Cihan Haber Ajansı'ndan polise 'özel' servis 0 Kommentare

İSTANBUL - Logosunun hemen altında ‘Biz Oradayız’ sloganı bulunan Cihan Haber Ajansı İstanbul’da yaşanan eylemlerin görüntülerini polise servis ettiği ortaya çıktı. Ajansın servis ettiği görüntüler üzerine Lokman Dilim gözaltına alındı.Gülen tarikatına bağlı Cihan haber ajansının servis ettiği görüntüleri çözümleyen polis bu kez eylemde değil, internet cafeye giderken görüntülenen Lokman Dilim’i gözaltına aldı. Ancak Dilim’in eylemci olduğu kanıtlanamayınca serbest bırakıldı.2 ocak günü Tarlabaşı Çukurcuma civarında DTP’nin kapatılması ve Kürt siyasetçilerin tutuklanmasını protesto etmek üzere düzenlenen protesto gösterisi sonrasında 14 genç gözaltına alınarak Kasımpaşa Polis Merkezi’ne oradan da TEM ve Çocuk Şube’ye teslim edildi. Bunların arasında yer alan Şırnak İdil’li Lokman Dilim isimli genç gittiği Mis isimli internet cafenin polis tarafından basılması sonucu sözkonusu gençlerle gözaltına alındı.O gün düzenlenen eylem sırasında İstiklal’de nişanlısıyla dolaştığını ve eyleme katılmadığını, daha sonra nişanlısını eve bıraktığını ve saat 22.30 sıralarında internet cafaye gittiğini, 20 dakika sonra cafenin basılması sonucu eylemci diye gözaltına alındığını anlattı.Dilim’in katılmadığı bir eylemden dolayı gözaltına alınmasına gerekçe olarak gösterilen malzemelerden kendisinin haberi yok. Ancak ANF’nin ele geçirdiği polis kayıtlarında savcıya iletilmek üzere Dilim’in tutuklanması için, “Üzerinde Efes ibaresi bulunan bir adet molotofkokteyli. Eldiven, maske ve Cihan Haber Ajansı görüntü kayıtları” delil olarak gösterildi.Bir gece Kasımpaşa Polis Merkezi’nde nezarethanede tutulduktan sonra ertesi gün Beyoğlu Nöbetçi Savcılığı’na çıkarılan Dilim’in eyleme katılmadığını tespit eden savcı, serbest bırakılmasına karar verdi. Polis ise hazırladığı tutanakta molotof, eldiven, maske ve Cihan’ın görüntüleri için onama talep etti. Ancak savcı Dilim’i eylemde gösteren kanıta rastlamayınca polisi azarlayarak, Dilim’i serbest bıraktı. Daha öncede İstanbul’da yapılan İMF toplantılarını protesto eylemleri sırasında Zaman gazetesinin foto muhabiri Bahar Mandan, polislere eylemcilerin fotoğraflarını servis ederken suçüstü fotoğraflanmıştı. ANF NEWS AGENCY

