Yaz Kızım: İşkenceyle Öldürdüğümüz Engin Çeber'in Yeniden Yakalanmasına... 0 Kommentare


Gözaltında gördüğü işkence sonucu yaşamını kaybettiği raporlarla belgelenen Engin Çeber hakkında yeni bir 'skandal' ortaya çıktı.
Adalet Bakanlığı'nın 'biz öldürdük, özür dileriz' dediği Çeber ile ilgili Ankara 23. Asliye Ceza Mahkemesi 17 Kasım'da yakalama kararı çıkarttı.
Gözaltına alındıktan sonra götürüldüğü İstinye Polis Merkezi ve Metris Cezaevi’nde gördüğü işkence sonucu hayatını kaybeden Engin Çeber hakkında, 2005 yılında katıldığı bir eylem nedeniyle yargılandığı davada 'yakalama' emri çıkartıldı.
Çeber, Ankara'da olduğu dönemlerde Kurtuluş Parkı'nda düzenlenen bir gösteriye katıldığı gerekçesiyle 161 kişi ile birlikte halen yargılanıyor. 2006 yılında açılan davanın son duruşması Ankara 23. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü. 17 Kasım 2009 tarihinde görülen duruşmada, 'skandal' bir karar alınarak, Engin Çeber'in 'yakalanarak ifadesinin alınması ve derhal serbest bırakılması' istendi.
ÇEBER'İN YAKALANMASI İÇİN ÇALIŞMA BAŞLATILDI
Ankara 23. Asliye Ceza Mahkemesi'nin Çeber'in yakalanmasına ilişkin yazılan tutanakta şu ifadelere yer verildi:
"Sanıklardan Engin Çeber, İlker Turan, Orhan Deniz, Musa Kart, Çiğdem Dağdeviren, Derya Toğaçar, Gülşah Mersin, Serap Bağdatlı ve Burcu Taner bulunamadıklarından haklarında CMK 98 gereğince yakalama emri çıkartılmasına, yakalandıklarında en yakın asliye ceza mahkemesine sevkine ve ifadesinin alınıp derhal serbest bırakılmasına, bu nedenle yargılamanın 25.05.2010 günü saat 09:30'a bırakılmasına karar verildi. 17.11.2009."
Ankara 23. Asliye Ceza Mahkemesi'nin aldığı karar doğrultusunda, Engin Çeber'in 'yakalanması' için çalışma başlatıldı.
ANF

