganıyla kesilirken, EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel ise, 'Türkiye'nin tarihi, yaşamsal, demokratik sorunlarının bütün çarşıcılığıyla konuşulduğu bir dönemdeyiz. 86 yıllık Cumhuriyet rejimi sorgulanmakta, devletin ne kadar laik, ne kadar demokratik olduğu tartışılmaktadır' dedi.DİHA

Maxmurlular: Tek bir kişi bile götüremezsiniz! 0 Kommentare

MAXMUR - Maxmur Kampı sakinleri, kendileri üzerinde oynayan oyunlar ve yapılan senaryolara dikkat çekerek, başta anayasal değişiklik ve koruculuğun kaldırılması olmak üzere talepleri kabul edilmedikçe tek bir kişiyi bile Türkiye’ye götüremeyeceklerini bildirdi. Maxmur kampının boşaltılmasına yönelik oyun ve senaryoların artması üzerine Maxmur Demokratik Halk Meclisi bugün sabah saatlerinde basın açıklaması düzenledi. Basın açıklamasını Mahmur Halk Meclisi adına Mahmur Demokratik Halk Meclisi Başkanı Nuran Sezgin yaptı. Sezgin Maxmur halkı olarak bu son süreçte Mahmur’un boşaltılmasına ilişkin yaşanan gelişmeleri kaygıyla izlediklerini belirtti.BELGELER ELİMİZDE Sezgin, “Kampımızın boşaltılmasına yönelik oyunlar devam etmektedir. Biz Maxmurlu mülteciler olarak büyük bir endişe ile izliyoruz. Oluşturulan üçlü mekanizmanın düzenli olarak Hewler’de toplanıp, Maxmur’u tartışması, ABD istihbarat yetkililerinin Türkiye’ye gidiş gelişleri ve kampımızı tartışmaları ve İçişleri Bakanı Atalay’ın açıklamaları bunu göstermektedir. Atalay açıklamasında Maxmur’u boşaltmak için bir heyet oluşturduklarını bu heyetin Maxmur içinde ajanlaştırma temelinde bilgi sağlayacağını itiraf etmiştir. Biz Maxmurlular olarak bu oyunları deşifre etmiştik ve onların istihbarati bilgi almak amaçlı gönderdiği belgeler elimizdedir. Maxmurlu mülteciler olarak bir kez daha vurguluyoruz ki Maxmur halkı bu oyunlara gelmeyecek ve bu oyunlara kanmayacaktır. Türk devleti ve üçlü mekanizma bu oyunlarında vazgeçmelidir” dedi.Kürdistan’da operasyon ve savaş sürdüğü müddetçe geri dönmeyeceklerini vurgulayan Sezgin, şunları kaydetti: “Halen Kürdistan’da Türk ordusunun operasyonları devam etmekte ve Kuzey Kürdistan’da çetin bir savaş sürmektedir. Savaş ve operasyonlar devam ettiği sürece can güvenliğimiz olmayacağı için Türkiye’ye dönemeyiz.”KORUCULUK LAĞVEDİLSİNCan güvenliklerini etkileyen diğer bir sorunun da koruculuk olduğunu ifade eden Sezgin, koruculuğun kaldırılması dahil dönüş için taleplerini şöyle sıraladı: “Can güvenliğimizi etkileyen diğer bir husus da koruculuk sistemidir. Kuzey Kürdistan’da yıllarca süren savaşta korucular birer mafya ve çete olmuşlardır. Bunun en basit örnekleri de Hazim Babat ve Kamil Atak gibi koruculardır. Bunlar birçok yurtsever halkımızın kanına giren çetelerdir. Türkiye’ye dönmemiz için bu koruculuk lağvedilmesi ve koruculardan hesap sorulması gerekir. Bunun yanında anayasada bir değişikliğe gidilmelidir. Burada binlerce çocuğumuz ilkokuldan tutalım üniversiteye kadar kendi anadilinde eğitim ve öğrenim görmektedir. Bunun Kürt dili eğitim başta olmak üzere yaşamın tüm alanlarında resmileştirilmedi ve kullanılması önündeki engeller aşılmalıdır. Mahmur Halkı olarak bu taleplerimiz kabul edilmediği ve bu çerçevede değişimler gerçekleşmediği takdirde Türkiye’ye dönmeyeceğiz. Bunun içinde Kürt sorununa kalıcı bir çözümün ve onurlu bir barışın sağlanması gerekir. Bu taleplerin kabul edilmemesi ve uygulanmaması halinde Türk Devleti Maxmur kampından Türkiye’ye bir kişi bile götüremez. Aksi takdirde tüm açıklamaların içi boş kalır ve hayal ürünü olmaktan öteye gitmez.”ANF NEWS AGENCY