Cumartesi Anneleri 251. kez failler için oturdu 0 Kommentare

İSTANBUL - Yakınlarını gözaltında yitiren ailelerin faillerin bulunması için sürdürdüğü Türkiye'nin en uzun soluklu eylemi olan Cumartesi Anneleri eylemi 251. haftasına girdi. Anneler adalet ve kayıp yakınlarının akıbetlerinin açıklanması talebini yineledi.Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelerek "Failler belli kayıplar nerede" yazılı pankart ve faili meçhule kurban giden yakınlarının fotoğraflarını taşıyan Cumartesi anneleri, yetkililere 251. kez adalet ve akıbetlerin açıklanması talebinde bulundu.Babası Ahmet Kaya'nın gözaltına alınıp kaybedilmesinin üzerinden yıllar geçtiğini ve hala bir arpa boyu yol alınmadığına işaret eden Emine Erbek, babasının ölümünde sorumluluğu olanların yargı önüne çıkarılmasını isterken, eşi benzer şekilde kaybedilen Kiraz Şahin ise, "Kendisini, cesedini vermediniz bari toprağının nerde olduğunu bilelim" diye haykırdı.Beyoğlu Belediyesi'nde çalıştığı sırada gözaltına alındığını ve bir daha kendisinden haber alınamadığını ifade eden Şahin, eşi İsmail Şahin in gözaltına alınmasının ardından kendilerine bir telefon geldiğini ve eşinin eve gelip gelmediğinin sorulduğunu, ayrıca karakola gittiklerinde ise oradaki yetkililerin kendilerine, "bunlar İsmail Şahin'in çobanları mı?" diye aşağıladığını söyledi.Yıllarca bu meydandan eşinin bulunması için haykıran Kiraz Şahin, "Toprağını beli biliyoruz, hiç olmazsa mezarını bilseydik demeye devam ediyor. 14 yıl önce babasını sadece fotoğraflarda tanıyan iki yaşındaki Sercan ile 6 yaşındaki Sibel, babalarının fotoğrafını kucaklarında taşıyarak büyüdüler Galatasaray Meydanı'nda ailenin yaptığı tüm başvurular sonuçsuz kaldı" ifadelerini kullandı. BU OLAYIN DEVLETÇE YAPILDIĞINI MİT BİLİYORDUHaftanın basın metnini okuyan İHD Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyesi Altan Sinan Cebecigil de faili meçhul kayıpların akıbetlerinin açıklanmasını talep etti. Bir tanığın Güçlükonak katliamının devlet tarafından yapıldığını açıkladığını ancak bu olayın yıllarca PKK'ye mal edildiğini hatırlatan Cebecigil, "Bu olayın devletçe yapıldığını MİT biliyordu. Minibüste öldürülen Ahmet Kaya'nın kızı Emine defalarca bu meydandan yetkililere seslendi. Harekete geçecek misiniz? Yoksa bir darbe girişimiyle bağlantıları çıksın diye mi bekliyorsunuz" diye konuştu.18 Ocak 1996'da işe gitmek üzere evden ayrılan ancak bir daha dönemeyen İsmail Şahin’in de evini akşam saatlerinde arayan bir polis memurunun Şahin'in Karaköy Polis Merkezinde olduğunu söylediğini aktaran Cebecigil, "İsmail'i o karakolda birçok kişi gördü. O gün televizyondan geçen haber Şahin'nden alınan son haber oldu” şeklinde konuşut. Şahin kaybolduğu dönemde İstanbul Emniyet Müdürü olan Orhan Taşalar, İstanbul Valisi olan Rıdvan Yenişen, Başbakan Tansu Çiller, Cumhurbaşkanı Demirel ve diğer tüm birimlerde görevli olup görevini yerine getirmeyenlerin yargılanması gerektiğini belirten Cebecigil, Güçlükonak katliamı sorumlularının da aynı şekilde yargı önüne çıkarılması gerektiğinin altını çizdi. Açıklamanın ardından bir süre oturan aileler, ardından sessizce dağıldı.ANF NEWS AGENCY