19 Aralık. Kanlı bir tarih unutma unutturma 0 Kommentare


ANAP,DSP ve MHP koalisyon hükümetinin “Hayata Dönüş” adı verdiği ama kamuoyunda 19 Aralık Cezaevi katliamı olarak yer eden operasyonun 9. yıl dönümü. 19 Aralık katliamı sırasında 2’si asker olmak üzere toplam 32 kişi hayatını kaybetti. Katliamın ardından emniyetin yaptığı operasyonlar ve ölüm orucunda hayatlarını kaybedenlerle birlikte bu sayı 117’ye çıktı. 19 Aralık 2000 günü gerçekleştirilen ve 20 cezaevinde birden başlatılan operasyonda bazıları yanarak, bazıları da kurşunlanarak, onlarca kişi yaşamını yitirdi. 20 Ekim 2000 tarihinde F tipi cezaevlerine ve tecride karşı ölüm orucu eylemi başlatan tutuklulara müdahale gerekçesiyle yapılan operasyon sırasında 2’si asker olmak üzere toplam 32 kişi hayatını kaybetti. Operasyonun ardından sürdürülen eylemler ve devlet güçlerinin düzenlediği operasyonlarda hayatını kaybedenlerin sayısı 117’ye çıktı. Buna göre: 19 Aralık operasyonu sırasında 32 kişi, Ölüm orucu sırasında cezaevinde 48 kişi, Ölüm orucunu destekleyen tutuklu yakınlarından 7 kişi, Tahliye olduktan sonra ölüm orucunu sürdürürken 12 kişi, Kendini yakarak 10 kişi, tedavi sırasında 1 kişi, Saldırı sonucu 1 kişi, 5 Kasım 2001′de Küçükarmutlu’da düzenlenen polis operasyonunda 4 kişi hayatını kaybetti. Son olarak Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi davasından Tekirdağ F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Selami Kurnaz, ölüm orucu sonucunda 12 Ağustos’ta yaşamını yitiren 117. kişi oldu.Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV)’in Ekim 2004 İnsan Hakları raporundaki verilere göre 2000 yılında katliam sırasında ve sonrasında hayatlarını kaybedenlerin isimleri şöyle: Katliam sırasında cezaevlerinde hayatlarını kaybedenlerBayrampaşa: Cengiz Çalıkoparan, Ali Ateş, Mustafa Yılmaz, Murat Ördekçi, Nilüfer Alcan, Fırat Tavuk, Aşur Korkmaz, Şefinur Tezgel, Yazgülü Güder Öztürk, Gülser Tuzcu, Seyhan Doğan, Özlem Ercan. Ümraniye: Ahmet İbili, Ercan Polat, Umut Gedik, Alp Ata Akçagöz, Rıza Poyraz, Haydar Akbaba, Muharrem Buldukoğlu. Çanakkale: Fidan Kalşen, Fahri Sarı, Sultan Sarı, İlker Babacan. Bursa: Murat Özdemir. Çankırı: İrfan Ortakçı, Hasan Güngörmez, Ali İhsan Özkan. Uşak: Berrin Bıçkılar, Yasemin Cancı. Ceyhan: Halil Önder. Askerler : Nurettin Kurt (Ümraniye), Mustafa Mutlu (Çanakkale) Cezaevinde ölüm orucu sırasında hayatını kaybedenler Cengiz Soydaş (21 Mart 2001), Adil Kaplan (7 Nisan 2001), Bülent Çoban (7 Nisan 2001), Fatma Ersoy (10 Nisan 2001), Nergis Gülmez (11 Nisan 2001), Tuncay Günel (11 Nisan 2001), Celal Alpay (12 Nisan 2001), Abdullah Bozdağ (12 Nisan 2001), Erol Evcil (13 Nisan 2001), Murat Çoban (13 Nisan 2001), Gürsel Akmaz (16 Nisan 2001), Endercan Yıldız (18 Nisan 2001), Sibel Sürücü (22 Nisan 2001), Hatice Yürekli (22 Nisan 2001), Sedat Karakurt (24 Nisan 2001), Fatma Hülya Tümgan (28 Nisan 2001), Hüseyin Kayacı (6 Mayıs 2001), Cafer Tayyar Bektaş (6 Mayıs 2001), Veli Güneş (16 Haziran 2001), Aysun Bozdoğan (26 Haziran 2001), Gökhan Özocak (4 Temmuz 2001), Ali Koç (8 Temmuz 2001), Muharrem Horuz (2 Ağustos 2001), Ali Ekber Barış (18 Ekim 2001), Tülay Korkmaz (19 Kasım 2001), Ali Çamyar (2 Ocak 2002), Zeynel Karataş (5 Ocak 2002), Yusuf Kutlu (8 Mart 2002), Yeter Güzel (10 Mart 2002), Doğan Tokmak (15 Mart 2002), Meryem Altun (31 Mart 2002), Okan Külekçi (22 Mayıs 2002), Semra Başyiğit (29 Temmuz 2002), Fatma Bilgin (10 Ağustos 2002), Melek Birsen Hoşver (22 Ağustos 2002), Gülnihal Yılmaz (24 Ağustos 2002), Fatma Tokay Köse (31 Ağustos 2002), Hamide Öztürk (10 Eylül 2002), Serdar Karabulut (8 Kasım 2002), İmdat Bulut (19 Kasım 2002), Zeliha Ertürk, (30 Kasım 2002), Feridun Yücel Batu (1 Aralık 2002), Berkan Abatay (20 Aralık 2002), Özlem Türk (11 Ocak 2003), Yusuf Aracı (26 Mart 2003), Ümit Günger (31 Mart 2004), Selma Kubat (1 Mayıs 2004), Selami Kurnaz (12 Ağustos 2004). Ölüm orucunu destekleyen tutuklu yakınlarından ölenler Gülsüman Ada Dönmez (9 Nisan 2001), Canan Kulaksız (15 Nisan 2001), Şenay Hanoğlu (22 Nisan 2001), Erdoğan Güler (24 Nisan 2001), Zehra Kulaksız (29 Haziran 2001), Hülya Şimşek (31 Ağustos 2001), Özlem Durakcan (28 Eylül 2001). Tahliye olduktan sonra ölüm orucunu sürdürürken ölenler Uğur Türkmen (27 Mayıs 2001), Sevgi Erdoğan (14 Temmuz 2001), Osman Osmanağaoğlu (14 Ağustos 2001), Gülay Kavak (7 Eylül 2001), Ümüş Şahingöz (14 Eylül 2001), Abdülbari Yusufoğlu (20 Eylül 2001), Ali Rıza Demir (27 Eylül 2001), Ayşe Baştimur (28 Eylül 2001), Zeynep Arıkan Gülbağ (27 Eylül 2001), Lale Çolak (8 Ocak 2002), Tuncay Yıldırım (21 Mart 2002), Feride Harman (15 Aralık 2002). Kendini yakanlar Kazım Gülbağ (25 Nisan 2001- Almanya), İbrahim Erler (18 Eylül 2001), Eyüp Savur (7 Kasım 2001), Nail Çavuş (7 Kasım 2001), Muharrem Çetinkaya (12 Kasım 2001), Muharrem Karademir (28 Şubat 2004- ölüm orucunda kendini yaktı), Günay Öğrener (2 Mart 2004- ölüm orucunda kendini yaktı), Ümit Günger (31 Mart 2004- ölüm orucunda kendini yaktı), Hüseyin Çukurluöz (23 Haziran 2004- ölüm orucunda kendini yaktı), Bekir Baturu (23 Haziran 2004- ölüm orucunda kendini yaktı) Tedavi sırasında ölen Mustafa Coşkun 3 Ekim 2001 tarihinde kanser tedavisi sırasında yanlış sonda takılması sonucunda yaşamını yitirdi. Saldırılar sonucu ölen Cafer Dereli 9 Aralık 2000’de, Hollanda’da ölüm orucuna destek verirken faşistlerin saldırısı sonucu hayatını kaybetti. Küçükarmutlu müdahalesi sırasında ölenler Arzu Güler (Ölüm orucu destekçisi), Sultan Yıldız (Refakatçi), Bülent Durga (Refakatçi), Barış Kaş (Refakatçi).MHA19 Aralık 2000… Türkiye’de 20 cezaevine yapılan katliam saldırısında kurşunlara bedenlerini siper eden 30 tutuklu yaşamını yitirdi. 19 Aralık Katliam saldırısıyla birlikte açılan F tiplerinde ve dışarıda 120 siyasi tutuklu ölüm oruçlarında yaşama gözlerini yumdu. Yüzlerce siyasi tutuklunun yaşamına mal olan operasyona ‘Hayata Dönüş’ adını veren devlet ise o günden sonra da F Tipi zindanlarda hücre-tecrit zulmünü halen sürdürüyor. 19 Aralık Katliamı’nı planlayanları ve tutsakları diri diri yakanları yargı önüne çıkarmamak için her türlü hile yolunu deneyen devlet, en sonunda tarihe kanlı leke olarak geçen bu katliamın faillerini ‘zamanaşımı’ kılıfıyla akladı. 19 Aralık 2000 tarihinde Türkiye genelinde 20 ayrı cezaevine kanlı baskınlar düzenlenmesinin üzerinden tam 9 yıl geçti. Dokuz yıl önce 19 Aralık’ta özgürlüklerinden yoksun bırakılmış; yaşamları devletin koruması ve güvencesi altında olan(!) 30 tutuklu düzenlenen operasyon sonucu öldürüldü, yüzlercesi yaralandı… Katledilen mahkumlar için hazırlanan otopsi raporlarında operasyon sırasında yanıcı kimyasal maddelerin kullanıldığı, pek çoğunda darp izlerinin bulunduğu tespit edildi. Henüz 1996 Diyarbakır, 1999 Ankara Ulucanlar, 2000 Burdur’da yaşanan vahşetler unutulmamışken, Türkiye cezaevleri tarihinin en büyük katliamıyla binlerce tutuklu diğer ismi tecrit-işkence olan F Tipi cezaevlerine sevk edildi. Verilen sözlerin hiçbiri ise tutulmadı. İnsanlar her geçen gün koşulları daha da ağırlaşan cezaevlerinde ölüme terk edildi. Adına F Tipi denilen bu tecrit ve işkencehanelere karşı yapılan protesto eylemlerinde binlerce kişi gözaltına alındı, yüzlerce kişi hakkında ise çeşitli davalar açıldı. Yapılan ölüm orucu eylemlerinde ise toplam 122 kişi yaşamını yitirdi. Ancak ne yazık ki tüm bu yaşananlara rağmen verilen hiçbir söz tutulmadı. Tecrit ve baskının her geçen gün arttığı F tipleri ise adım adım ölüme götürmeye günümüzde de devam ediyor. 1991 yılında çıkartılan Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ile birlikte hücre tipi cezaevlerinin yasal zemini hazırlanmıştı. 1996 yılında, dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın hazırladığı genelgeyle cezaevlerine yönelik yeni saldırı planları yapıldı. Bu genelgeye göre Eskişehir tabutluğu açıldı ve hücre tipi cezaevlerine geçişin ilk somut adımları atıldı. Aynı zamanda tutuklu ve hükümlülerin bir dizi hakları da gaspedildi. Tutuklular, bu genelgeye karşı başta Eskişehir tabutluğunun kapatılması talebiyle Ölüm Orucu eylemine başladılar. 69 gün süren direniş, 12 tutuklunun yaşamını yitirmesi ve onlarcasının sakat kalması pahasına amacına ulaştı. 1996′daki direnişin üzerinden çok uzun süre geçmeden Buca-Ümraniye ve Diyarbakır cezaevlerinde katliamlar gerçekleştirildi ve toplam 17 tutuklu yaşamını yitirdi. 1997 yılında çıkan Ağustos Genelgesi’nin ardından artık F Tipi cezaevleri inşaatları başlamıştı. 