Liseli Öğrenciler: Tutsak çocuklara özgürlük 0 Kommentare


İZMİR - İzmir Liseli Öğrenci Birliği (LÖB), "kardeşlerimiz tutuklanırken, öldürülürken vicdanımız rahat değil" diyerek, tutuklu TMK mağduru çocukların serbest bırakılmasını istedi. Liseli öğrenciler ayrıca, hükümete de, "açılım da samimiyseniz, çocukların katillerini bulup cezalandırın" çağrısını yaptı.İzmir Liseli Öğrenci Birliği (LÖB), tutuklanan ve öldürülen Kürt çocuklarının durumuna dikkat çekmek amacıyla bugün Konak Kemeraltı girişinde basın açıklaması yaptı. Liseli öğrenciler, "Çocuklara kıymayın efendiler. Tutsak çocuklara özgürlük" yazılı pankart ile devlet tarafından öldürülen Ceylan Önkol ve Uğur Kaymaz'ın fotoğraflarını taşıdılar. LÖB adına açıklama yapan Şilan Ergün, Uğur Kaymaz'ın bugün ölüm yıldönümü olduğunu anımsatarak, "Uğur, 21 Kasım 2004 tarihinde Mardin'in Kızıltepe ilçesinde babasıyla beraber 12 yaşındayken 13 kurşunla katledildi. 28 Eylül 2009'da da 14 yaşındaki Ceylan Önkol, Diyarbakır Lice'de hayvan otlatırken, askeriyenin havan topuyla bedeni param parça edildi" dedi. Enes Ata'nın da 29 Mart 2006 tarihinde Diyarbakır'na polisin açtığı ateş ile öldüğünü anımsatan Ergün, çocukların katillerinin cezasız kaldığına dikkat çekti. Şilan Ergün, TMK kapsamında yüzlerce çocuğun tutuklandığına dikkat çekerek, "Biz Liseli Öğrenci Birliği olarak diyoruz ki, Meclis ve devlet açılım konusunda samimiyse, Uğur, Enes ve Ceylan'ın katillerini cezalandırmalıdır. Hukuksuzca tutuklanan Kürt kardeşlerimiz serbest bırakılsın" diye konuştu. LÖB'lüler açıklamanın ardından sloganlar atarak, üzerine "özgürlük", "adalet" yazdıkları balonları uçurdu. ANF NEWS AGENCY