Ukrayna'da 'turuncu devrim'in sonu göründü 0 Kommentare

MOSKOVA - Ukrayna yarın yeni Cumhurbaşkanını seçmek için sandık başına gidiyor. Ülkedeki siyasi atmosfer seçim sonuçlarının iç ve dış politikada radikal değişimlere yol açacağını gösteriyor. Seçimlerle ilgili ortaya çıkan veriler bu ülkede Rusya’nın politik coğrafyasını ve eski rejim yönelimlerini kalıcı bir biçimde değiştirmek için yapılan renkli devrim sonuna da işaret ediyor. Ülkedeki politik tartışmalar renkli devrimlerin politik eğilim olarak savundukları “nasyonal demokrasi” hikâyesinin çöküşünü gösteriyor. Ukrayna, Sovyet politik yapısını ve Rusya’nın etkisini bitirerek gerçekleştirdiği turuncu devrimin 5 yılında büyük hayal kırıklıkları ile yeni bir seçime gidiyor. Turuncu devrimden sonra ABD, Avrupa ve Rusya arasında çetin siyasi mücadelelere sahne olan ülkede sağcı devrimin liderleri görülmemiş şekilde zenginleşip refah içinde yaşarken halk ağır ekonomik ve siyasi sorunlarla boğuşuyor. Bu yüzden de seçim kampanyalarında ortaya çıkan durum ve kamuoyu anketleri halkın Turuncu devrimin politik liderlerine büyük öfke duyduğunu ortaya koyuyor. Aynı araştırmalar Rusya yanlısı ve bölgeler partisinin lideri Viktor Yanukoviç’in açık ara önde olduğunu gösteriyor. 5 yıl önce ‘Turuncu devrim’ iç ve dış politika açısından önemli değişimlere yol açmıştı. Bu çıkış aslında ülkenin Doğu ile Batı arasındaki bir tercihine işaret ediyordu. “Ulusal demokrasi”, “özgürlük” ve zenginlik vaatleri ile yeni bir rejim sözü veren politikacılar halkı arkalarından sürüklemeyi başarmıştı. Ukrayna’da Doğu Avrupa’nın diğer ülkeleri gibi Avrupa Birliği ve NATO eksinli bir yönelime girdiğini ve Rusya’nın tarihsel vesayetinden kurtulduğunu ilan ediyordu. Bu yeni bir başlangıcı ifade ediyordu. Ukrayna’nın yaptı bu çıkış ülkenin stratejik konumundan dolayı NATO’nun genişleme süreci, enerji koridorlarının güvenliği gibi konularda da büyük sorunlara yol açmıştı.Kendilerini devrimin kahramanları ve ulusal demokratik değerlerin kurtarıcı gibi gösteren bu liderler şimdi ülkenin en zengin oligarkları arasında yer alıyor. Turuncu devrimin liderleri Viktor Yuşçenko sadece kendi ceplerini doldurmakla kalmayıp gaz spekülasyonları ve dış yardımları hortumlayarak zenginleşen oligark takımının çıkarlarının koruyucusu durumuna geldi. EKONOMİ ÇÖKMEK ÜZERE Bu devrimden sonra Rusya’nın kendisine sıkı sıkı bağımlı hale gelen ekonomiye verdiği desteği azalttı. Avrupa’nın -beklenin çok altında- yaptığı yardımlar oligarklar tarafından hortumlandı ve ülke borçlarla boğuşur hale geldi. Kötü yönetime küresel krizde eklenince ekonomi yüzde 15 küçülerek çöküşün eşiğine geldi. Politik sınıf eski toprak kanunlarındaki yanlış ve eksik yönlerinden yararlanarak bunları kendileri için kullanınca ülke ekonomisine önemli bir gelir sağlayan tarımı felç oldu. Sanayideki üretim yüzde 40 düştü, işsizlik önemli oranda arttı. Eğitim ve sağlık gibi temel alanlar yanlış hukuksal düzenlemelerden dolayı kötü durumda ve acil reformlara ihtiyaç duyuyor. Sadece ekonomi değil ülkedeki siyasal durumda yolsuzluklara bulaşmış politikacılar ve işlemeyen parlamentoyla kötü halde. En yandaşları bile artık eski yönetimin yanında görünmek istemiyor. Tüm bunları izleyen halk şimdi geçmişte yaptığı heyecanlı ve yanlış tercihlerini gözden geçirerek daha doğru kararlar vermeye çalışıyor. Ülkedeki seçimlerde ekonomik ve siyasi krizin yaşandığı böyle bir dönemde gerçekleşiyor. Halk tüm bu olanlardan dolayı Turuncu devrimin önderlerine öfkeli. Kamuoyu araştırmaları halen Cumhurbaşkanı olan Turuncu devrimin en önemli ismi Viktor Yuşçenko’nun bu seçimlerde oyların yüzde 5’ni bile alamayacağını gösteriyor. Yine son beş yıldır ülkeyi yöneten önemli isimlerden biri olan ve halen başbakanlık koltuğunda oturan Yulia Timoşenko’nun yürüttüğü tüm dengeleyici politikalara rağmen oy oranın yüzde 25’in altında olacağını tahmin ediliyor. Bağımsız araştırma şirketlerine göre kazanmasına kesin gözüyle bakılan Rusya yanlısı Aday Viktor Yanukoviç’in ise ilk turda bile oyların yüzde 35’inden fazlasını alacağına kesin gözüyle bakılıyor. Ancak ülkede Cumhurbaşkanı seçilmek için oyların yüzde 50 sinden fazlasını almak gerektiğinden ilk turda hiçbir adayın kazanması beklenmiyor. İkinci turda Yanukoviç’in oyların yüzde 53’nü alarak kazanacağı tahminleri yapılıyor.UKRAYNA RUSYA’YA DÖNÜYOR Başbakan Yulia Timoşenko sürecin başından itibaren yasalara bağlı kalınacağı ve seçimlerin demokratik bir ortamda geçmesi için gerekenleri yapacakları konusunda açıklamalarda bulunuyor. Yine seçim sürecinde AGİT ve diğer uluslar arası kurumların gözlemci bulundurmaları konusunda gerekli girişimlerde bulunduklarını belirtiyor. Ancak özellikle Yanukoviç güçlü olduğu Rusya’nın etkisinde bulunan ülkenin doğu kesimlerinde seçim yasalarına uymayan olayların yaşandığını açıkladı. Ancak basın tüm adaylara eşit düzeyde yer verdikleri halde kendilerine baskı uygulandığını iddia ederek iktidarı eleştiriyor. Yanukoviç Turuncu devrimden önce başbakanlık koltuğunda oturan isimdi. Ülkedeki ekonomik ve politik sorunlara çözüm sözünün yanında Slavların genel ve büyük sorunu haline gelen demografik krizi de aşma sözü veriyor. Geçmişte eski rejimin devamı olarak görülüyordu ancak 2007 yediden sonra taktik değiştirerek daha ılımlı söylemlerle merkeze yaklaştı ve politika da yenilik sözü verdi. Ancak Turuncu devrim karşıtı politikalar yürüteceğini ve Rusya ile batı arasında denge oluşturacağının açık işaretlerini veriyor. Bu yüzdende onun seçilişinin Turuncu devrimin sonu olduğu konusunda herkes hem fikir. Seçimler sadece ülkede ekonomik ve politik olarak kötüye giden bir süreçte yapıldığı için değil aynı zamanda dış politikada yeni bir eksen belirlediği için de önemli. Yani iç ve dış politikada büyük değişim ihtiyacından dolayı büyük bir mücadeleye dönüşmüş durumda. ANF NEWS YASAKTIR

Haiti'de artçı deprem paniğe neden oldu 0 Kommentare

PORT-AU-PRINCE - Haiti�de merkez üssü başken Port-Au-Prince�nin 25 kilometre batısında 4.5 büyüklüğünde artçı deprem meydana geldi. Atçı deprem nedeniyle paniğe kapıkaln halk başkentte sokaklara döküldü. Deperm, arama kurtarma faaliyetlerinin de aksamasına neden oldu.