26 Eylül 1999 tarihinde gerçekleşen ve 10 tutuklunun yaşamını yitirdiği Ulucanlar Katliamı’yla hücre saldırısı startı da verilmiş oldu. Böylelikle bir yandan kamuoyuna koğuşların ‘tehlikeli’ olduğu ve ‘oda’ sistemine geçilmesi gerektiği anlatılıyor, diğer yandan ise cezaevlerindeki tutuklulara, direnildiği ve hak talep edildiği takdirde sonlarının Ulucanlar’daki tutuklular gibi olacağı mesajı veriliyordu. Hücre yapımları hızla sürerken, devletin F tiplerini meşrulaştırma kampanyaları da devam etti. Gidişatı önceden tahmin eden tutuklular 20 Ekim 2000′de Ölüm Orucu eylemine başladı. Eyleme, demokratik kitle örgütleri örgütleri, sendikalar, aydın ve sanatçılar da dışarıdan destek verdi. Bunun üzerine Adalet Bakanlığı yeni bir manevra daha geliştirdi. F tiplerinin açılmasının ileri bir tarihe ertelendiğini söyleyerek direnişi bitirme çağrısında bulundu. Ancak bu talep, tutuklular tarafından samimi bulunmayarak geri çevrildi. Ve katliam gerçekleştiBu noktadan sonra devlet katliam hazırlıklarını hızlandırdı. Medyaya yayın yasağı konuldu, hastanelerde direnişçiler için özel bölümler hazırlandı, aydın ve sanatçılar susturuldu. 20 cezaevine, binlerce asker, polis, özel timin katıldığı eş zamanlı operasyon düzenlendi. Ateşli silah, gaz bombaları ve demir çubuklarla tutuklulara saldırıldı. Operasyon sonucunda 30 tutuklu yakılarak ve ateş edilerek katledildi. Yaralı ve sağ kalanlar ise F Tipi cezaevlerine sevkedildi. Katliamdan sonra Adli Tıp uzmanları tarafından hazırlanan raporlar, tutukluların jandarma ve özel timler tarafından atılan kurşun ve bombalarla öldürüldüğünü, ölenlerinin bazılarının ise diri diri yakıldığını açığa çıkardı. Tutukluların verdiği mücadele F tiplerinde de devam etti. Ölüm Orucu eylemcilerinden pek çoğu, uzun süreli açlığın yol açtığı Wernicke-Korsakoff hastalığına yakalandı. İleri derecelerde beyinde hücre ölümüne bağlı olarak kalıcı hafıza kaybı ve kayıt bozukluğuna yol açan bu hastalığın hiçbir şekilde tedavi edilemeyeceği raporlarla ortaya konuldu. İstanbul Tabip Odası başta olmak üzere demokratik kitle örgütleri kuruluşlarının da girişimleriyle cezaevlerinde bulunan 500 Korsakoff hastasından 188′i Cumhurbaşkanı tarafından affedildi. Diğer kalanlar da Adli Tıp Kurumu’nun raporuyla tahliye edildi. Adli Tıp Kurumu’nun verdiği raporlarla tahliye olan 380 Wernicke-Korsakoff hastasından 45′i yine aynı kurumun verdiği ’sağlam’ raporuyla yeniden cezaevine gönderildi. Cezaevleriyle yetinmediler Cezaevlerinde 30 tutukluyu katleden devlet bununla yetinmedi. Yakınlarının F Tipi cezaevlerine sevkedilmesine karşı Küçükarmutlu’da iki ayrı evde başlatılan ölüm orucu eylemini de polis bastı. Yaklaşık bir yıl süren eylem, 6 Kasım 2001′de yapılan operasyonla son buldu. Gerçekleştirilen operasyonda 4 kişi öldürüldü, 10 kişi ise yaralandı. Gaz bombaları, otomatik silahlar, panzer ve iş makinelerinin kullanıldığı operasyonda, Emniyet Müdür Yardımcısı Turan Tuna, eylemcilerin kendilerini yaktıklarını öne sürdü.Ölüme götürmenin bilançosuOperasyon düzenlenen cezaevi sayısı: 20Operasyonda öldürülen tutuklu ve hükümlü sayısı: 30Ölüm Orucu nedeniyle yaşamını yitirenlerin toplam sayısı: 122Hastaneye kaldırılan tutuklu-hükümlü: 237Askerlerin silahından çıkan kurşunla yaşamını yitiren asker: 2Askerlerin silahından çıkan kurşunla yaralanan asker: 6Edirne F Tipi Cezaevi’ne sevk edilenler: 348Kocaeli F Tipi Cezaevi’ne sevk edilenler: 340Sincan F Tipi Cezaevi’ne sevk edilenler: 341Kartal F Tipi Cezaevi’ne sevk edilenler: 67Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi’ne sevkler: 45Operasyon öncesi ölüm orucunda olanlar: 259Operasyonu protesto sırasında gözaltına alınanlar: 2145Operasyonu protesto edenlerden tutuklananlar: 58Copla tecavüz iddiası: 8Operasyondan sonra basılan kültür merkezi, dernek, parti binası: 18Mühürlenen dernek sayısı: 2Katiller korundu, mağdurlar yargılandı12 ayrı jandarma taburu, 42 ayrı bölük ve 10 bin askeri personelin görevlendirildiği, skorsky helikopterlerin dahi kullanıldığı 19 Aralık Operasyonu’nun ardından olayın asıl mağdurları tutuklu ve hükümlüler hakkında, ‘cezaevi yönetimine karşı toplu ayaklanma’ suçundan dava açıldı. Ümraniye ve Çanakkale E Tipi cezaevlerinde görevli asker ve gardiyanlar hakkında ise ‘kötü muamele’ ve ‘adam öldürme’ suçlarından, Bayrampaşa’daki görevliler hakkında da ‘görevi kötüye kullanmak’ suçundan göstermelik davalar açıldı. Çanakkale dosyasında 156 tutuklu ve hükümlü, 563 jandarma; Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bulunan Ümraniye dosyasında 399 tutuklu ve hükümlü, 267 jandarma hakkında açılan davalar her seferinde başka bir tarihe ertelenerek zamanaşımından yararlandırılmaya, böylece katliamın failleri aklanmaya çalışılıyor. Nitekim 12 tutuklunun yaşamını yitirdiği Bayrampaşa Cezaevi katliamıyla ilgili açılan dava dosyası aradan geçen 8 yıldan sonra ‘zamanaşımı’ gerekçesiyle tozlu raflara kaldırıldı ve katiller aklanmış oldu. Bayrampaşa Cezaevi’nde 12 tutukluyu katleden, onlarcasını yaralayan 1600 gardiyan ve jandarma hakkında İstanbul Eyüp 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Katliamın emrini verenler hakkında ise en ufak bir işlem bile yapılmadı. Eyüp 3 Asliye Hukuk Mahkemesi, Bayrampaşa’daki katliamda 6 kadın tutuklunun yakılarak öldürüldüğü, tüm kurşunların dışarıdan içeriye sıkıldığı, üzerinde ‘insan bulunan alana atılmaz’ yazılı bombaların tutukluların üzerine nişan alınarak atıldığı yönündeki kanıtlara, belgelere ve Adli Tıp raporlarına rağmen katilleri akladı. Davayı 8 yıl sürümcemede bırakan mahkeme, 19 Haziran 2008 tarihinde davayı, ‘zamanaşımına uğradığı’ gerekçesiyle düşürdü. Böylece 150′den fazla kişinin ölümüne neden olanların aklanmasının ilk adımı atılmış oldu. Katliamın failleri ‘zamanaşımı’ gibi gerekçelerle korunurken, mağdurlar hakkında açılan davalar ise halen sürüyor. Operasyonda öldürülemeyen tutuklular bu sefer yargı silahıyla cezalandırılmaya çalışılıyor. Faşist Türk devletinin kolluk güçlerince 19/22 Aralık 2000 tarihleri arasında, Türkiye genelinde 20 ayrı cezaevine aynı anda düzenlenen operasyonla 28 devrimci tutsak katledilirken, iki bin tutsak günler süren işkenceler sonucu F tipi hücre cezaevlerine götürüldü.19 Aralık 2000 günü Cezaevlerine düzenlenen operasyona 10 bin askerin yanı sıra, binlerce de polis katıldı. Ağır silahların ve Skorsky helikopterlerin kullanıldığı bu operasyonda, ayrıca üzerinde “İnsanların bulunduğu yerlerde kullanılamaz” yazıları bulunan kimyasal bombalar atılarak, 28 devrimci tutsak katledildi. Yapılan araştırmalarda operasyonda aşırı güç ve şiddetin kullanıldığı, öldürülen devrimcilerin tamamının dışarıdan atılan mermiler ve bombalarla katledildiği sabit olarak tespit edilmesine rağmen, operasyona katılan ve yargılanan asker ve polislerin tümü 18 Haziran 2008 tarihinde gerçekleşen son mahkemede beraat etmişlerdir.20 Ekim´de başlayan ve 19 Aralık operasyonuyla genişleyen ölüm orucu eyleminde ve dışarıdan verilen destek eylemlerinde toplam 122 devrimci tutsak hayatını kaybetmiştir. 19 Aralık, dünya devrim tarihinin eşsiz tanık olduğu bir kahramanlık destanıdır da aynı zamanda. F Tipi tecrit saldırısına karşı inanç ve onurlarını kuşanan devrimci tutsaklar ölümüne bir direnişle kahramanca savaşmışlardır.Katliam ve işkence Türk devletinin karakteristik özelliğidir.1980 Askeri Faşist Cuntası döneminde, Mamak, Diyarbakır, Metris, Sağmalcılar Cezaevlerinde onlarca devrimci işkence, hastalık, açlık grevi ve ölüm oruçlarında hayatını kaybetti. 21 Eylül 1995’te Buca Cezaevinde 3 devrimci tutsak, 24 Eylül 1996’da Diyarbakır Cezaevinde 10 yurtsever tutsak katledilirken, 26 Eylül 1999’ da Ulucanlar Cezaevinde yapılan operasyonda ise 10 devrimci tutsağın katledilmesi, 1996 Ölüm Orucu direnişi son 30 yıllık cezaevi katliamlarının resmidir.Türkiye Cezaevleri hala birer işkence merkezi olma niteliğini sürdürmektedir. F-Tipi Cezaevlerinde yaşanan işkence ve hak ihlalleri, geçmiş dönem hükümetlerinin devamı olarak AKP hükümeti tarafından da özümsenip meşrulaştırılmıştır. AKP hükümeti, F-Tipi Cezaevlerinde siyasi tutsakların haftalık ortak kullanım alanı içerisinde birbirleriyle 10 saatlik görüşme hakkının uygulanmasını, keyfi hale getirmiş, devrimci tutsakların kitap, mektup, dergi vb birçok yayın ve iletişim hakkını, uyguladığı keyfi cezalarla yasaklamış, böylelikle işkence, Türkiye Cezaevlerinde mevcut AKP hükümeti tarafından olağan bir durum haline getirilmiştir.Diğer hasta mahkymların yanı sıra,49 devrimci tutsak ölüm kalım mücadelesi vermektedir. Güler Zere, ölüm sınırında olmasına rağmen tahliye edilmek istenmemiş, kamuoyunda yaratılan yoğun baskıyla birlikte devlet Güler Zere’nin içeride değil dışarıda ölmesini istediği için tahliye etmek zorunda kalmıştır. Hasta Tutsaklar bir an önce serbest bırakılmalıdır.Tüm duyarlı insanların, 19 Aralık 2000 tarihinde gerçekleşen ve 28 devrimcinin katledildiği bu katliamı kınamalı, katillerin yargılanması talebini yükseltmeli, Türkiye cezaevlerinde Devrimci tutsaklara uygulanan tecrit saldırısına karşı duyarlı olmalı, devrimci tutsakların mücadelesine omuz vermelidir.