Dersim'in son OHAL'i 0 Kommentare


ANKARA - Başbakan Erdoğan, Kızılcıhamam'da OHAL uygulamasına iktidarları döneminde son verdiklerini söylediği saatte, Genelkurmay Başkanlığı, hiçbir hukuksal dayanağı olmaksızın Dersim'de bazı alanları “geçici güvenlik bölgesi” olarak belirleyerek sivillerin girişine yasakladı. Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde 24 Kasım 2009-24 Şubat 2010 tarihleri arasında sivillere giriş yasağı uygulanacak beş bölgeye ilişkin koordinatlar yayınladı. 1'inci Bölge: Çemişgezek, Hozat, Ovacık ilçeleri arasındaki Alibogazı Vadisi2'inci Bölge: Ovacık ile Pülümür ilçeleri arasında yeralan Ahpanos Vadisi. 3'üncü Bölge: Dokuzkaya Vadisi ve çevresi. 4'üncü Bölge: Munzur ve Mercan dağlarının bir bölümü. 5'inci Bölge: Pülümür İlçesi Efeağlı,Altınhüseyin ve Kızılmescit köyleri arasında yer alan dağlık alanHAK İHLALİ Genelkurmay bu yıl "geçici güvenlik bölgesi" uygulaması kapsamındaki Kürt illerin sayısını arttırdı. Bu uygulamaya ‘serbest dolaşım özgürlüğünü’ ortadan kaldırdığı gibi hak ihlallerine de kapı aralıyor.Bir süre önce Genelkurmay Dersim’de Aliboğazı, Ahpanos Vadileri, Hozat, Ovacık ve Çemişkezek İlçeleri içinde yer alan yaklaşık 40 kilometre uzunluğunda bölgeyi "Geçici güvenlik bölgesi" ilan etmiş ve bu 5 bölgedeki yasak kararı, 23 Kasım'a kadar uzatılmıştı. Dicle İlçesi'nde özellikle sivillerin ve köylülerin bulunduğu Kurşunlu Köyü kırsal alanının güvenlik bölgesi ilan edilirken, ilan edilen koordinatların bir kısmında köylülerin hayvanlarını otlattığı yada tarımcılık ile uğraştığı öğrenildi.Hakkari Valiliği de 15 Mart-15 Haziran tarihleri arasında Hakkari sınırları içerisindeki 5 alana sivillerin giriş ve çıkışlarını durdurmuştu.OHAL’İN CİSMİMayıs ayının başında Avukat Barış Yıldırım, 7 Mayıs-7 Ağustos tarihleri arasında Dersim’de bazı bölgeleri güvenlik bölgesi ilan etmesinin Anayasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın iptali için dava açmıştı.Dava dilekçesinde Avukat Yıldırım, ‘Geçici güvenlik bölgesi' uygulamasının anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğunu ve bu uygulamanın ‘Serbest dolaşım hakkı' ihlali olduğuna dikkat çekmişti.Avukat Yıldırım’a göre ‘geçici güvenlik bölgesi’ uygulaması tam anlamıyla bir OHAL durumunu ifade ediyor. Bu uygulama nedeniyle geçimlerini yaylalarda yaptıkları hayvancılıkla temin eden birçok ailenin mağdur olduğunu söyleyen Yıldırım, ‘’Olağanüstü halin ismi yoktur ve fakat olağanüstü halin cismi orta yerdedir’’ diyor.ERDOĞAN’DAN OHAL YORUMUDersim'de 5 bölgeye sivillerin girişinin yasaklandığı bir sırada Başbakan Recep Tayip Erdoğan partisinin Kızılcahamam Asya Termal Tatil Köyü'nde düzenlenen 14. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nın açılışında yaptığı konuşmada, ''Ülkenin diğer kesimindeki vatandaşlarım bunu bilmiyor olabilir. OHAL'in ne anlama geldiğini, nasıl bir uygulama olduğunu yaşamamış olabilir. Ekmek karne ile alınıyordu, çay gramla alınabiliyordu. 1940'ların CHP yönetimi altındaki Türkiye'sinden bahsetmiyorum. 1990'ların, 2000'li yılların CHP'li yönetimlerinden, MHP'li yönetimlerinden bahsediyorum. Şehirler arasında ancak konvoylarla seyahat edilebiliyordu. Dikkat ediniz Elazığ'dan Tunceli'ye gitmek istediğinizde, özgür bir ülkenin, özgür bir vatandaşı gibi özgürce seyahat edemiyordunuz. Bu tabloyu ortadan kaldıran da yine biz olduk. Bir şeylere rağmen bunu kaldırdık’’ ifadelerini kullandı.ANF NEWS AGENCY

CHP'li Kılıçdaroğlu'na Almanya'da protesto şoku! 0 Kommentare


CHP İstanbul Milletvekili ve Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, "Öymen'in düşünceme uygun bölümlerini alkışladım, alkışlamadığım yerler de var ve Öymen'in o bölümünü hiçbirimiz alkışlamadık." dedi.