Ayalon: Türk elçisini sınırdışı ederiz 0 Kommentare

KUDÜS - İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon, Türk dizilerinde ülkelerine yönelik eleştirilerin sürmesi halinde Türkiye'nin Tel Aviv büyükelçisi Oğuz Çelikkol'u sınırdışı edebileceklerini söyledi.İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon, bir İsrail televizyonuna yaptığı açıklamada Türk dizilerinde İsrail'e yönelik eleştirilerin sürdürülmesi halinde buna kayıtsız kalmayacaklarını söyledi. Danny Ayalon, tepkilerinin ne olacağını sorulması üzerine "Belki, büyükelçilerini sınırdışı ederiz" dedi. Ayalon, haftabaşında "Kurtlar Vadisi Pusu" dizisiyle ilgili rahatsızlıklarını iletmek üzere çağırdığı Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'u alçak bir koltuğu oturtmuştu.ANF NEWS AGENCY

Dersim'de 'barajlar' protesto edildi 0 Kommentare

DERSİM - Munzur ve Pülümür çayları üzerindeki baraj yapım projeleri Dersim’de protesto edildi.Dersim terminalinin önünde toplanan ve aralarında Dersim Belediye Başkanı Edibe Şahin'in de bulunduğu grup araçlarla mahallelerde tur atarak, Devlet Su İşleri (DSİ) 93. Şube Müdürlüğü önüne geldi. Burada "Tarihimize ve doğamıza sahip çıkıyoruz" ve "Munzur kutsalımızdır, sahip çık" yazılı pankartlar açan grup, basın açıklaması yaptı.Açıklamayı okuyan Munzur Doğa Aktivistleri üyesi Haydar Çetinkaya, Munzur ve Pülümür vadilerinin, doğa güzellikleriyle yaban hayatı ve bitki türlerini bir arada barındırdığını söyledi.Çetinkaya, 1972'de Milli Park ilan edilen Munzur Vadisi'nin 43 bitki çeşidinin bölgeye özgü olduğunu, bu vadilerde barajların yapılmasının geri dönüşümü olmayan tahribata ve yıkımlara neden olacağını kaydetti.Edibe Şahin de Dersim halkının barajları istemediğini ve bunun için de defalarca tepkilerini dile getirdiklerini, getirmeye de devam edeceklerini ifade etti.Şahin, "Ganj Nehri, Hindular için nasıl kutsal ise Munzur Nehri de Dersimliler için o kadar kutsaldır" dedi.Konuşmaların ardından, "Barajlara Hayır" yazılı siyah çelengi DSİ hizmet binası önüne bırakan grup, daha sonraANF NEWS AGENCY