Hükümet Tekel İşçilerine Dayaktan Başka Önerisi Yok 0 Kommentare


Hükümet Tekel İşçilerine Dayaktan Başka Önerisi YokÜç gündür eylemde olan işçilere İçişleri Bakanı'nın talimatının ardından polis müdahale etti. 12 bin işçi özelleştirme nedeniyle işsiz kalacak. İşçiler özlük haklarının korunmasını istiyor, geçici işçi olmaya karşı çıkıyor.Ankara'da özelleştirmeyle kaybettikleri özlük haklarını almak için toplanan Tekel işçilerine polis biber gazı ve tayzikli su kullanarak müdahale etti. Türk-İş Genel Sekreteri Mustafa Türkel'in de aralarında olduğu işçiler gözaltına alındı.Türk-İş, "insanlık dışı" diye nitelediği müdahale için "Ankara’yı bir 'korku şehri' haline getiren müdahalenin ve uygulanan şiddetin dozunu haklı gösterebilecek hiçbir gerekçe yoktur' dedi; Türkel'in ve TEKEL işçilerinin derhal serbest bırakılmalarını istedi.Üç gündür Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) önünde toplanmaya çalışan işçileri polis engelliyor. Bugün Abdi İpekçi Parkı'nda toplanan işçilere saat 15.00'e kadar dağılmaları söylendi.Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) milletvekilleri de işçilere destek vermek için oraya gitti. Sendika yetkilileri ve milletvekilleri İçişleri Bakanı Beşir Atalay'la görüştü fakat bakanın polise "yasalara göre gerekenin yapılması" talimatı verdiği açıklandı. CHP'li Çetin Soysal da biber gazından etkilendi.Polis, parkta toplanan işçilerin AKP önüne gitmesini engelliyordu. Öğle saatlerinde polis barikatını aşarak Atatürk Bulvarı'na çıkan 18 işçi gözaltına alındı. Biber gazından etkilenen işçiler parkın içindeki havuza girdi. Ankara'da hava sıcaklığı 4 derece.Türkiye Tütün Müskirat ve Yardımcı İşçileri Sendikası (Tek Gıda-İş) genel sekreteri Mecit Amaç “Eğer taleplerimiz karşılanmazsa yapabileceğimiz bir şey var. Herkes listesini yapsın, ikiden fazla çocuklarımızı Başbakana götüreceğiz. Başbakan baksın onlara” dedi.ÖzelleştirmeSendika, özelleştime nedeniyle 12 bin Tekel işçisinin Şubat 2010'da işsiz kalacağını söylüyor. İşçiler "geçici işçi" anlamına gelen ve iş güvencesi, tazminat gibi hakların bulunmadığı 4-C kadrolarına geçmek istemiyor. İşçiler, özlük hakları korunarak Tarım Bakanlığı'nda çalışmaya devam etmek istiyor.Tekel, 2001'de özelleştirme kapsamına alındı. Daha sonra alkollü işçiler ve sigara bölümleri ayrıldı. Alkollü içki bölümünün özelleştirmesi 2008'de tamamlandı ve Mey İçki'ye satıldı.İçki bölümünde özelleştirmeyle 17 fabrikadan sekizi çalışmaz hale geldi. 3 bin 631 işçiden 1700'ü Mey'e geçti, diğerleri ayrıldı. 2009'da çalışan işçi sayısı 323'e indi.Sigara bölümü de 2008'de British American Tobacco'ya (BAT) satıldı. 2001'de 477 bin olan tütün üreticisi sayısı 2008'de 194 bine indi. Şimdi yaprak tütün ve tuz işletmeleri özelleştiriliyor. Bu işletmelerde 12 bin işçi kaldı. 2001'de Tekel çalışanı sayısı 31 bindi.DayanışmaKamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) temsilcileri bugün Tekel işçilerini ziyaret ederek destek verdi.KESK Genel Sekreteri Emirali Şimşek "AKP'nin adalet, eşitlik ve demokrasi kavramlarını kullandığını" söyledi. Genel-İş Sendikası Genel Başkanı Erol Ekici de iktidar için söylenecek her şeyin söylendiğini, artık mücadele zamanı olduğunu ifade etti.Kapatılan DTP üyesiyken bağımsız kalan milletvekilleri Sırrı Sakık, Akın Birdal, Nezir Karakaş, Nuri Yaman, İbrahim Binici, Şerafettin Halis ve DTP MYK üyesi Hatice Çoban da alana gelerek işçilere destek verdi.Dün de Ankara Tabip Odası üyesi doktorlar işçilere destek vermişti.Eyleme Adana, Adıyaman, Ankara, Amasya, Aydın, Batman, Bursa Bitlis, Denizli, Diyarbakır, Hatay, İstanbul, İzmir, Malatya, Manisa, Muğla, Muş, Siirt, Samsun, Tokat ve Trabzon'dan işçiler katılıyor. (EÜ)