Tutuklu KESK'liler tahliye edildi 0 Kommentare


İki gündür devam eden KESK üye ve yöneticilerinin yargılandığı duruşmada, mahkeme heyeti 6 ay aranın ardından bütün tutuklu bulunun 22 sendikacının tahliyesine karar verdi. Duruşmada savunma yapan Av. Engin Cirmen, anadilde eğitim talebinin iddianamede yer almasını çok geri bulduğunu söyleyerek, soruşturma ve iddianamede 15'e yakın yasal sivil toplum örgütünden 'sözde' diye bahsedilmesinin ayrı bir tehlike olduğunu belirtti. Jandarmanın yetki ve görev alanını aştığını ifade eden Av. Cirmen, soruşturmada çok ciddi hukuksuzlukların yaşandığını kaydetti.İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 22'si tutuklu 31 KESK üyesi ve yöneticisi hakkında açılan davanın iki gün süren birinci duruşmanın son bölümünde mahkeme başkanı delilleri okudu. 'KCK-TM-DEK Sosyal alan çalışmaları içerisinde yaptıkları faaliyetlerle PKK üyesi olmak ve onun adına faaliyet yürütmek' iddiasıyla yargılanan KESK'lerin hakkında açılan dava duruşmasında Mahkeme Başkanı delilleri okudu. Mahkeme Başkanı'nın okuduğu deliller arasında gözaltı tutanakları haricinde e-posta ve uçak biletlerinin delil olarak gösterilmesi dikkat çekti.DTP soruşturma dosyası istendiDelillerin okunmasının ardından söz alan iddia makamı, Diyarbakır Savcılığı'nca 14 Nisan'da DTP'ye yönelik açılan soruşturma dosyasının istenmesini talep etti. İddianamede illegal olarak gösterilen Demokratik Eğitim Kurulu'nun (DEK) 16-17-18 Ocak tarihlerinde yaptığı toplantının, sanıklar tarafından Eğitim Sen toplantısı olduğuna yönelik beyanları üzerine savcı, KESK'ten bu tarihlerde toplantı olup olmamasını sorulmasını istedi. 3-5 Ocak tarihlerinde de Eğitim Sen'de toplantı olup olmadığının sendikaya sorulmasını, sanıklardan birinin bilgisayarında bulunan belgelerin bilirkişi tarafından incelenmesini de isteyen savcı, Haydar Deniz, Harun Gündeş, Abdurrahman Daşdemir, Aydın Güngörmez, Hasan Soysal, Yüksek Mutlu ve Şermin Güneş'in tahliye edilmesini talep etti. Diğer tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamını isteyen savcı, mahkemenin tutuklamayı ret etmesi halinde sanıklar hakkında yurtdışı yasağı getirilmesini de talep etti.'Dava 12 Eylül ruhu kokuyor'İddia makamının ardından müdafi avukatlar söz aldı. Duruşmada, yaklaşık 20'ye yakın avukat savunma yaptı. Tüm sanıklar adına konuşan Avukat Ergin Cirmen, 'Bu dava 12 Eylül ruhu kokuyor. Ben bu davadan 12 ve 141. maddenin kokusunu alıyorum. Çok ciddi hukuksuzluklar görüyoruz. Gizli bir örgüt gizli bir toplantısını Diyarbakır'da yapıyor. Diyarbakır gibi 30 yıl OHAL yaşamış bir kentte Emniyetin bundan haberi olmuyor. İzmir İl Jandarma Komutanı görevi olmadığı halde bu toplantıdan haberdar oluyor' dedi. Cirmen, 2004 yılında çıkarılan kanunla jandarmanın yetki alanının, şehir merkezleri olmayacağı yönünde bir madde bulunduğunu, görev ve sorumluluk alanının dışında jandarmanın müdahale etmesine rağmen jandarmanın bu soruşturmayı yürütmesinin başlı başına bir suç olduğunu söyledi. Soruşturma ve iddianamede 15'e yakın yasal sivil toplum örgütünden 'sözde' diye bahsedilmesinin ayrı bir tehlike olduğunu belirten Cirmen, 'Jandarma bu ülkede her şey kendi güdümünde olsun istiyor. İHD gibi bir kurumun, Türkiye Barış Meclisi gibi aydın ve sanatçıların olduğu bir oluşumun faaliyetlerinin suç olarak gösterilmesi ve 'sözde' diye bahsedilmesi bu davanın temelsizliğinin