Cezaevindeki çocuklara korkunç işkenceler 0 Kommentare

Kamuoyunda 'TMK mağduru çocuklar' olarak bilinen ve haklarında yüzlerce yıllık hapis cezası istenen çocuklara yönelik adalet arayışı sürerken, 'Taş attıkları' iddiasıyla tutuklanan ve Adana M Tipi Cezaevi'ne konulan 32 çocuğun korkunç işkencelere maruz kaldığı iddia edildi. Aileleri aracılığı kamuoyuna duyarlılık çağrısı yapan çocuklar, Cezaevi Müdürü ve gardiyanlar tarafından üzerlerine soğuk su dökülüp sonrasında plastik su borusu ile dövüldüklerini ve daha sonra da vücutlarında açılan yaralara tuz basılarak işkence edildiklerini ileri sürdü.Türkiye'de toplumsal olaylarda gözaltına alınan ve haklarında 'slogan atmak', 'taş atmak', 'örgüt bayrağı önünde durmak', 'halay çekmek' iddialarıyla yüzlerce yıl hapis cezaları istenen ve kamuoyunda 'TMK mağduru çocuklar' olarak bilinen çocukların serbest bırakılmaları için çağrılar sürerken, Adana'da ise tutuklu bulunan çocuklara korkunç işkenceler uygulandığı iddia edildi. Bir süreden bu yana özellikle siyasi tutuklulara yönelik keyfi uygulamaları ile gündeme gelen Pozantı M Tipi Cezaevi'nde bulunan 32 çocuğun cezaevi müdürleri ve gardiyanlar tarafından işkencelere maruz kaldığı ileri sürüldü. Cezaevi'nde tutuklu bulunan 32 çocuğun işkencelere maruz kaldığı belirtilirken, tutuklu bulunan ve 18 yaşına giren bazı çocukların ise, başka cezaevlerine nakledilme yerine tek kişilik hücrelere atıldığı belirtildi. Aileleri aracılığı ile açıklamada bulunan tutuklu çocuklar, üzerlerindeki baskıların giderek arttığına dikkat çekerek, kamuoyundan duyarlılık talebinde bulundu.'Yaralara tuz basıldı'Cezaevindeki çocuklarını ziyarete giden aileler, çocukların büyük bir baskı altında olduğunu söyledi. Aileler, 'Biz ziyarete gittiğimizde çocuklarımızın yaralar içinde olduğunu gördük. Onlara sorduğumuzda ise işkencelere maruz kaldıklarını dile getirdi. Çocuklarımız özelikle Cezaevi 1'inci Müdürü Coşkun Cengiz, 2'inci Müdürü İbrahim Aykut ile beraberindeki Turgut, Seyfi, Ali isimli gardiyanların sürekli kendilerine işkence yaptıklarını anlattılar. Çocuklarımız bize, 'Son zamanlarda burada işkencelere maruz kalıyoruz. En ufak sorun bile işkence gerekçesi oluyor. Son zamanlarda yapılan baskınlarda üzerimize soğuk su döküp sonrasında plastik su borusu ile dövüyorlar. Bizleri dövdükten sonra vücudumuzda açılan yaralara gardiyanlar tarafından tuz basılıyor' dediler. Çocuklarımız işkence altında' dedi. Çocukların anlatımları üzerine harekete geçen aileler, Pozantı Cezaevi Savcısı'na başvuruda bulundu.'18 yaşını dolduranlar hücrelere atılıyor'Cezaevindeki işkence iddialarının yanı sıra cezaevinde iken 18 yaşını dolduran çocukların ise başka cezaevlerine gönderilmek yerine aynı cezaevinde tek kişilik hücrelere konulduğu belirtildi. Tutuklu Ferdi Sertkal'ın babasın Tayyip Sertkal, oğlunun tutuklandığı zaman 18 yaşından küçük olduğunu, ancak oğlunun 18 yaşına girmesinden sonra başka bir cezaevine nakledilmesi gerekirken tek kişilik hücreye atıldığına dikkat çekti. Çocuklarına gazete ve dergi gibi hiç bir yayın organının verilmediğini de ifade eden Sertkal, baskılarla ilgili Cezaevi Savcısı'na başvurduğunu belirtti.Telefonla ulaştığımız Pozantı M Tipi Cezaevi'ndeki yetkililer ise, görüş verme yetkilerinin olmadığını ancak söz konusu iddiaların asılsız olduğunu ileri sürdü