Paris’te Işık Kutlu Kadın Akademisi kuruluyor 0 Kommentare

PARİS - Sosyalistler Kadınlar Avrupa'da Işık Kutlu Kadın Akademisi kuruyorlar. Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon) Kadın Komisyonu ve AvEG-Kon'a bağlı federasyon ve derneklerin kadın komisyonları bir araya gelerek Işık Kutlu Kadın Akademisi kuruluşunu ilan etmeye hazırlanıyorlar.Geçtiğimiz 12, 13 ve 14 Aralık günlerinde Fransa'nın başkenti Paris'te bulunan ACTIT derneğinde bir araya gelen sosyalist kadınlar, akademi kuruluşunun kararını aldılar. Konuyla ilgili açıklamada bulunan Işık Kutlu Kadın Akademisi Sözcüsü daha önce de bir eğitim toplantısı organize ederek sosyalist yazar Işık Kutlu'nun ideallerini yaşatmak istediklerini vurguladı. Akademi çalışmaları bakımından konfederasyon ve ona bağlı derneklerde kadın kolları ve kota uygulaması üzerine yoğunlaştıklarını dile getiren sözcü bunundan kaynaklı sosyalistler kadınlarla eğitim çalışmalarına başladıklarını söyledi. Kadınlar eğitim çalışmasında “Kadın Kolları Örgütlenmesi”, “Özerk Örgütlenme”, “Derneklerde Kota Uygulaması” ve “Yeni Kadın Perspektifi” gündemleriyle toplandı. Toplantının hedefleri arasında alanlarda yapılacak çalışmalarla kadın bilincinin geliştirilmesi ön görülüyor.2010 yılının ilk aylarında kuruluşunu ilan etmeye hazırlanan Işık Kutlu Kadın Akademisi eğitim çalışmasına katılan aktivistlerin tartışmalara oldukça canlı katıldıklarını sözlerine ekleyen Akademi Sözcüsü devamla “Kadınlar aktivistlerin yöneticilerinin gözlerine bakan bir süreçten çıkarak daha özgün fikirler oluşturmaya ve kendi bağımsız düşüncelerini tartışmaya başladılar. ” dedi.ANF NEWS AGENCY

TEKEL işçileri AKP Genel Merkezi önünde 0 Kommentare


ANKARA - Başbakan’ın “yatarak para kazanma dönemi bitti” dediği TEKEL işçileri bugün Ankara’da AKP Genel Merkezi önünde eylem yapıyor. İşçiler, özlük haklarının korunarak, diğer kamu kuruluşlarına yatay geçişlerinin yapılmasını istiyor. İşçiler ayrıca, eylem için Ankara’ya yola çıkan ancak kente sokulmayan arkadaşlarının önündeki barikatın da kaldırılmasını talep ediyor. TEKEL’in Yaprak Tütün Sarma İşletmeleri, 31 Ocak itibariyle kapatılacak. Bu durumda 12 bin işçi, işsiz kalacak. Hükümet, formül olarak işçilere 4-C’yi sunuyor. Ancak işçiler, örgütlenme, özlük ve sosyal haklarıyla iş güvenceleri olmayan 4-C’yi kabul etmiyor. İşçiler bu nedenle bugün Ankara’da eylem yapıyor. AKP Genel Merkezi önünde oturma eylemi yapmayı planlayan Tek Gıda İş Sendikası üyesi işçiler, özlük haklarının korunarak Tarım Bakanlığı başta olmak üzere çeşitli kamu kurumlarına yatay geçişlerinin sağlanmasını istiyor. Dün akşam Türkiye’nin dört bir yerinden yola çıkan işçiler, 106 otobüsle Ankara’ya ulaştı. Ancak, bölge illerinden yola çıkan işçiler, durduruldu. İşçilerin hala kente girişine izin verilmedi. Sabah saatlerinde kente ulaşan işçiler ise AKP Genel Merkezi önünde toplandı. Ankara polisi eylem nedeniyle çeşitli önlemler aldı. Eylem için yaklaşık 2 bin polis, çok sayıda panzer ve toplumsal olaylara müdahale aracı görevlendirildi. AKP Genel Merkezi'nin çevresi araç trafiğine kapatıldı. Bölgede çalışanlar, polis kontrolünün ardından iş yerlerine gidebildi. İşçiler şu sıralar AKP önündeki eylemini sürdürüyorlar. Bu arada TÜRK İş Başkanı Mustafa Kumlu, AKP Genel Merkezi’nde yetkililer ile görüşüyor. Bina önünde sloganlar atan işçiler ise eylem için gelen arkadaşlarının kente sokulmamasını protesto ediyor. TEKEL işçileri ayrıca, özlük haklarının korunarak başta Tarım Bakanlığı olmak üzere çeşitli kamu kuruluşlarına geçişlerinin sağlanmasını istiyor. ANF NEWS AGENCY

STÖ’ler: Sıkılan kurşunlar barış ve diyalogadır 0 Kommentare

İSTANBUL - DTP’nin kapatılmasının ardından yapılan protesto eylemlerine devlet ve sivil faşistlerin saldırının hükümet ve devletin sorumluluğunda olduğunu belirten sivil toplum örgütleri (STÖ), eylemlerde kitleye sıkılan kurşunların ve yapılan saldırıların barış ve diyaloga saldırı olduğunu belirtti.Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelerek, “Linç girişimleri, faşist saldırılar barış demokrasi ve özgürlüğedir” yazılı pankart ile “Bijî biratiya gelan”, “Kapatma değil çözüm, diyalog” ve “Yaşasın halkların kardeşliği yazılı dövizleri taşıyan kitle İstanbul’daki bir gösteride kitleye silahla ateş eden sivil faşistlerin resimlerini de teşhir etti. Kürtlerle dayanışma mesajı verildiği gösteri EMEP, ESP, ÖDAH, EHP, DSİP, DGD, İHD SODAP, ABF, GÖÇ-DER, TUAD, MKM, TÖP, UİDDER, DİHA, Sosyalist Parti, Sürekli Devrim Hareketi, Partizan ve daha birçok kurumun desteğiyle düzenlendi. Eylemede sık sık, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Yaşasın halkların kardeşliği” şeklinde slogan atılırken, grup adına açıklamada bulunan EMEP İstanbul İl Başkanı Güven Gerçek de dayanışma mesajları verdi.DTP’nin kapatılması ve Eşbaşkanı Ahmet Türk’ün siyaset dışı bırakılmasını Kürtlerin parlamentodaki temsiliyetine tahammülsüzlük olarak niteleyen Gerçek, “ AKP hükümeti ve Erdoğan da CHP ve MHP’nin almış oldukları tavırları ve savaş kışkırtıcılığına ayak uydurmuştur. Demokrasi ve barış isteyenler terör yandaşları, Kürtlere satır, bıçak, sopa ve silahla saldıranlar ise duyarlı vatandaş olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Barış gruplarının Habur’dan gelmesiyle başlatılan milliyetçi hezeyan, içinde DTP Eşbaşkanı Türk’ün de bulunduğu konvoya İzmir’de yapılan saldırı ve Çanakkkale’de Kürtlere yapılan saldırı ile hızlanmıştır” dedi.Son günlerde yapılan saldırıları saymanın mümkün olmadığını ancak İstanbul Dolapdere’de göstericilere sivil faşistlerce yapılan silahlı saldırının insanın kanını donduracak mahiyette olduğunu kaydeden Gerçek, “ Bizler demokrasi güçleri olarak bu saldırıları şiddetle kınıyor ve sorumlularının derhal yargı önüne çıkarılmasını istiyoruz. Kürt halkının yalnız olmadığı bilinmelidir. Kürt halkının yanında, bu saldırıların karşısında olacağız. Çünkü bu saldırılar aynı zamanda demokrasiye dönük saldırılardır ve halkları birbirine düşürmeyi amaç edinmektedir” şeklinde konuştu. Akan kanın ve provokasyonun baş sorumlusunun AKP hükümeti olduğunu kaydeden Gerçek, “Hükümet aklını başına toplamalı ve girilen bu karanlık yolun kendi sonunu da getireceğini görmelidir. Türk Kürt, Çerkez, Laz, Alevi, Sünni her milliyetten ve inançtan haklarımızı devletin ve hükümetin saldırılarına karşı, kışkırtmalarına karşı uyanık olmaya, demokrasi, barış için birleşmeye, mücadele etmeye çağırıyoruz” dedi. Eylem açıklamanın ardından sona erdi.ANF NEWS AGENCY