göstergesidir' diye konuştu.'Deliller yasadışı toplanmıştır'İddianamede delil olarak gösterilen telefon dinlemelerine ilişkin de Av. Cirmen, 'Toplanan tüm deliller yasadışıdır. Son günlerde süren tartışma HSYK'nın ve Yargıtay üyelerinin dinlenmesi ve Yargıtay Başkanın bu dinlemelere verdiği 'hukuksuzdur delil teşkil edemez' cevabı bu davada da delillerin yasadışı toplandığını gösteriyor' dedi.'Anadil talebinin iddianamede suç olarak gösterilmesi çok geri'Eğitim Sen'in anadilde eğitim talep ediyoruz demesi için çalışma yürütüldüğüne ilişkin iddiaya yönelik ise Av. Cirmen, 'Bu gün TRT'nin 24 saat yayın yaptığı, anadilin öğretildiği bir dönemde bunun suç olarak görülmesi saçmalıktır. 10 yıl önce olsa olabilir. Bu ülkede çok saçma dönemlerden geçildi, Kürtçe yasaklandı ama gelinen aşamada demokrasiyi daha ileriye taşımak hukukçuların ve toplumun gereğidir. Bunun iddianamede yer almasını çok geri buluyorum' diye konuştu.'Mevcut yasalar, sendika örgütlenme biçimini karşılamıyor'KESK avukatlarından Mehmet Rüştü Tiryaki ise savunmasında 4688 Sayılı Sendikalar Yasası'nın darlığını vurgulayarak, 'Mevcut sendikalar yasası, KESK ve sendikaların örgütlenme biçimini karşılamıyor. Bu yüzden bu güne kadar kendi içinde oluşturdukları tüzüklerle yeni yapılanmalara giderler. İddianamede geçen birim, yürütme, kurul gibi kavramlar sendikal jargonun kavramlarıdır. Bu da yasanın darlığından kaynaklı sendikaların yönetim biçimine kattığı yeni yönetim organlarının isimleridir' diye aktardı. Av. Tiryaki, KESK'in sendikal alanda kullanılan kavram ve yönetim biçimini de geniş bir biçimde anlattı.Avukatlar, Ankara Yargıtay 8. Dairesi'nin 'Telefon dinleme tutanaklarının delil oluşturamayacağı' yönündeki kararı ile 'Jandarmanın kendi görev ve yetki alanının dışında işlem yapamayacağına' dair Yargıtay 9. Dairesi'nin verdiği kararı mahkemeye delil olarak sundu. Duruşmada ayrıca, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası'ndan teknik dinlemelere ilişkin alınan bilirkişi heyet raporu da mahkemeye sunuldu.Avukatların savunmasının ardından mahkeme heyeti, ara karar vermek için duruşmaya ara verdi.Bütün sanıklar tahliye edildiVerilen aranın ardından Mahkeme Başkanı Güngör Tosunoğlu ara kararı açıkladı. 16- 17-18 Ocak tarihlerinde Eğitim Diyarbakır Şubesi ve Bağlar Belediyesi ve Toplantı Salonu'nda herhangi bir toplantı yapılıp yapılmadığına ilişkin Emniyet'in bilgisinin sorulmasına karar veren mahkeme heyeti, resmi tutanak varsa getirilmesine, sanıklardan Sakine Esen Yılmaz'ın eşiyle yaptığı telefon görüşmelerinin eşinin sanık olmamasından kaynaklı delil evraklarının arasından çıkarılmasına davanın sanıklarından İsmail ve Süheyda Demir'in telefon dinlemelerinin ise delil olarak kalmasına karar verdi. Bir dahaki duruşmada tutuksuz sanıkların ifadesini alınmasına, Eğitim Sen ve KESK Genel Merkezi'nden Ocak ayında yapılan iki ayrı toplantı hakkında bilgi istenmesine de karar veren mahkeme heyeti, vicdani kanaatlerinin sonucu olarak tutuklu sanıkların tahliye edilmesine karar vererek, duruşmayı, 2 Mart 2010 tarihine erteledi.Duruşmayı iki gündür takip eden DTP milletvekilleri, sivil toplum örgütü ve KESK temsilcileri kararı alkışladı.Adliyenin önünde iki gündür arkadaşlarını bekleyen emekçiler ise 'Zafer direnen emekçinin olacak', 'İşte sendika işte KESK', '25 Kasım'da alanlardayız' sloganları attı. İZMİR-DİHA