AKP'YE İŞÇİ TOKADI 0 Kommentare

Referandumda sonuçlar gelmeye başladı. 10 ilde açıklanan sonuçlarda işçiler AKP'nin önerilerini kabul etmeyerek "mücadeleye devam" dediler.Ankara'da 22. gününe giren TEKEL işçilerinin direnişi için tüm yaprak tütün işletmelerindeki işçilere, “Mücadelenin desteklenmesine var mısınız, yok musunuz?” sorusu soruldu.Sonuçları belli olan illerden, Trabzon, Diyarbakır, Muş, Manisa, Aydın, Malatya ve Amasya'dan "mücadeleye devam" kararı çıktı.Açıklanan sonuçlar şu şekilde:Malatya, kullanılan oy 158, tamamı devamAydın, kullanılan oy 162, tamamı devamAdıyaman Besni, kullanılan oy 165, tamamı devamAdana, kullanılan oy 324, tamamı devamİzmir Balatçık, kullanılan oy 1204, tamamı devamİstanbul Cevizli, kullanılan oy 583, 1 redİstanbul Cevizli Genel Müdürlük, kullanılan oy sayısı 215, 8 redDenizli, kullanılan oy 194, tamamı devamSamsun Merkez, kullanılan oy 438, tamamı devamBursa İnegöl, kullanılan oy 88, 5 redSamsun Basra, Kullanılan oy 89, 4 redTokat, kullanılan oy 637, 2 geçersiz oyTokat Erbaa, kullanılan oy 138, 5 redİzmir Menderes, kullanılan oy 98, tamamı devamAnkara'da direnişte olan işçilerden 5 kişi sağlık durumu nedeniyle oy kullanamadı. Geriye kalan 1280 kişi de "mücadeleye devam" mesajı verdi.Sonuçlar açıklanmaya devam ediyor.Tek Gıda İş Sendikası Genel Sekreteri Mecit Amaç, bir açıklama yaparak, Tekel işçilerinin “eyleme devam” demesi durumunda sonuna kadar işçilerin yanında olacaklarını söyledi.14 Ocak’tan sonra Ankara’nın Tekel işçisinin kaç kişi olacağını göreceğini belirten Amaç, referandumda oylamanın gizli, tasnifin açık olacağını ifade etti. Bugün akşama kadar tüm Türkiye genelinden sonuçların geleceğini söyleyen Amaç, yarın yapılacak Tek Gıda İş Başkanlar Kurulu toplantısında sonuçların değerlendirileceğini ve yeni yol haritasının açıklanacağını kaydetti."Pudralanmış 4-c'ye hayır"TKP tarafından hazırlanan TEKEL işçileri direniş günlüğünün 22. sayısı da referandum konulu çıktı. AKP'nin ve işçinin seçeneklerinin sunulduğu günlükte, "AKP’nin seçenekleri: Aşağı tükürsem 4-c, yukarı tükürsem gene 4-c... İşçinin seçenekleri: Ya kazanacağız ya kazanacağız! Karar sizin!" denildi.Günlükte, "Türkiye’de referandumun ilk defa yapılmadığı hatırlatılan günlükte "Geçmişte sendika seçmek için yapıldı, grevler için yapıldı.. Ancak bu referandum başka... Ya AKP’nin işçilere sunduğu seçenekler arasında tercih yapmış olacak, ya işçiler kendi seçeneklerine kendileri karar verecekler. TEKEL işçisi diyecek ki: Ya Tayyip Erdoğan’ı haklı çıkaracağız, ya halkımızın umudu olacağız... Ya pudralanmış 4-c prangasını takacağız, ya ellerimizi özgürleştireceğiz... Ya kaderdir deyip kefenlerimizi giyeceğiz, ya hakkımızdır deyip işçi tulumlarımızı giyeceğiz... Ya TEKEL işçisine Ergenekoncu diyen Fehmi Koru’yu sevindireceğiz, ya yandaş medyayı kararlılığımızla rezil edeceğiz... Ya yaktığımız gemiler yerine sandallarla bu diyardan kaçacağız, ya ayağımızı bastığımız diyarda artık söz sahibi olacağız.. Ya ölmeyip kazanacağız, ya kazanmayıp öleceğiz... Karar ellerimizde!" ifadeleri kullanıldı.(soL - Haber Merkezi)

Bu Yürek susmadi ve Susmayacak sen Kavgada,Mücadelede ve yüregimizde yasiyorsun 0 Kommentare