Bir sömürü cehennemi 0 Kommentare

Melek Zeytin

AKP Milletvekili Tahir Öztürk’e ait olan ve yönetim kurulu başkanlığını Suat Öztürk’ün yaptığı Mesta Mermer Fabrikası, hiçbir kuralın tanınmadığı bir sömürü cehenneminden farksız.AKP Milletvekili Tahir Öztürk’e ait olan ve yönetim kurulu başkanlığını Suat Öztürk’ün yaptığı Mesta Mermer Fabrikası, hiçbir kuralın tanınmadığı bir sömürü cehenneminden farksız. Kriz bahanesiyel işçiler işten atılırken, çalışan işçilerin çalışma saatleri bazen 5 saat kadar çıkıyor. Düşük olan ücretler zamanında ödenmiyor. Zor koşullarda düşük ücretle çalıştırıldıklarını belirten işçiler, fabrikada şu anda çalışmakta olan arkadaşlarına koşulların düzeltilmesi için mücadele çağrısında bulundular. HAKKINI ARAYAN ATILIYORElazığ Organize Sanayi’deki Mesta Mermer Fabrikası, 2005’te 12 milyon dolarlık yatırımla kuruldu. Büyük mermer bloklarının tabakalar halinde kesilmesi, her ebatta fayans hatları, antik ve eskitme denilen mermer işlenmesi gibi tüm işlemler yapılıyor. Fabrika, dünyanın çeşitli merkezlerine mermer ithal ediyor. Yılda 1.5 milyon metrekare işlenmiş mermer üretimi yapabilme kapasitesine sahip olan fabrika, bölgede kapasitesi ve teknolojisiyle bir ilk olarak tarif ediliyor. Kurulduğu yıl 250 işçiyle işe başlayan fabrikada, 2007 yılından itibaren işten atmalar başladı. Kriz gerekçe gösterilerek önce 40 işçi işten atıldı. Fabrikada çalışan işçiler çalışma koşullarının düzeltilmesi, maaşların düzenli ödenmesi ve ücretlere zam yapılması talepleriyle iş bırakma eylemi yapıldı. Eyleme katılan işçilerin son verilmesiye işten atılan işçi sayısı 80’i buldu.PATRON KURAL TANIMIYORFabrikanın servis aracından başlayarak hiçbir uygulamanın usulüne uygun olmadığını belirten işçiler, iki servis aracından birinin üstü kapalı ve yük taşımakta kullanılan araçlardan olduğunu söyleyerek, bazen 60 işçinin sıkışarak bu araçla fabrikaya taşındığını belirttiler. İşçilerden Yücel Karaaslan, patronun işçiye verdiği değerin buradan da anlaşıldığını belirterek, mesai ücretlerinin maaş bordrolarına işlenmediğini ve bu yolla fabrika yönetiminin vergi kaçırdığını sözlerine ekledi. Karaaslan, bazen sınırsız mesai uygulandığını, aylık 50-60 saat mesai yaptıkları fabrikadan saat 17.00’de çıkmanın imkansız hale geldiğini, zamanla sabah sekizden başlayarak gece 23.00’e kadar çalıştırıldıklarını, itiraz edenlerin ise işten çıkarıldığını dile getirdi.ÜCRETSİZ MESAİSuat Doğan ise fabrika yöneticilerinin kendilerini dinlemediğini, hor gördüğünü belirterek, “Evimin kirası 350 lira, çocuğum özürlü, elektrik su faturası geldiği zaman açıkta kalıyordum” dedi. Mustafa Demirtaş, “Yirmiye yakın kadın çalışıyordu, onlara hakaretler, zorla mesaiye bırakmalar oluyordu. 1 yıla yakın ücretsiz mesai yaptırdılar. İşten çıkarılmakla tehdit edildikleri için seslerini çıkaramıyorlardı” sözleriyle kadınların çalışma koşullarının ağırlığına dikkat çekti. Demirtaş, Başbakan’ın Elazığ’da 2003 yılındaki mitingindeki konuşmasını hatırlatarak, “Asgari ücretle 4 kişilik bir aile, sabah, öğle, akşam simit yese bu parayla geçinemez, demişti. Şu an 4 kişilik bir aile 360 liraya geçiniyoruz, sade simit çayla” sözleriyle Başbakan’ı eleştirdi. Soner Yumuk, on ay çalıştıktan sonra kriz gerekçesiyle işten çıkartılmış. Bir günlük mesaisinin saat başı bir buçuk liraya geldiğini anlatan Yumuk, çalışma şartlarının çok ağır olduğunu söyledi. Mehmet Emin Ethem de düşük ücretle çalıştırıldıklarını ve maaşlarının düzenli ödenmediğini ifade etti. KRİZ PATRONU TEĞET GEÇTİ!İşçiler, fabrikadan kriz gerekçe gösterilerek işçi atıldığını, üretimde ise düşüş yaşanmadığını, işten çıkarmaların ardından çalışma saatlerinin 15 saate kadar yükseltildiğini belirttiler. Abdullah Şimşek adlı işçi, “İşveren için büyük bir fırsat oldu kriz, İşsizlik Fonu’ndaki parayı gündeme getirdiler. Olan küçük esnafa ve çalışanlara oldu. Büyük işverenin ise devlet arkasında zaten” dedi. Yıllık izinlerin işverenin keyfine göre uygulandığını belirten işçiler, cenazeleri olsa dahi izin alamadıklarını ve Pazar günleri de çalıştıklarını söyledi. Mermer tozuna ve gürültüye karşı önlem alınmadığını söyleyen işçiler, bundan dolayı pek çok işçinin çeşitli hastalıklara yakalandıklarını belirtiler. Fabrikaya yapılan denetimlerin fabrika müdürü ile görüşülerek yapıldığını söylediler. (Elazığ/EVRENSEL)