Cumartesi Anneleri Mehmet Özdemir'in akibetini sordu 0 Kommentare


Cumartesi Anneleri, oturma eylemlerinin 243. haftasında 12 yıl önce gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Mehmet Özdemir'in akıbetini sordu. Eylemde ayrıca kayıp 5 kişiye ait olduğu tahmin edilen kemiklerin Adli Tıp'ta kaybedildiği hatırlatılarak, 'Geçmişte kaybettikleri insanlarımızın, şimdi de kemiklerini kaybederek suç üstüne suç işlemeyi sürdürüyorlar' denildi.Cumartesi Anneleri, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması ve sorumluların yargılanması talebiyle 243. kez Galatasaray Meydanı'nda bir araya geldi. 'Gözaltında kaybedilenlerin akıbeti açıklansın, sorumluları yargılansın' pankartının açıldığı eylemde, kaybedilenlerin fotoğrafları ile kırmızı karanfiller taşındı. Her hafta bir kayıp hikayesinin anlatıldığı oturma eyleminde, bu hafta 12 yıl önce gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Mehmet Özdemir'in akıbeti soruldu. Eylemde konuşan İHD Üyesi Sebla Arcan, 15 yıl süren mücadele sonucu kemikleri bulunan Hasan Orhan, Mehmet Selim Orhan, Ali Bulut, Ekrem Bulut ve Ramazan Bulut'un DNA testi için İstanbul Adli Tıp Kurumu'na gönderilen kemiklerinin de kaybolduğunu hatırlattı.'Kayıp 5 kişinin kemikleri kaybedildi'Adli Tıp'ın kemikleri postaya verdiğini, postanın kemikleri Kulp Savcılığı'na teslim ettiğini, savcılığın ise kemiklerin kendilerine gelmediğini söylediğini belirten Arcan, 'Geçmişte kaybettikleri insanlarımızın, şimdi de kemiklerini kaybederek suç üstüne suç işlemeyi sürdürüyorlar' dedi. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in konuya ilişkin sessiz kaldığını söyleyen Arcan 'Buradan kendilerine sesleniyoruz. Kemikler size bağlı kurumlar arasında kayboldu. Derhal soruşturma başlatın, kayıpların kemiklerini ailelerine teslimini sağlayın. Bu konuda sorumluluğu olanların yargı önüne çıkartılması için gereğini yapın' diye konuştu.'Mehmet Özdemir'i kaybedenler açığa çıkartılmalıdır'26 Aralık 1997 tarihinde Diyarbakır'da çalıştığı hayvan pazarında gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınamayan dönemin HADEP üyesi Mehmet Özdemir'in akıbetini sordu. Arcan, Özdemir'in kaybediliş öyküsünü şöyle anlattı: 'Mehmet Özdemir'in eşi Enzile Özdemir 29 Aralık 1997 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, Cumhuriyet Savcılığı'na bir dilekçe ile başvurarak kahveden sivil polisler tarafından zorla götürülen eşinin nerede olduğuna dair bilgi istedi. Aynı gün savcılık tarafından dilekçesine 'Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınmıştır' ibaresi taşıyan bir damga vuruldu. 9 günlük gözaltı süresi tamamlanmasına rağmen Mehmet Özdemir mahkemeye çıkarılmayınca Enzile Özdemir dönemin İHD Diyarbakır Şube Başkanı Osman Baydemir ile birlikte savcılığa gitti. Savcılık, bu kez 'Böyle bir gözaltı yok' dedi. Eşinin gözaltına olduğuna dair elindeki resmi belge bir işe yaramadı. Mehmet Özdemir'den bir daha haber alınamadı.'Konunun AHİM'e taşındığını ve Türkiye'nin 8 Ocak 2008 tarihinde mahkum olduğunu hatırlatan Arcan, 'AİHM'in mahkûmiyet kararına rağmen AKP Hükümeti tazminat ödemekle yetindi. Failleri bulma konusunda her türlü imkân ve donanıma sahip olmasına rağmen Mehmet Özdemir'i kaybedenleri açığa çıkarmadı. Hükümet, devlet içindeki hukuk dışı örgütlenmelerin tasfiyesi iddiasında samimi ise, faili meçhul cinayetler ve gözaltında kayıpların faillerini de bulmalıdır' diye konuştu.DİHA