'Bu haberi mutlaka ben izlemeliyim arkadaşlar' diyerek, Ümraniye Cezaevi'nde öldürülen tutukluların cenaze törenini izlemek için giderken gözaltında ve polislerce dövülerek katledilen Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe, katledilişinin 13. yıldönümünde, anılıyor.Tarihler 8 Ocak 1996'yı gösterdiğinde Ümraniye Cezaevi'nde öldürülen tutukluların cenaze törenini izlemek üzere Alibeyköy'e giden, ancak 'Sarı basın kartı' olmadığı gerekçesiyle ilçeye sokulmayan Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe, haberi izlemekte 'ısrarcı' davranınca da, gözaltına alındı ve yüzlerce insanla birlikte Eyüp Kapalı Spor Salonu'na götürüldü. Burada polislerin şiddetli cop darbeleriyle dövülerek katledildi. Devlet yetkilileri önce; 'Sandalyeden düştü', 'Duvardan düştü' dediler, ancak meslektaşlarının ve emekçileri olayın peşini bırakmadı. Metin Göktepe cinayeti, ilk günden itibaren basın tarihinde, devletin basına yönelik tutumunu gösterdiği kadar; gazetecilerin meslektaşlarına sahip çıkmasının ve halkın haber alma hakkını savunmasının önemli bir örneği olarak kayda geçti. Bu mücadelede; genç gazeteciler ile Metin'in gazetesi Evrensel, başta annesi Fadime Göktepe olmak üzere Göktepe ailesi ve avukatları ile Metin'in haberini yaptığı emekçiler en önde yürüdü. İlden ile sürülen Metin Göktepe davası, 'mahkumiyet kararı çıkan ilk gazeteci cinayeti' olarak basın tarihinde yerini aldı.katledildiği gün arkadaşları 'Bu Yürek Susmayacak' dediBasın tarihinde ve gazetecilerin mücadelesinde 'Metin'den önce Metin'den sonra' olarak formüle edilen bu durumun ilk işaretini; cinayetin işlendiği gün Metin'in gazetesi Evrensel'in çalışanları 'Bu Yürek Susmayacak' başlıklı ortak imzalı haberle ile şöyle diyordu: 'Aramızda en çalışkanımız, en fedakarımız, en yüreklimiz olan Metin Göktepe'nin kaleminin yerde kalmayacağını, onun artık basamayacağı deklanşörün üzerine yeni parmakların uzanacağını, sesini kesmeye ve yıldırmaya çalıştığınız Türkiye halkının basındaki sesinin susmayacağını haykırıyoruz. (...) Biz Evrensel çalışanları ve basının diğer yürekli gazetecileri birer Metin Göktepe'dir. Ellerinizdeki kan nasılsa artık saklanmıyor; Metin Göktepe'ler gibi gün ışığında ve ortada. Prometheus kendi küllerinden doğar, kimsenin gücü onu yok etmeye ve susturmaya yetmez.'Fadime Göktepe 13 yıldır son gülümsemesini hatırlayarak ayakta kalıyor8 Ocak'ta İstanbul Esenler'deki mezarı başında anılacak olan Göktepe'nin kendi halinde biri iken birden oğlunun katillerinin peşinde kendini bulan Fadime Göktepe de, hesap sormak için uzun ve zorlu bir yürüyüşe çıktı. Aradan geçen 13 yıla rağmen acıları hala taze olan Fadime Göktepe, defalarca gazetecilere anlattığı 'Oğlumun kahvaltısını hazırladım, kahvaltısını yapıp çıktı. Erken gel dedim dönüp yüzüme baktı, güldü. Bir daha dönmedi' sözleri o anı yaşar gibi ifade etti. 'Akşam bekledim gelmedi. Ne bilirdim oğlumu öldüreceklerini' diye isyanını yineleyen anne Göktepe, 'O hep güler yüzlüydü, eve geldiğinde bana gülümsemesi ile dünyalar benim olurdu, herkes çok severdi' cümlesiyle 13 yıla rağmen özleminin bir an bile geçmediğini haykırdı.'Metinimi devlet öldürdü'Anne Göktepe, Metin'in gazeteci olmasını ise şöyle anlattı: 'Bir gün eve bir gazete ile geldi ve artık bu gazetede çalışmaya başladığını söyledi. Arkadaşlarında gazetedeki çalışanlardan heyecanla bahsederdi. O zaman onun heyecanını anlamakta güçlük çektim ama şimdi daha iyi anlıyorum. O her zaman doğru ve ciddi işlerin içinde oldu. Haklının yanında haksızın karşısındaydı. Hiçbir zaman kötü bir iş yapmadı.' Oğlunun devlet tarafından öldürüldüğünü ve dönemin Başbakanı Tansu Çiller ile İçişleri Bakanı'nın cinayetten birinci derecede sorumlu olduğunu belirten anne Göktepe, 'Devlet bunlar eliyle benim oğlumu öldürdü. Bu ülkede devletten habersiz hiçbir şey yapılmıyor. Bu devlete hiçbir zaman güvenmeyeceğim. İnsanları öldürüp çöpe atıyorlar. Çocuğunun ölüsün alamayan annelerde var bu ülkede' diye belirtti.'Sistem hala öldürüyor'Metin'in ağabeyi İbrahim Göktepe ise kardeşinin çocukluğunu mazide kalan hoş bir tebessümle anlattı. Metin'in sorumluluk sahibi, okul dışında çalışarak ailesine yardım eden bir çocuk olduğunu belirten ağabey Göktepe, 'Önce bir dergide çalışıyordu. Sonra Evrensel'de çalışmaya başladı. Muhalif basın çalışanlarının başına gelenleri bildiğimiz için hep bir tedirginlik içindeydik. Beklemediğimiz birşey değildi. Bu ülkede muhalif basından çok insan öldürüldü. Kardeşimde onlardan biriydi. Doğru bildiği yoldan gitti' dedi. Hala sistemin aynı şekilde sürdüğünü belirten ağabey Göktepe, 'Bu gün değişen ne hala Kürt halkını öldürüyor, kanla bombayla bastırıyor. TEKEL işçilerine saldırıyor. Ancak Metin burjuva basınında bile 'susarsam sıra bana gelecek' düşüncesini uyandırdı. O öldükten sonrada öğretmeyi sürdürdü' diye konuştu.İl il dolaşan Göktepe davasında adalet tam yerini bulmadı8 Ocak 1996 yılında haber takibi yaparken gözaltına alınarak götürüldüğü Eyüp Kapalı Spor Salonu'nda polisler tarafdan işkenceyle öldürülen Metin Göktepe'nin öldürülmesini uzun süre kabul etmeyen devlet görevlileri 'duvardan düştü', 'sandalyeden' düştü gibi gerekçeler sığındı. Ardından kamuoyu baskısı ile polisler hakkında İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görevli polisler hakkında dava açıldı. Dava 5 Temmuz 1996 tarihinde Adalet Bakanlığı'nın talebi üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin İstanbulda güvenlik sağlanamayacağı gerekçesi ile Aydın nakline karar verdi. Dava daha sonra Afyon'da görülmeye başlandı. 800 gün sonra 19 mart 1998 tarihinde Afyon Ağır Ceza Mahkemesi kararını açıkladı. Açıklamada 5 sanık hakkında 'kastı aşan adam öldürme' suçundan 7 yıl 6'şar ay hapis cezası verildi. 6 sanık beraat etti. Temyize gittikten sonra 20 Ocak 2000'de kararını açıklayan Yargıtay, 7 yıl 6'şar ay hapis cezasına çarptırılan 6 polisten 5'nin cezasını onayladı. Göktepe davasında insan hakları savunucuları ve Göktepe ailesinin tüm girişimlerine rağmen İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar ve diğer emniyet yetkililerinin yargı önüne çıkarılmasını sağlamadıysa da, Eyüp Kapalı Spor Salonu'nda darp eden görevlilerin ceza almalarını sağladı. DİHA