Bir sömürü cehennemi 0 Kommentare

Melek ZeytinAKP Milletvekili Tahir Öztürk’e ait olan ve yönetim kurulu başkanlığını Suat Öztürk’ün yaptığı Mesta Mermer Fabrikası, hiçbir kuralın tanınmadığı bir sömürü cehenneminden farksız.AKP Milletvekili Tahir Öztürk’e ait olan ve yönetim kurulu başkanlığını Suat Öztürk’ün yaptığı Mesta Mermer Fabrikası, hiçbir kuralın tanınmadığı bir sömürü cehenneminden farksız. Kriz bahanesiyel işçiler işten atılırken, çalışan işçilerin çalışma saatleri bazen 5 saat kadar çıkıyor. Düşük olan ücretler zamanında ödenmiyor. Zor koşullarda düşük ücretle çalıştırıldıklarını belirten işçiler, fabrikada şu anda çalışmakta olan arkadaşlarına koşulların düzeltilmesi için mücadele çağrısında bulundular. HAKKINI ARAYAN ATILIYORElazığ Organize Sanayi’deki Mesta Mermer Fabrikası, 2005’te 12 milyon dolarlık yatırımla kuruldu. Büyük mermer bloklarının tabakalar halinde kesilmesi, her ebatta fayans hatları, antik ve eskitme denilen mermer işlenmesi gibi tüm işlemler yapılıyor. Fabrika, dünyanın çeşitli merkezlerine mermer ithal ediyor. Yılda 1.5 milyon metrekare işlenmiş mermer üretimi yapabilme kapasitesine sahip olan fabrika, bölgede kapasitesi ve teknolojisiyle bir ilk olarak tarif ediliyor. Kurulduğu yıl 250 işçiyle işe başlayan fabrikada, 2007 yılından itibaren işten atmalar başladı. Kriz gerekçe gösterilerek önce 40 işçi işten atıldı. Fabrikada çalışan işçiler çalışma koşullarının düzeltilmesi, maaşların düzenli ödenmesi ve ücretlere zam yapılması talepleriyle iş bırakma eylemi yapıldı. Eyleme katılan işçilerin son verilmesiye işten atılan işçi sayısı 80’i buldu.PATRON KURAL TANIMIYORFabrikanın servis aracından başlayarak hiçbir uygulamanın usulüne uygun olmadığını belirten işçiler, iki servis aracından birinin üstü kapalı ve yük taşımakta kullanılan araçlardan olduğunu söyleyerek, bazen 60 işçinin sıkışarak bu araçla fabrikaya taşındığını belirttiler. İşçilerden Yücel Karaaslan, patronun işçiye verdiği değerin buradan da anlaşıldığını belirterek, mesai ücretlerinin maaş bordrolarına işlenmediğini ve bu yolla fabrika yönetiminin vergi kaçırdığını sözlerine ekledi. Karaaslan, bazen sınırsız mesai uygulandığını, aylık 50-60 saat mesai yaptıkları fabrikadan saat 17.00’de çıkmanın imkansız hale geldiğini, zamanla sabah sekizden başlayarak gece 23.00’e kadar çalıştırıldıklarını, itiraz edenlerin ise işten çıkarıldığını dile getirdi.ÜCRETSİZ MESAİSuat Doğan ise fabrika yöneticilerinin kendilerini dinlemediğini, hor gördüğünü belirterek, “Evimin kirası 350 lira, çocuğum özürlü, elektrik su faturası geldiği zaman açıkta kalıyordum” dedi. Mustafa Demirtaş, “Yirmiye yakın kadın çalışıyordu, onlara hakaretler, zorla mesaiye bırakmalar oluyordu. 1 yıla yakın ücretsiz mesai yaptırdılar. İşten çıkarılmakla tehdit edildikleri için seslerini çıkaramıyorlardı” sözleriyle kadınların çalışma koşullarının ağırlığına dikkat çekti. Demirtaş, Başbakan’ın Elazığ’da 2003 yılındaki mitingindeki konuşmasını hatırlatarak, “Asgari ücretle 4 kişilik bir aile, sabah, öğle, akşam simit yese bu parayla geçinemez, demişti. Şu an 4 kişilik bir aile 360 liraya geçiniyoruz, sade simit çayla” sözleriyle Başbakan’ı eleştirdi. Soner Yumuk, on ay çalıştıktan sonra kriz gerekçesiyle işten çıkartılmış. Bir günlük mesaisinin saat başı bir buçuk liraya geldiğini anlatan Yumuk, çalışma şartlarının çok ağır olduğunu söyledi. Mehmet Emin Ethem de düşük ücretle çalıştırıldıklarını ve maaşlarının düzenli ödenmediğini ifade etti. KRİZ PATRONU TEĞET GEÇTİ!İşçiler, fabrikadan kriz gerekçe gösterilerek işçi atıldığını, üretimde ise düşüş yaşanmadığını, işten çıkarmaların ardından çalışma saatlerinin 15 saate kadar yükseltildiğini belirttiler. Abdullah Şimşek adlı işçi, “İşveren için büyük bir fırsat oldu kriz, İşsizlik Fonu’ndaki parayı gündeme getirdiler. Olan küçük esnafa ve çalışanlara oldu. Büyük işverenin ise devlet arkasında zaten” dedi. Yıllık izinlerin işverenin keyfine göre uygulandığını belirten işçiler, cenazeleri olsa dahi izin alamadıklarını ve Pazar günleri de çalıştıklarını söyledi. Mermer tozuna ve gürültüye karşı önlem alınmadığını söyleyen işçiler, bundan dolayı pek çok işçinin çeşitli hastalıklara yakalandıklarını belirtiler. Fabrikaya yapılan denetimlerin fabrika müdürü ile görüşülerek yapıldığını söylediler. (Elazığ/EVRENSEL)