Çatışma değil infaz 0 Kommentare


İSTANBUL - İstanbul polisi Esenyurt’ta Alaaddin Karadağ adlı bir devrimciyi öldürdü. İstanbul polisi, olay için "çatışma" derken, görgü tanıkları ise Karadağ’ın infaz edildiğini belirtiyor. İstanbul’da polis Alaaddin Karadağ'ı silahla vurarak öldürdü. İnfaz edilen Alaaddin Karadağ'ın katıldığı ölüm orucu eylemi nedeniyle sağlığının bozulması üzerine 2001 yılında Kırıklar F Tipi Cezaevi'nden tahliye olduğu öğrenildi. Karadağ hakkında TKİP örgütü üyesi olduğu iddiasıyla 12 yıl 6 ay kesinleşmiş hapis cezası bulunduğu kaydedildi.YİNE BİLDİK AÇIKLAMA, ÇATIŞMAOlayın ardından İstanbul polisinden "çatışma" açıklaması geldi. İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın çatışma çıktığını öne sürdü. Çapkın'ın açıklamasına göre, olayda bir polis de yaralandı. Ancak görgü tanıkları, olayda bir çatışma olmadığını anlatıyor. GÖRGÜ TANIKLARI İNFAZ DİYORGörgü tanıklarının iddiasına göre, Alaaddin Karadağ, Ford transitten marka bir araçtan inen uzun boyu sivil polis tarafından öldürüldü. Çatışmada yaralandığı öne sürülen polisin ise, olay sırasında "ben öldürmedim" diye bağırdığı öne sürülüyor.“UZUN BOYLU POLİS ÖLDÜRDÜ”Olayın tanıklarından esnaf Kadir Şen, “Olay anında sokakta telefonla görüşüyordum. Bir kişi koşarak sokağa girdi. Ardından polisler silahlarıyla arkadan kovaladılar. Bize 'Neden yakalamıyorsunuz?’ dediler. Biz şaşırdık ve 'kimi neyi yakalayalım' diye yanıtladık. Ford Transit Marka arabadan inen uzun boylu sivil bir şahıs indi. Daha sonra beş-on el ateş edildi. Şahsın yaralı halde yerde sürünerek asfalta çıktığını gördük. Uzun boylu sivil öldürdü onu” dedi. Şen, polisin olaydan sonra sokağını kapattığını ve vatandaşların bakmasına izin vermediğini belirtti.Soyadını vermek istemeyen Murat isimli bir tanık ise, “Biz silah sesinden sonra balkona çıktık. Ölen kişi yerde yatıyordu. Başında 4 tane polis vardı. Aralarından uzun boylu biri 'Ben vurdum onu' dedi. 3–5 dakika geçmeden çok sayıda polis ekibi geldi. Ambulans çağırdılar, ambulans gelene kadar yerde yatan kişi ölmüştü” diye konuştu.İKİ HAFTA ÖNCE DE İKİ KİŞİ YARALANDIİstanbul polisi, aynı bölgede iki hafta önce de Özkan Gerçek ve Ömer Adıgüzel’e ateş açarak yaralamıştı. Polisle çatıştıkları öne sürülen iki genç, yaralı olarak tutuklanmıştı.ANF NEWS AGENCY

DSİ işçileri Bodrum yolunu trafiğe kapattı 0 Kommentare

BODRUM - Aylardır çalıştıkları DSİ'den paralarını alamayan 150 işçi, Bodrum girişindeki yolu trafiğe kapattı. Bodrum Devlet Su İşleri'ne bağlı Eser İnşaat adlı taşeron firmada çalışan 150 işçi, 4 aydır ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle Bodrum girişindeki yolu iş makineleriyle trafiğe kapattı. İşçiler, firma yetkililerinin sorunu çözmesi halinde eylemi bitireceklerini aksi takdirde, yolu açmayacaklarını bildirdi. Jandarmanın 'yolu açın' şeklindeki baskısına rağmen oturma eylemlerini devam ettiren işçiler, taşeron firmanın ücretlerini ödemesi halinde eylemlerini bitireceklerini açıkladı.ANF NEWS AGENCY

Bingöl’de CHP’den istifa 0 Kommentare

BİNGÖL - Bingöl'de CHP 3 İl Genel Meclisi Üyesi, yaptıkları açıklamada partilerinden istifa ettiklerini belirtti.Dersim katliamına sahip çıkan CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'e tepki gösteren 3 İl Genel Meclisi üyesi, partilerinden istifa ettiklerini duyurdu. CHP Yedisu İl Genel Meclisi Üyesi Hüseyin Negüzel ile Daimi Korkar ve Yayladere İl Genel Meclis Üyesi Mehmet Ali Çimen, yaptıkları ortak bir basın açıklaması ile partilerinden istifa ettiklerini açıkladı. Açıklamada, "Bizler CHP üyesiyiz. Partimizin son dönemlerdeki pasif muhalefeti, demokratikleşme yönünde herhangi bir adım atmaması, açılım konusundaki anlaşılmaz karşı duruşu ve son olarak da Onur Öymen'in yapmış olduğu çirkin açıklamalardan sonra birlikte siyaset yapma olanağı kalmadığı için partimizden istifa ediyoruz" ifadeleri kullanıldı.ANF NEWS AGENCY