'Genelkurmay'ın büyük yalani bünyesinde JİTEM diye bir birim yok' 0 Kommentare



Genelkurmay Başkanlığı, 'JİTEM' davasının görüldüğü Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdiği yazıda, başkanlık bünyesinde 'JİTEM' adında kurulmuş herhangi bir birimin olmadığını bildirdi.
Aralarında PKK itirafçılarının da bulunduğu 11 sanıklı ‘JİTEM’ davasında Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Jandarma Genel Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’na gönderdiği ve ‘JİTEM adlı bir birimin olup olmadığının, var ise hangi tarihte kurulduğunun, faaliyetine devam edip etmediğinin, iddianamede belirtilen kişilerin kuruluşa üye olup olmadıklarının’ sorulduğu yazının cevabı mahkemeye ulaştı. Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne ulaşan ve Genelkurmay Başkanı namına Ceza Hukuk İşleri Şube Müdürü Hâkim Albay Orhan Önder imzalı yazıda, “Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde kurulmuş ‘JİTEM’ adında herhangi bir birim mevcut değildir” denildi. TSK yok diyor ama ‘Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele’ adıyla anılan JİTEM’in, devletin PKK’yla mücadele etmesi için kurulduğu söylendi, ancak varlığı devlet kurumları tarafından hiçbir zaman onaylanmadı. Bugüne dek birçok eski JİTEM’cinin, itirafçının anlatımları Güneydoğu’daki pek çok hukuksuz uygulamanın ve faili meçhul cinayetlerin JİTEM’in eseri olduğu iddialarını içeriyordu. JİTEM başlangıçta Mardin, Silopi, Batman’da faaliyet sürdürmüştü. Susurluk kazasının ardından Meclis’te kurulan Susurluk Komisyonu’na bilgi veren eski Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman, ‘Jandarma teşkilatı içinde JİTEM adında legal ya da illegal bir örgüt kurulmadığını, ancak jandarma dışında bu ismi kullanıp kanunsuz işler yapan bir grup olduğunu’ söylemişti. Binbaşı Cem Ersever’in itiraflarında ise JİTEM’in, 1987 yılında Binbaşı Arif Doğan tarafından, muvazzaf askerler ile hapishaneden özel izinle çıkarılan PKK itirafçılarının katılımıyla kurulduğu anlatılmıştı. Kutlu Savaş’ın hazırladığı Susurluk Raporu’na göre ise JİTEM özel timlerin idaresi amacıyla Hulusi Sayın’ın Jandarma Genel Komutanlığı Kurmay Başkanlığı döneminde kurulmuştu. Raporda, JİTEM’in bünyesinde çok korucu ve itirafçı bulunduğu, bu nedenle suç oranının yükseldiği belirtilmişti. Emniyet İstihbarat’ının bir dönem başkanlığını yapan Hanefi Avcı, JİTEM davası için talimatla verdiği ifadesinde, JİTEM’in karıştığı bazı olayları şöyle sıralamıştı: “HADEP İl Başkanı Vedat Aydın’ın kaçırılıp öldürülmesi, Yeni Ülke gazetesinin yakılması, baro başkanın arabasına bomba konulması, dergi basılarak bir kişinin öldürülmesi...” Bu arada Sabah gazetesi, JİTEM`in varlığının resmen kabul edildiği bir belgeyi ortaya çıkardı. JİTEM`in tarihçesinin ve örgütlenme modelinin anlatıldığı belgede, Jandarma Genel Komutanlığı Plan Şube Müdürü Kurmay Binbaşı Canfer Balçık imzası bulunuyor. 11 Kasım 1993 tarihli gizli belgede JİTEM`in 27 Ağustos 1987 tarihinde kurulduğu belirtiliyor. Jandarma Genel Komutanlığı da 20 Ekim 2006’da yargılanan itirafçıların jandarma personeli olduğunu kabul etmişti.