Bir sömürü cehennemi 0 Kommentare

Melek ZeytinAKP Milletvekili Tahir Öztürk’e ait olan ve yönetim kurulu başkanlığını Suat Öztürk’ün yaptığı Mesta Mermer Fabrikası, hiçbir kuralın tanınmadığı bir sömürü cehenneminden farksız.AKP Milletvekili Tahir Öztürk’e ait olan ve yönetim kurulu başkanlığını Suat Öztürk’ün yaptığı Mesta Mermer Fabrikası, hiçbir kuralın tanınmadığı bir sömürü cehenneminden farksız. Kriz bahanesiyel işçiler işten atılırken, çalışan işçilerin çalışma saatleri bazen 5 saat kadar çıkıyor. Düşük olan ücretler zamanında ödenmiyor. Zor koşullarda düşük ücretle çalıştırıldıklarını belirten işçiler, fabrikada şu anda çalışmakta olan arkadaşlarına koşulların düzeltilmesi için mücadele çağrısında bulundular. HAKKINI ARAYAN ATILIYORElazığ Organize Sanayi’deki Mesta Mermer Fabrikası, 2005’te 12 milyon dolarlık yatırımla kuruldu. Büyük mermer bloklarının tabakalar halinde kesilmesi, her ebatta fayans hatları, antik ve eskitme denilen mermer işlenmesi gibi tüm işlemler yapılıyor. Fabrika, dünyanın çeşitli merkezlerine mermer ithal ediyor. Yılda 1.5 milyon metrekare işlenmiş mermer üretimi yapabilme kapasitesine sahip olan fabrika, bölgede kapasitesi ve teknolojisiyle bir ilk olarak tarif ediliyor. Kurulduğu yıl 250 işçiyle işe başlayan fabrikada, 2007 yılından itibaren işten atmalar başladı. Kriz gerekçe gösterilerek önce 40 işçi işten atıldı. Fabrikada çalışan işçiler çalışma koşullarının düzeltilmesi, maaşların düzenli ödenmesi ve ücretlere zam yapılması talepleriyle iş bırakma eylemi yapıldı. Eyleme katılan işçilerin son verilmesiye işten atılan işçi sayısı 80’i buldu.PATRON KURAL TANIMIYORFabrikanın servis aracından başlayarak hiçbir uygulamanın usulüne uygun olmadığını belirten işçiler, iki servis aracından birinin üstü kapalı ve yük taşımakta kullanılan araçlardan olduğunu söyleyerek, bazen 60 işçinin sıkışarak bu araçla fabrikaya taşındığını belirttiler. İşçilerden Yücel Karaaslan, patronun işçiye verdiği değerin buradan da anlaşıldığını belirterek, mesai ücretlerinin maaş bordrolarına işlenmediğini ve bu yolla fabrika yönetiminin vergi kaçırdığını sözlerine ekledi. Karaaslan, bazen sınırsız mesai uygulandığını, aylık 50-60 saat mesai yaptıkları fabrikadan saat 17.00’de çıkmanın imkansız hale geldiğini, zamanla sabah sekizden başlayarak gece 23.00’e kadar çalıştırıldıklarını, itiraz edenlerin ise işten çıkarıldığını dile getirdi.ÜCRETSİZ MESAİSuat Doğan ise fabrika yöneticilerinin kendilerini dinlemediğini, hor gördüğünü belirterek, “Evimin kirası 350 lira, çocuğum özürlü, elektrik su faturası geldiği zaman açıkta kalıyordum” dedi. Mustafa Demirtaş, “Yirmiye yakın kadın çalışıyordu, onlara hakaretler, zorla mesaiye bırakmalar oluyordu. 1 yıla yakın ücretsiz mesai yaptırdılar. İşten çıkarılmakla tehdit edildikleri için seslerini çıkaramıyorlardı” sözleriyle kadınların çalışma koşullarının ağırlığına dikkat çekti. Demirtaş, Başbakan’ın Elazığ’da 2003 yılındaki mitingindeki konuşmasını hatırlatarak, “Asgari ücretle 4 kişilik bir aile, sabah, öğle, akşam simit yese bu parayla geçinemez, demişti. Şu an 4 kişilik bir aile 360 liraya geçiniyoruz, sade simit çayla” sözleriyle Başbakan’ı eleştirdi. Soner Yumuk, on ay çalıştıktan sonra kriz gerekçesiyle işten çıkartılmış. Bir günlük mesaisinin saat başı bir buçuk liraya geldiğini anlatan Yumuk, çalışma şartlarının çok ağır olduğunu söyledi. Mehmet Emin Ethem de düşük ücretle çalıştırıldıklarını ve maaşlarının düzenli ödenmediğini ifade etti. KRİZ PATRONU TEĞET GEÇTİ!İşçiler, fabrikadan kriz gerekçe gösterilerek işçi atıldığını, üretimde ise düşüş yaşanmadığını, işten çıkarmaların ardından çalışma saatlerinin 15 saate kadar yükseltildiğini belirttiler. Abdullah Şimşek adlı işçi, “İşveren için büyük bir fırsat oldu kriz, İşsizlik Fonu’ndaki parayı gündeme getirdiler. Olan küçük esnafa ve çalışanlara oldu. Büyük işverenin ise devlet arkasında zaten” dedi. Yıllık izinlerin işverenin keyfine göre uygulandığını belirten işçiler, cenazeleri olsa dahi izin alamadıklarını ve Pazar günleri de çalıştıklarını söyledi. Mermer tozuna ve gürültüye karşı önlem alınmadığını söyleyen işçiler, bundan dolayı pek çok işçinin çeşitli hastalıklara yakalandıklarını belirtiler. Fabrikaya yapılan denetimlerin fabrika müdürü ile görüşülerek yapıldığını söylediler. (Elazığ/EVRENSEL)

Kitleye ateş açan Bilen'in sicili karanlık 0 Kommentare


MUŞ - Muş'un Bulanık İlçesi'nde halkın üzerine ateş açarak 2 kişinin ölümüne neden olan Turan Bilen'in bazı askerlerle silah ticareti yaptığı ortaya çıktı. Kapatılan DTP il başkanı ve Muş Barosu saldırının planlı olduğuna dikkat çektiler. İlçedeki gerginlik devam ederken, durumu ağır olan 2 yaralı Elazığ Devlet Hastanesine kaldırıldı.Muş'un Bulanık ilçesinde DTP'nin kapatılmasını protesto eden grubun üzerine ateş açılması sonucu 2 kişi yaşamını yitirirken 7 kişide yaralandı. Gerginliğin hakim olduğu ilçe asker ve jandarma tarafından abluka altında tutuluyor. Giriş ve çıkışların kontrol altında tutulduğu Bulanık'ta çatışmalar sürüyor. ASKERLER SİLAH TİCARETİ YAPIYORDUOlaylarda halkın üzerine kalaşnikof silahla ateş eden Turan Bilen daha önce DTP'nin gerçekleştirdiği eylemlerde provokatif girişimlerde bulundu. İlçe halkının büyük tepki gösterdiği Bilen ailesi Mardin'li ve Arap kökenli bir aile. Bilen ailesi 1978'de ilçede Ala Rizgaricilere silahlı saldırıda bulundu. Bilen'in babası Şerif Bilgen 1992'de 2 gerillanın yaşamını yitirmesinden sorumlu tutulurken ilçede MHP teşkilatının kurucuları arasında yer aldı. Bulanıklılar geçmişten bu yana JİTEM ve Emniyet unsurlarıyla birlikte hareket eden Turan Bilen'in manifatura dükkanında sürekli ağır silahlar bulundurduğunu ve Bulanık Jandarma Komutanlığında görevli bazı askerlerle silah ticareti yaptığını belirtti. YARALILAR ELAZIĞ'A GÖNDERİLDİANF’ye bilgi veren kapatılan DTP'nin Bulanık İlçe Başkanı Rahmi Çelik, olaylarda iki kişinin öldüğünü, iki kişinin de ağır yaralı olduğunu söyledi. Yaralıların Elazığ Devlet Hastanesi'ne gönderildiğini belirten Çelik, "Onlarca yaralı var. Gösteriler ilçe merkezinde devam ediyor. Çatışmalar hala sürüyor. Bu kitleye açan kişi bu gösterilerde başından sonuna kadar polislerle birlikte çatıştı. Sonunda kitleye ateş açtı. Polisle beraber sıktı. Bu adam devletle çalışıyor. Sürekli silah biri zaten. Bulanık’ta kime sorarsanız o ailenin nasıl bir aile olduğunu bilir. Ha o aile o polis hiç fark yok’’ diye konuştu.OLAY PLANLIÖte yandan Muş Baro Başkanı Sabahattin Göçmen ise Bulanık ilçesindeki olayların planlı olduğunu söyledi. İlçede esnafın kepenk kapattığını, göstericilerin basın açıklaması yapmak için çarşı merkezine giderken kasıtlı olarak açık olan manifaturacının bulunduğu tarafa yönlendirildiğini belirten Göçmen "Basın açıklaması için toplanan göstericiler belediye önünden çarşı merkezine giderken ilk müdahale polisten yapılıyor. Polis tazyikli su ve biber gazıyla müdahale ediyor. İlçede tüm dükkanlar kapalıyken, kitle açık olan manifaturacının bulunduğu tarafa yönlendiriliyor. Saat 06.00'dan itibaren manifaturacı çevresinde güvenlik görevlileri görülmüş. Olay sırasında Kalaşnikof ve G- 3 gibi silahlarla ateş adilmiş" dedi.Konuyla ilgili gerekli bütün girişimleri yapacaklarını aktaran Göçmen, Baro olarak ölen kişilerin otopsi işlemlerine katıldıklarını ve oylayın bütün detaylarını incelediklerini dile getirdi.ANF NEWS AGENCY